Facebook’un kurucusu ve CEO’su Mark Zuckerberg’in ABD Kongresi’nde senatörler tarafından sorgulanması tüm dünyanın ilgisini çekti. 5 saatten fazla devam eden sorgulamada sorulara sakin şekilde cevap veren Zuckerberg yine özürler diledi, hatalarını kabul etti ve gerekli önlemleri alacağına dair sözler verdi.

Açık açık suç işledikleri halde “kıytırık” müteahhitlerin bile hesap vermeye tenezzül etmediği bizim gibi ülkelerde canlı yayınlanan sorgulama şovu tabii çok ilgi çekti. Senatörlerin Mark’ı “sıkıştırması”, “Hey Mark, kişisel verilerin gizliliği anayasal ilkedir, sen hangi otelde kaldığını bize söylüyor musun, demek ki kişisel veriler saklı durmalıdır”, “Mark, iyisin, hoşsun da, bu verileri neden sakladın, kimlere verdiğini neden kontrol etmedin?”, “Mark, bu kaçıncı özrün, artık özür değil, icraat bekliyoruz”, “Mark, bize kimsenin okumadığı, sayfalar süren gizlilik politikalarından artık bahsetme, adım at, bir daha çağırmayalım seni” gibi ifadelerin ve Mark’ın efendi efendi cevap vermesinin “siz kimsiniz ya”, “bana komplo kurdular”, “Ruslar beni kandırdı” efelenmelerine alışkın olan bizleri mest etmesi anlaşılır.

Tabii bu halkla ilişkiler şovunun sonunda Facebook hisselerinin değer kazanması da dikkate değer. Hakkında dava açılan, iktidarın “taktığı” işadamını ailesinin dahi terk ettiği bizim gibi ülkelerde sorgulanan bir şirketin son haftalarda kaybettiği değeri bir miktar telafi etmesi de bizlere şaşırtıcı gelebilir. Oysaki burada verilen “mesaj”, ABD’nin bu güzide şirketinin hatalarından ders çıkarttığının ve önlem alacağının en üst düzeyde teyidine duyulan güveni ifade ediyor. Sonuçta ABD’nin çıkardığı “ender genç beyinlerinden biri” olan Zuckerberg insanlara sosyalleşecekleri harika bir imkan sunmuş ama bazı kötü niyetliler bu imkanı kötüye kullanmışlar, sonuçta “gençtir, hata yapar”.

İşin magazinel kısmını bir kenara bırakmakta fayda var. Senatörler çok mu sıkıştırdı, ihtiyarların sorularına cevap verirken Mark zorlandı mı veya senatörlerin danışmanları çok teknik konulara girdiler de toplumun anlayabileceği net sorularla meselenin aydınlanması mümkün olmadı mı veya bu iş burada kalmamalı mı, Zuckerberg İngiltere’ye de gelmeli mi, AB’ye de hesap vermeli mi… Diğer yandan bu kavganın farklı sebeplerinin olup olmadığı da başka bir mesele ve belki zamanla daha iyi anlaşılır. ABD’de ve dünya genelinde bir elin parmaklarını biraz aşan şirketlerin iç mücadeleleri ve hesaplaşmaları bundan sonra nereye evrilecek, Facebook’un topladığı verilere nazaran çok daha ayrıntılı bilgiler toplayabilen Google da hesap verecek mi? Ya Amazon, Apple?

Bu konunun daha da devam edeceği, yeni teşhir girişimlerinin ortaya çıkacağı beklenebilir. Ancak belki de bu tartışmaların en büyük yararı tekel konumundaki bu şirketlerin küresel çapta elde ettikleri muazzam veri ile neler yaptıkları, neleri amaçladıkları gibi konularda daha net bilgiye sahip olmamız ve bu konuda bilinçlenme ve karşı önlemler alma imkanının açığa çıkmasıdır. Sonuçta diyalektiğin yasası herşeyin kendi zıttını açığa çıkarmasıdır. Milyarlarca kişiden gündelik olarak, gerçek-zamanlı, akla hayala gelmeyecek büyüklükte verinin toplanması, bu veriyle ne yapılacağını ve hangi verinin daha değerli olduğunu bulmayı da zorlaştırıyor. Ayrıca büyük veri, makine öğrenmesi, yapay zeka gibi alanlarda çalışma yürüten emekçilerin sayılarının artıyor olması da alternatif çalışmaları mümkün hale getiriyor.

