Yurtdışına Kaçış ve “Seküler Göç” Meselesi

seküler göç

Murat Belge’nin Oxford Üniversitesi’ne gelmek için risk altındaki akademisyenler adlı kurumdan fon istemesi üzerine kendisinin odağında yer aldığı, hükümeti yıllardır destekleyen “liberal” kesimlerin yurtdışına çıkışı meselesi ve son dönemde popüler olan “bu ülkede yaşanmaz artık” göçü yeniden gündeme geldi.

Son dönemde Türkiye’den başta Avrupa olmak üzere yurtdışına bir göç eğiliminin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum aslında Türkiye’nin göç dinamiklerinden bağımsız bir durum değildir. Tarihte de baskı dönemlerinde bu tür bir hareketliliğin yoğunlaştığı bilinmektedir. 80 darbesi sonrasında genel olarak veya Maraş katliamı gibi olayların ardından bölgesel olarak yoğun göç hareketleri görülmüştür. Ancak bu dönemin özgünlükleri de dikkate alınmalıdır. Yine de, bahsedilen hareketliliğin boyutları ve istatistiki verileri konusunda net rakamlar vermek oldukça güçtür. Örneğin İngiltere’ye son 5 yılda geldiği belirtilen 17.500 kişi olsa da tüm bu hareketliliğin ortak bir amaçla gerçekleştiğini söylemek pek mümkün sayılmaz. Bu nedenle basitçe “seküler göç” olarak tek bir tanımla ifade etmek yeterli olmayacaktır.

Bu göç eğilimi üzerine ortak bazı sebepler saymak mümkün olabilir. Daha öncesinde başlamakla beraber özellikle darbe girişimi, OHAL ve referandum süreçlerinin insanlarda yarattığı umutsuzluk ile hukuk, eğitim ve mülkiyet hakları gibi konulardaki belirsizlikler ve geriye gidiş en temel ortak sebepler arasında sayılabilir. Ülkeden ayrılan veya ayrılmayı düşünen kesimleri kabaca bazı alt gruplara ayırabiliriz:

  • Siyasi sebeplerle acılan kovuşturmalar sebebiyle ayrılanlar.
  • Ülkedeki hukuk ve mülkiyete dair tasarruflardan dolayı tedirgin olan ve “elitler” için altın vize uygulamalarından yararlanan, ekonomik durumu iyi olan bazı kesimler İspanya, Yunanistan, İngiltere, Portekiz gibi ülkelerde ev almakta ve buralara sermaye aktarmakta, karşılığında oturum hakkı alabilmektedir.
  • Özel bir siyasi aktivizmi olmasa da ülkenin genel gidişatından, eğitim sisteminin durumundan bunalıp daha seküler ve rahat yaşamak için yurtdışını tercih edenler böyle bir arayışa girebilmektedir.
  • Kendisi gelmese de çocuklarının eğitimi için maddi imkanlarını zorlayarak çocuklarının yurtdışında lisede ve üniversitede okuması ve uzun vadede orada kalıcı olması için planlar yapanlar olabilmektedir.
  • Türkiye’de iyi sayılabilecek bir işi olsa da yaşamından memnun olmayan, beyaz yakalı, iyi eğitimli, yabancı dil bilen bir kesim de yurtdışında iş imkanları aramakta veya bir şirkette iş bularak veya kendi işini kurma amacıyla yurtdışına taşınmakta ve bu yönde sunulan özel vize imkanlarını değerlendirmeye çalışmaktadır.

Ancak henüz net genellemeler yapmak için erken sayılabilir. İlk olarak bu göç hareketliliğin ne kadar devam edeceği bilinmiyor, gidenlerin ne kadarının kalıcı olacağı da net değil. Türkiye’de yaşam birçok kişiye çekilmez gelse de diğer birçok ülkede de durum pek parlak değil. Algıdaki Avrupa ile karşılaşmamak, bir ülkeden diğerine taşınmanın külfeti, toplumsal statünün bir anda sarsılması, alışkanlıklardan ve sosyal çevrelerden bir anda kopulması, taşındıktan sonra çalışma yaşamının ve imkanların beklendiği gibi çıkmaması ve ırkçılık, gündelik yaşamda karşılaşılan ayrımcılık, memleket özlemi gibi çok çeşitli sebeplerle geçiş süreci kolay olmamaktadır. Bu nedenle hemen geri dönenler olduğu gibi, çocuğun eğitimi veya çifte vatandaş olma gibi çeşitli motivasyonlarla gün sayanlar da bulunmaktadır.

İkincisi bu göç hareketliliğinin yurtdışındaki Türkiyeli göçmenlerin mevcut sosyal ağlarına ve yapısına önemli etkiler yaratacağı beklenmelidir. Genellikle yurtdışında siyasi görüş, inanç ve hemşehrilik/etnik yapı üzerinden sosyalleşme, örgütlenme ve hareket etme daha yaygındır. Yeni gidenlerin bu mevcut ağlara dahil olması beklense de bu sınırları aşan, yeni alternatif ağlar oluşturması da mümkündür. Daha şehirli, eğitimli, daha iyi iş ve eğitim imkanlarına sahip, yaşam tarzı üzerinden daha geniş ortak değerlere öncelik veren sosyal göçmen ağlarının oluşmaya başladığı görülmektedir.

Ülkemizden önceki dönemlerdeki göç hareketleriyle karşılaştırıldığında mevcut hareketliliğin bir özgünlüğü de teknolojik imkanlar sayesinde bir ülkeden diğerine gitmenin sosyal ve ekonomik maliyetinin daha düşük olmasıdır. Örneğin Facebook üzerinden rahatlıkla Londra, Toronto veya Berlin’de yaşayan Türkiyelilerin kurduğu gruplara katılabilirsiniz ve kendi bakış açısına uygun bir kesimle daha göç etmeden bağ kurabilirsiniz. Bu gruplar üzerinden eğitim, sağlık, kiralık ev, iş imkanları gibi çok çeşitli konularda ayrıntılı bilgi öğrenilebiliyor. Yurtdışında bir şirkette çalışmak veya lisede, üniversitede okuma imkanları da artık daha fazla ve bu tür iş veya okul başvurularında kabul alma olasılığı da yüksek. Ayrıca tatil bahanesiyle hedeflediğiniz ülkeyi gidip gezip karar vermek de mümkün. Dolayısıyla mevcut sosyal ağların dışında da hedef ülke hakkında detaylı bilgiye ulaşmanın yolları ve gittikten sonra da iki ülkeyi deneyimlemeyi sürdürmek geçmişe oranla çok daha mümkün.

Bu göç hareketliliğini romantize ederek meşrulaştırmanın veya göç edenlere tepkisel tutumlar sergileyip ülkede kaldığı için övünmenin pek bir anlamı olmadığı kanaatindeyim. Tarihsel olarak bakıldığında bunun özgünlüklerine rağmen yeni bir olgu olmadığını görmek ve daha sağlıklı değerlendirme yapmak önem kazanmaktadır. Umutsuz ve yılgın olan ve yurtdışına çıkmakta çare arayanlar kalabalık bir topluluk halini aldıysa onlara çarenin olduğunu göstermek ve salt bu sebeple ülke değiştirmenin çözüm olmayacağını anlatmak da mümkün. Öyle olmasaydı İngiltere’deki tüm akademisyenler emeklilik hakları için 22 ve 23 Şubat tarihlerinde greve gitmezlerdi.