26 Mart’ta başlayan Varna Zirvesi, Türkiye ve AB arasındaki gerilimin  azalması ve Türkiye’nin üyelik sürecine yönelik siyasal ruhun yeniden kazanılması için son derece önemliydi. Vize serbestisi, Gümrük Birliği, Doğu Akdeniz-Ege’de ısınan sular ve Geri Kabul Anlaşmasının sancıları arasında geçen zirve ilişki tazelemek açısından önemli bir dönüm noktası oldu.

Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nın aşırı sağın gölgesinde yönetilen Avusturya’ya geçmesinden önce zirvenin gerçekleştirilmesi kurumsal ve liberal değerler etrafında birleşen Avrupa devlet aklı açısından önemli bir reaksiyondu.

 

Bir Diplomatik Mesaj Olarak Varna

Zirvenin belli başlı erteleme ve lokasyon değişikliklerine uğrayarak Varna’da yapılması Birliğin Türkiye’ye yönelik ince nüanslar barındıran diplomatik bir hareketi olarak okundu. Zirvenin daha erken bir tarihte ve Brüksel’de yapılmaması için hiç bir engel yoktu. Dönem başkanlığının Avusturya’ya geçmesine sayılı zaman kala yapılması da üstü kapalı ama net bir mesaj olarak algılandı. Türkiye ilk kez bir AB zirvesine katılmıyor. Zirve’nin Brüksel’de yapılmış olmaması Birliğin Türkiye’ye yönelik güncel politikalarında üyelik sürecini sahiplenmek başta olmak üzere Türkiye hususunda net bir ajandası olmadığı izlenimini vermektedir.

Psikolojik olarak açık bir mesajla başlayan zirvede paydaşların yan yana gelerek çekince ve şikayetlerini belirtmesi bakımından her şeye rağmen önemli bir atılımdır.  Son iki yılda karşılıklı atışmaların bir tarafa bırakılarak partnerlerin somut bir şekilde masaya oturması ilişkilerin hayati derecede önemli olduğunu hatırlatır niteliktedir.

 

Diplomatik Açmaz

Üyelik sürecinden ziyade ikili ilişkileri son dönemde belirleyen Gümrük Birliği, Mülteci meselesi ve Suriye krizinin yol açtığı sorunların konuşulduğu zirve ilişkilerin gidişatı açısından önemli bir dönüm noktası oldu.

Geri Kabul Anlaşması ile birlikte Ege rotasındaki mülteci girişini neredeyse sıfırlayan birlik, önemli bir nefes alsa da Türkiye mülteci meselesine birliğin daha fazla maddi katkı vermesini bekliyor. Türkiye, anlaşmanın üzerine düşen kısmını yerine getirdiği ama Avrupa’nın yeterli ölçüde destek olmadığı görüşünü yineledi. Türkiye Avrupa’dan gelen fonun doğrudan hazineye aktarılmamasından oldukça rahatsız oldu. Fonun önemli bir kısmı projeler üzerinden aktarıldı. İlerleyen zamanda Türkiye’ye doğrudan aktarılacak bir fonun olup olmadığı ise hala gizemini koruyor.

 

Vize Serbestisi En Erken 2020’de

Geri Kabul anlaşması sürecinde gündeme oturan vize serbestisi “72” kriter olarak adlandırılan uyum mutabakatında terörle mücadele yasasına takılmıştı. Organize ve siber suçlarla mücadelede AB uyum normlarından, yeni kimlik kartlarına, AB kurumlarıyla entegrasyondan terörle mücadele kanununun daraltılmasına değin oldukça geniş bir kriter listesi sunulmuştu. 2016’da Türkiye, terörle mücadele kanununun daraltılması teklifini kabul etmemişti. Terörle mücadele kanunu konusunda uzun süre eylemsizlik içinde kalınsa da diğer başlıklar hızlı bir şekilde tamamlandı.

Türkiye Varna öncesi AB kurumlarına 72’de 72 tamamlama sağladığını bildirerek vize serbestisi sürecinin aktif bir safhaya geçmesini talep etti. Her iki taraf da vize hususunda olumlu bir havaya sahip olsa da kısa vadede özellikle 2020 öncesinde vize serbestisinin gerçekleşeceğine dair somut bir veri ve tutum bulunmamaktadır.

AB Parlamentosu 2019 seçimleri ile yenilenmiş bir şekilde siyasal arenaya girmeden vize serbestisini gerçekleştirecek bir potansiyele sahip değildir. Türkiye ile son dönemlerde gerilen ilişkilerle hafızası dolu olan parlamentonun bu tarzda bir politik açılıma girmesi beklenmemektedir. 2019’un ayrıca Türkiye’de seçim yılı olduğu da göz önüne alındığında Türkiye’nin alacağı siyasi tutumu da görmek isteyecek olan Avrupa bu somut olgular ışığında süreci adım adım ilerletecek ve 2020’yi bekleyecektir.

