Son yıllarda Türkiye, lezbiyen, gay, biseksüel ve transseksüel (LGBTİ+) sığınmacıların sayısında bir artışla karşılaştı. Tahminlere göre bu sığınmacıların çoğu, eşcinselliğin ölüm ile cezalandırıldığı İran’dan geliyor. Bir önceki dönem İran cumhurbaşkanlığı yapan Mahmud Ahmedinejad, ülkesindeki eşcinsellerin varlığını inkar etmesine rağmen, İran’dan birçok LGBTİ+ sığınmacı her yıl Türkiye’ye kaçıyor. Eşcinsel eylemler için ölüm cezasını sürdüren İran, Moritanya, Suudi Arabistan, Sudan, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen ve Nijerya gibi ülkelerde birçok LGBTİ+ birey, aileleri ve toplum tarafından dayatılan toplumsal cinsiyet kimlikleri baskısından kurtulmak için ülkelerini terk ediyor ve kısmen daha özgür ülkelere sığınma başvurusunda bulunuyor.

Mülteci LGBTİ+ler iki kat daha fazla dezavantajlılar

Mülteci LGBTİ+ bireyler çoklu ayrımcılığa maruz kalan dezavantajlı gruplar içerisinde yer alıyor. LGBTİ+ ve mülteci bir birey olmak birbirinden bağımsızken bile yeterince zorlu bir durum. Zorunlu sebeplerle ülkelerinden ayrılan ve daha iyi bir yaşam umuduyla farklı ülkelere gelen bu bireyler hem mülteci hem de LGBTİ+ kimlikleriyle iki kere dezavantajlı konuma sürükleniyor.

Yaşadığımız dünyada bize dayatılan heteroseksist düzen ne yazık ki LGBTİ+ bireyleri dışlayan bir yapıya sahip. Heteronormativite hakimiyeti bizlere ancak heteroseksüel olmayı biçiyor, böyle olmayanlar ise sistemin ezilenleri haline geliyor. Yaşamlarından endişe duyan bu bireyler cinsel kimliklerini ve cinsel yönelimlerini  çoğunlukla saklamak zorunda hissediyor.

Nefret söylemleri oldukça yaygın

Birçok nefret söylemine ve suçuna maruz kalan bu bireyler hayatlarını oldukça zor koşullar altında devam ettiriyorlar. Mültecilere karşı oluşturulan nefret söylemlerinin, Parekh’in bahsettiği nefret söylemlerinin üç ana karakteriyle örtüştüğünü gözlemliyoruz. Bunlar; ilk adımda mültecilerin belirli özelliklerine dayanılarak bu grubu yalnızlaştırmaya yönelik çarpıtılmış düşünceler içeren söylemleri içeriyor. “Savaş kaçakları, terörle ilişkilendirilmeleri” şeklinde kendini gösterebilir. İkinci olarak damgalamaya yönelik söylemler; burada bahsedilen bireyin LGBTİ+ olduğu göz önüne alındığında, özellikle cinsel kimliğine ve cinsel yönelimine ilişkin uygunsuz ifadeler kullanılır. Üçüncü olarak da tüm bu nefret söylemlerinin meşru kılınarak, grubun bu söylemlere maruz kalmasını olağan hale getirip onları sosyal ilişkilerden uzak tutmayı hedefliyor.

Uydu kentlerde yaşam mücadelesi

Çoğu mülteci gibi LGBTİ+ mülteciler de yaşamlarını genellikle uydu kentlerde sürdürüyor. Uydu kentler genellikle Orta Anadolu’da bulunan ve İçişleri Bakanlığı tarafından güvenlik açısından “sorunsuz” olduğu kabul edilen şehirlerdir. Uydu kentlere İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirler dâhil değil.

Uydu kentlere yerleştirildikten sonra onları uzun bir süreç bekliyor. Yaşadıkları kentlerin muhafazakarlığı ve küçüklüğü bu bireylerin yaşam olanaklarını kısıtlar durumda. Bu süreçte de elbette kaçak ve sosyal güvenceden yoksun çalışma ortamları doğuyor. Düşük ücret, tehdit ve taciz de beraberinde geliyor. Çoğu LGBTİ+ sığınmacı, kötü muamele görme ihtimaline karşı cinsel yönelimini veya cinsiyet kimliğini saklamaya çalışsa da bazen tanımlanabiliyorlar. Bu durumda işverenler tarafından ayrımcılığa  karşı savunmasız hâle geliyorlar.