Bundan sonra Facebook ve peşi sıra Google, Amazon gibi şirketler yeni kurallar ortaya koyacaklar. Büyük ihtimalle gizlilik politikaları daha okunur ve sade olacak. Üçüncü taraflarla bilgi paylaşımı ve verilerin saklanması, silinmesi gibi konularda yeni seçenekler sunulacak. Bundan büyük ihtimalle en büyük zararı Facebook, Instagram gibi yerlerden veri çekerek iş yapan küçük işletmeler ve start-uplar görecek. Küçük teknoloji şirketleri beş büyük dev şirkete bağlılar ve etkili ürünler sunmaları sahip oldukları verinin niteliğine ve niceliğine bağlı. Bu şirketlerin kendi imkanları ile veri toplamaları daha zor, daha masraflı ve bu yönde ne kadar çalışsalarda söz konusu tekel konumundaki şirketlerin sahip oldukları verilerle baş etmeleri mümkün değil. O nedenle bu şirketlerle ortaklık kurup onların verilerini çekmeleri ve bu veriye dayanarak ticari ürünler geliştirmeleri en mantıklı yol oluyor. Mevcut süreç bu yolun tıkanmasına ve bu şirketler üzerindeki tekelci şirketlerin denetiminin artmasına neden olabilir. Örneğin şimdiden Instagram günlük veri çekme limitini ciddi oranda düşürdü.,

Facebook Skandalı Ardından: İnternette Ne Kadar Güvendeyiz?

Facebook kullanıcıların verilerini satıyor mu ve artık bundan vazgeçecek mi? Facebook’un verileri birebir sattığını iddia eden ve buna dair kanıtlar öne süren akademisyenler var. Ancak Facebook esas olarak piyasaya çıkıp “elimde ne güzel, ne akıllı bireylere ait bilgi var, buyrun satın alın” demiyor. Mevcut verileri kendisi derleyip kategorize ediyor, ardından reklam verenlerin isteklerine uygun şekilde kişiye özel hedeflenmiş reklamların ve mesajların iletilmesini sağlıyor. Aslında sizin gönüllü olarak paylaştığınız verileri derleyip ticari bir ürüne dönüştürüyor. Dolayısıyla ayakkabı arayana ayakkabı reklamı, tatil yörelerine bakana tatil turu satan reklamlar iletiyor.

Bu konuda çalışmalarıyla bilinen Zeynep Tüfekçi, Facebook’un verileri satmak istemeyeceğini, tersine korumak isteyeceğini, çünkü Facebook’a güç verenin sahip olduğu veriler olduğunu, onu korumanın işine geldiğini söylüyor. Sonuçta siz Facebook üzerinden bir sayfa açıp sözleşmeye onay verdiğinizde Facebook’un sunduğu imkanları kullanıyorsunuz ve Facebook da doğal olarak bu veriye ulaşıyor. Siz bilgilerinizin siyasal, ticari vb açılardan manipüle edilmesine karşı çıkıyorsunuz. Ancak Facebook’un verileri üçüncü kişilerle paylaşmasına sınır getirilmesi Facebook’un iş modeline esaslı bir engel çıkartmıyor, çünkü Facebook esas olarak bizim algılarımızı, beğenilerimizi, tercihlerimizi satıyor. Bu verilere sahip olduğu için reklam verenlere hedef kitlelerine, kişisel olarak ve doğrudan ulaşma imkanı sunuyor.

