Bir çok kişi, 2017’yi İtalya’nın göç politikaları için bir “dönüm noktası” olarak görüyor. Fatura genelde, 2016 sonrası İç İşleri Bakanlığı görevini üstlenen eski gizli servis görevlisi Marco Minniti’ye kesiliyor. Daha geniş bir perspektiften bakalım. İtalyan göç politikasının temelleri nelerdir? 4 Mart’taki seçimler bu politikayı nasıl etkileyecek?

İtalya uzun süre Avrupa Birliği içinde ortak bir göç politikasının taraftarı oldu. Mart 2016’da AB-Türkiye Mutakabatı’na varılmasından sonra bu tarz bir anlaşmanın kendi bölgesinde de uygulanmasını talep etti. Valetta Zirvesi’nden sonra “ortak bir göç politikası” noktasında bazı olumlu gelişmeler olsa da hala ek tedbirlerin alınması gerekiyor.

2017’de, İtalya’nın göçe yaklaşımı başlıca iki çizgi üzerinden ilerledi: AB içi destek ve uzlaşma, AB tarafından desteklenecek ikili mekanizmalar. Nitekim 2 Şubat 2017’de Libya ile İtalya arasında bir anlaşma imzalandı. Libya’yla göç yönetimi konusunda iş birliği öngören bu metin büyük tartışma yarattı. Bu süreçte İtalya, Libya’daki hukuksuzluğun meşrulaştırılmasına sebep olmakla itham edildi. Libya gibi göçmenlerin keyfi alıkonmasının yaygın bir uygulama olduğu bir ülke ile böyle bir anlaşma imzalayan Hükümet büyük tepki aldı. 

Birleşmiş Milletler destekli Trablus Hükümeti ile iş birliği ve sıkılaştırılmış sınır kontrollerinin yanı sıra Libya Sahil Güvenlik güçlerini destekleme programı da devreye sokuldu. Aynı süreçte, açık denizde arama kurtarma faaliyeti yapan uluslararası yardım kuruluşlarını kapsayan bir yönetmelik hazırlandı. Siyasetin ve medyanın dikkati Libya’ya çevrilmişken Hükümet odak noktasını daha güneye, Afrika’da göçmen veren ve transit konumda bulunan ülkelere kaydırdı. Bu kapsamda Nijer, Libya üzerinden İtalya’ya ulaşmak isteyen Afrikalı göçmenler için en önemli geçiş noktalarından biri haline gelmiş durumda. İtalyan yardımlarıyla bu ülkede sınır yönetiminin geliştirilmesi adına projeler hayata geçirilmekte. İtalya ayrıca yakın zamanda Nijer’e 470 personel ve 130 araçlık bir askeri misyon konuşlandırdı. Böylece, yerel güvenlik güçlerinin eğitilmesinin yanı sıra sınır kontrollerinin bir üst seviyeye taşınması da amaçlanıyor. Bu adımların finansmanı için bazı AB fonları kullanıldı.

Şimdiye kadar İtalya’nın Avrupa göç politikasında üstlendiği öncü rolün Avrupa genelinde hem övgü hem de eleştiri topladığı söylenebilir. Bugün sormamız gereken soru ise şu olmalı: Yeni hükümet şimdiye kadarki göç politikaları ile İtalya’nın dış politika ve güvenlik alanlarındaki önceliklerini nasıl bir arada yürütebilecek?

 

*IAI Yorum serisinde “Leading the Way? Italy’s External Migration Policies and the 2018 Elections: An Uncertain Future” başlığıyla yayımlanan yazıdan sadeleştirilerek çevrilmiştir.