Güvenlik, sağlık, barınma gibi temel haklarını kullanırken hem mülteci hem de LGBTİ+ olmanın zorluklarıyla karşılaşıyorlar. Türkiye’de büyük bir çoğunluğu kamp dışında şehir merkezlerine dağılmış mülteci nüfusu, diğer mültecilerin yardımıyla konut bulabiliyor. LGBTİ+’ler için de geçerli olan aynı durum, cinsiyet kimlikleri ya da cinsel yönelimleri tespit edilebildiği takdirde daha da zorlaşıyor. Uydu şehirlerde yerel halk tarafından sözlü taciz ve fiziksel saldırılara uğramalarının yanında, LGBTİ+ sığınmacılar diğer sığınmacılar tarafından da dışlanıyor.

Ev sahipleri, mültecilere ev kiralarken daha yüksek ücretler talep ediyor ve cinsel kimliklerini/yönelimlerini öğrendiklerinde onları evlerinden atmakla tehdit ediyorlar. LGBTİ+ mülteciler ev içinde bile kimliklerini, yönelimlerini gizlemek zorunda hissettiklerini ifade ediyorlar. Bu nedenle, sıkışık ve aşırı kalabalık apartmanlarda diğer LGBTİ+ sığınmacılarla birlikte yaşamayı tercih ediyorlar. Bu durumun iyi tarafı ise; kötü yaşam koşullarında birbirlerine duygusal destek sağlamalarına yardımcı olması.

Hem fiziksel, hem ruhsal sağlık hizmetlerine erişim kısıtlı

Diğer sığınmacılar gibi LGBTİ+’ler de sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çekiyor. Sağlık alanında kayıt altında olan mülteciler için bu hizmetlere ulaşmak, diğerlerine oranla daha kolay; fakat LGBTİ+ mülteciler, bir sağlık sorunu sebebiyle hastaneye gittiklerinde kimliklerine ve yönelimlerine ilişkin ayrımcı tavırlarla karşılaşabiliyorlar. Ayrıca, özel hayatı ihlal eden sorular karşısında kendilerini kötü hissediyorlar.

Ülkelerinden ayrılmalarına sebep olan sorunların yarattığı problemlerin üzerine bir de yerleştikleri şehirlerde geçirdikleri adaptasyon sürecinin zorluklarıyla karşılaşan LGBTİ+ mülteciler, homofobik ve transfobik davranışlarla mücadelelerinde psikolojik desteğe ihtiyaç duyuyorlar.

Kaos GL: LGBTİ+ mülteciler kimliklerini açıklamaktan çekiniyor

Kaos GL LGBTİ+ mültecilerle çalışmalar yürüten ve bu alanda oldukça etkili bir dernek. Yaptıkları 5 farklı uydu kentte 83 İranlı LGBTİ+ mülteciyle yürüttüğü bir araştırmayla Türkiye’de karşılaştıkları sorunları raporlanmışlardır. Raporda şunlardan bahsediliyor:

  • LGBTİ+ mülteciler çoğunlukla altı uydu kente yönlendiriliyor.
  • Başvuru, kayıt ve mülakat aşamaları diğer mültecilerde olduğu şekilde ilerlemeye devam ediyor.
  • Ön kayıt sırasında mültecilere kimlik bilgileri ve başvuru sebepleri soruluyor. LGBTİ+ mülteciler başvuru sebebi olarak cinsel yönelim ve cinsel kimliklerini açıklamakta zorlandıklarını, hayatları boyunca sakladıkları kimlikleri hakkında özellikle diğer mültecilerle birlikteyken konuşmaktan çekindiklerini belirtiyorlar. Bu çekincenin sebepleri arasında kimliklerini açıkladıktan sonra karşılaşabilecekleri şiddet ve ayrımcılıklar da yer alıyor.
  • LGBTİ+ mülteciler, İl Göç İdaresi Müdürlüklerinde, rahatsız edici, ayrımcı ve alakasız sorularla karşılaştıklarını iletiyor. Burada çalışan bireylerin, LGBTİ+ mülteciler konusunda nasıl davranmaları gerektiğini bilmemeleri ihtimali söz konusuyken kişisel yargılarından kaynaklanan olumsuz davranışlar da sergileyebilecekleri ihtimalini de unutmamamız gerekir. LGBTİ+ mültecilerle çalışan görevlilerin, böyle bir konuda eğitim almış olması, bu süreçlerin en az hasarla atlatılmasında yardımcı bir etken olacaktır.
  • LGBTİ+ mültecilerin sosyal hayatları neredeyse sıfırlanmış durumda. Eskişehir ve Denizli’de sayıca fazla olmaları sayesinde bu durum diğer uydu kentlerde yaşayanlara göre biraz kırılmış olsa da kendi LGBTİ+ mülteci çevrelerinden başka kimselerle sosyalleşmelerinin mümkün olmadıklarını dile getiriyorlar. Raporda da belirtildiği üzere, bu durum LGBTİ+ mültecileri derin bir yalnızlığa sürüklemekte ve evlerine hapsolmaya mahkum etmekte.
  • Raporda, uydu kentler arasında iş imkanlarının Denizli’de daha çok olduğu, İngilizce bilen mültecilerin diğer mültecilere oranla daha iyi işler bulabildiği belirtiliyor. Diğer LGBTİ+ mülteciler ise daha çok fabrikalarda, uzun saatler süren, yoğun ve yorucu işlerde çalışıyorlar. Aldıkları ücretler çalıştıkları saatlere göre çok düşük. Trans mülteci bireyler, görünüşlerinden dolayı iş bulmakta zorlanıyorlar.