 

Ticari İlişkiler

Gümrük Birliği konusu zirvenin bir diğer önemli konu başlığıydı. Birleşik Krallık’ın birlikten ayrıldıktan sonra oluşturduğu ikili anlaşmalarla çıkarını koruma çabası, zirve öncesinde Türkiye’nin Gümrük Birliğinde çıkarlarını daha iyi koruyabileceği bir düzenleme isteğini uyandırdı.

Birliğin, Türkiye’nin Gümrük Birliğinde maruz kaldığı ekonomik kaybın telafisine yönelik bir güncellemeyi kapsayan yol haritası olmadığı zirvede bir kez daha tescillenmiş oldu. Komisyonlarda tıkanan gümrük birliği güncellemesi parlamentoya dahi gelemiyor.

Türkiye Gümrük Birliği anlaşmasında karar alma süreçlerine dahil olamıyor. AB üyeliği olmayan Türkiye başta serbest ticaret anlaşmaları ve gümrük tarifelerinin/serbestiyetlerinin kendisinden habersiz bir şekilde alınmasından veya kendi ekonomik durumunun göz ardı edilmesinden ekonomik ve politik anlamda oldukça rahatsız oluyor.

İkili ilişkilerin dayandığı temel dayanaklardan biri olan büyük ekonomik ticaret hacminin, Gümrük Birliği’nde bir takım güncellemelerle iyileştirilmesine yönelik kısa vadede bir çözüm umudu görülmemektedir.

 

Ege ve Akdeniz’de Yüksek Tansiyon Düşmüyor

GKRY ve Yunanistan’ın Ege ve Akdeniz’de izlediği agresif politikalara değinmeksizin Türkiye’nin havzadaki durumuna değinilmesi diplomatik ve siyasi açıdan negatif bir tutum oluşturdu. Bilhassa Ege Denizi’ni yasa dışı göç rotası olmaktan çıkaran Türkiye’nin tutumunun gerektiği kadar iyi savunulmaması birliğin Türkiye’ye yönelik tutumunun belirsizsizliğini sürdürdüğüne dair iddiaları güçlendirdi.

İki Yunan askerinin sınır ihlali sebebiyle Türkiye’de tutuklu bulunması ve Türkiye’nin Yunanistan’a iltica eden askerlerinin kendisine iade edilmesine olumlu bir cevap alamaması Ege’nin iki tarafında da suların ısınmasına yol açtı. Türkiye iki Yunan asker için olağan uluslararası hukuku uygulasa da AB sürecin hızla tamamlanıp askerlerin Yunanistan’a iade edilmesini açıkça talep etti.

 

Zirve’nin Olumlu Sonucu Yok mu?

Tüm diplomatik yavaşlatmalara rağmen Avrupa Komisyon başkanı Juncker, Türkiye’nin aday ülke olduğunu hatırlatarak sürecin yavaş da olsa kurumsal bir ilerleyişe tabi olduğunu vurguladı. Türkiye’nin ve Avrupa Birliği’nin karşılıklı olarak birbirlerine ihtiyacı olduğu bir çok alanda vurgulandı.

Türkiye’nin üyelik sürecinin seyrine yönelik doğrudan bir kazanım olmasa da soğuk seyreden ilişkilerin, ve dışlayıcı söylemlerin bir kenara bırakılarak karşılıklı kazanımlar ve çıkarlar doğrultusunda seyredecek bir yeni döneme girdiğinin ilk resmi kaydı olarak zirve tarihe geçmiştir.

 

Sonuç

2018, karşılıklı hamlelerle gerilmiş ilişkilerin  daha rasyonel ve diplomatik bir açılımla yumuşama politikalarına girileceğine dair bir projeksiyon sağladı.İki aktör de rasyonel ve karşılıklı menfaat noktasında yeniden yüksek temsille sıcak ilişkiler kurmaya başladı. Burada esas kırılma üyelik sürecinde bir ilişkiden ziyade siyasi,ekonomik ve güvenlik politikaları üzerinden şekillenen bir ajanda ile ilişkilerin yeniden başlatılması oldu. Juncker’in stratejik partner vurgusunu da bu husus altında okumak ilişkilerin yakın geleceğinin üyelik perspektifinden uzak bir kazan-kazan süreci olarak devam edeceği izlenimini verdi.

Türkiye-AB ilişkilerinin üyelik perspektifinden ziyade karşılıklı menfaatlere ve stratejik partnerliğe dayanan bir sürece veya trende girdiğini söylemek yanlış bir yorum olmayacaktır.