Google üzerinden istediğimiz aramayı yapmamız, yolunu bilmediğimiz yerleri haritasına bakarak bulmamız, Tripadvisor üzerinden tatil mekanlarını öğrenmemiz, parmak iziyle IPhone’u açmamız, Twitter ve Facebook mesajları ve beğenileriyle hayata dair beklentilerimizi, eleştirilerimizi, duruşumuzu göstermemiz, online satış sitelerinden siparişler vermemiz gibi olgular bizim kendi isteğimizle, günde ciddi bir mesai ayırarak paylaştığımız ve yararlandığımız olgular. Sosyal medya platformları sayesinde sevdiklerimizle iletişimimizi sürdürüyor, sevmediklerimizle kavga ediyor, etkinlikler düzenliyor, duyurular yapıyoruz. Her bir adım da doğal olarak bu hizmeti sunan şirketlerde bizim adımıza devasa verinin birikmesine neden oluyor. Psikologların ve diğer bilim insanlarının çalışmaları ile bu veriler üzerinden her birimize yönelik derinlikli analizler yapılabilir. Dahası bu süreçte daha net şekilde anlaşıldı ki, Facebook biz online değilken de bizi takip edebiliyor veya Facebook açıkken başka bir sayfada okuduklarımızı tespit edebiliyor, hatta Facebook hesabımız olmasa dahi adımıza gölge bir hesap açıp eşimizin dostumuzun paylaşımları üzerinden bizi tanıyabiliyor.

Kapitalizm tüm bu verileri işleyen makineleri eğiterek oluşturduğu yapay zeka programları ile bize ürün satıp kar etmeye, siyasi olarak manipüle etmeye, üzerimizdeki baskı ve gözetimi derinleştirmeye ve rakip devletler ve şirketler nezdinde istihbarat yapıp savaşa hazırlanıyor. Örneğin günümüzde Çin’de ve Afrika’da cep telefonu verileri üzerinden göç hareketlerini, salgın hastalıkları tespit eden çalışmalar yürütülebiliyor. Ekonomik durumdaki değişimler, işsizlik ve ekonomik kriz gibi alanlarda gerçek-zamanlı verilerle öngörülerde bulunmaya veya toplumsal huzursuzlukları tespit etmeye dair çalışmalar da hızlı şekilde yaygınlaşıyor.

Facebook ve benzeri şirketlerin sahip olduğu imkanlar çok değerli. Dolayısıyla ABD’li senatörler ABD içine dair siyasi mücadelelerde bu platformların oynadığı role dair belirli düzenlemeler yapabilir. Ancak veri toplama ve analiz etme, veri madenciliği gibi konularda bu büyük imkanı dünya genelinde hegemonyasını sürdürmek için kullanmaktan vazgeçmesi mümkün değil. Sonuçta Facebook veya Google sıradan şirketler değil, sadece tekelci birer şirket de değil. Bu şirketlerin ABD devletiyle ve kurumlarıyla iç içe geçtiğini, birbirlerine ayrılmaz şekilde bağlı olduklarını biliyoruz. Bunu sadece Rusya ve Çin’e göre daha farklı bir yöntemle ve belki de biraz daha kibar yapıyorlar.

Dolayısıyla karşı bir bilinç oluşturmak ve sosyal medyayı, kişisel verileri bilinçli olarak paylaşmaya dair bir çalışma yürütmek oldukça önemli. En azından kahve falına bakan bir aplikasyon telefon numaralarımıza ulaşmak istiyorsa reddedebiliriz. Ayrıca insanların sadece paylaştığı mesajlara bakıp onun hakkında her türlü bilgiye ulaşma gibi iddiaların da abartılı olduğunu, insanların görüşlerinin, tutumlarının, beklentilerinin ve kişiliğinin dinamik ve değişken olduğunu, herkesin her düşüncesini, her halini teşhir etmediğini, paylaşmadığını bilerek mevcut verileri incelemek önem kazanıyor.