Her LGBTİ+ bireyinin karşılaştığı ve aslında sadece LGBTİ+ bireylerin sorunu olmaktan ziyade bir insanlık sorunu olan homofobi, transfobi ve cinsel şiddet konusu. Özellikle daha muhafazakar olan şehirlerde homofobinin ve transfobinin daha yoğun şekilde ortaya çıktığı raporlanmıştır.

Trans bireyler görünürlükleri itibariyle yoğun şekilde transfobiye maruz kaldıkları için cinsiyet kimliklerini gizlemekte, homofobiyle karşılaşmak istemeyen bireyler de heteroseksüel gibi davranmak zorunda kaldıklarından bahsediyorlar. Bu durum, bireylerde yoğun hasarlar yaratıyor. Kimsenin olmadığı bir insan gibi davranmak zorunda kalmadığı, oldukları şekilde yaşarken çeşitli zorluklarla karşılaşmadığı, özgür bir dünya isteğimiz her geçen gün artıyor. Peki homofobik/transfobik davranışların, çeşitli şekillerde işlenen suçların cezaları Türkiye’de ne durumda? Bu soruya verecek iyi bir cevabın olmasını dilerken ne yazık ki yasaların muğlaklığı, görev başındakilerin gerek bilinçsizliği gerek kişisel önyargıları sebebiyle bu suçların cezaları ne yazık ki çoğu zaman verilmiyor. LGBTİ+ mülteciler, polislere maruz kaldıkları homofobi ve transfobi temelli suçları anlattıklarında çoğunlukla ilgisiz, özensiz bir tavırla karşılaştıklarından, elleri boş bir şekilde geri çevrildiklerinden bahsediyorlar. Ne yazık ki bu durum hem suçluların cezasız kalmasını sağlamakta hem de böyle suçların tekrar işlenebilirliğini artırmakta.

Türkiye’deki LGBTİ+ sığınmacıların konumunu daha iyi anlamak üzere, BMS Haber araştırmacıları olarak Ankara’daki Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği ve İstanbul’daki Hayata Destek Derneği ile görüştük.

Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği

2006 tarihinde Ankara’da kurulan dernek, Türkiye’nin ilk trans hakları derneği olarak biliniyor. Dernek; translara yönelik ayrımcılık, nefret suçları, şiddet ve toplumsal dışlanma gibi konularda projeler üretiyor ve doğrudan destek veriyor.

Pembe Hayat Derneği’nin sadece LGBTİ+ sığınmacıları ele alan bir projesi yok; fakat yardım ve desteklerden faydalanabiliyorlar. Öncelikli olarak, çetelere karşı verdiği mücadele sırasında öldürülen Dilek İnce’nin anısına, ismi ile bir giysi bankası bulunuyor. Giysi bankası projesi, ihtiyaç sahibi LGBTİ+’lere kıyafet desteği sağlıyor. Sosyal ve hukuki destek veren Pembe Hayat Derneği, aile/toplum baskısı ve şiddetten dolayı ülkesinden kaçan LGBTİ+ sığınmacıların gittikleri ülkede de dışlanma ve baskı tehlikesiyle karşı karşıya olduklarına dikkat çekiyor. Yabancı bir ülkede, hem LGBTİ+ hem de sığınmacı konumunda bulunmanın hâlihazırdaki baskıları ve dışlanmayı daha da katlayabileceği tehlikesi mevcut. Bu nedenle, Türkiye’nin veya Avrupa’nın Ortadoğu’dan kaçan LGBTİ+ sığınmacılar için bir kurtuluş olmadığı belirtiliyor. Hatta bu nedenle, Türkiye’den Avrupa’ya geçmeye çalışan Türk LGBTİ+ sığınmacı sayısında ciddi bir artış gözlüyorlar.

Pembe Hayat Derneği’nin Türkiye’deki LGBTİ+’ler için sorunlu gördüğü bir diğer konu ise “mülteci” statüsü verilemiyor olması. Bu statünün verilmesinde coğrafi sınırlama bulunması, sığınmacılar için istihdam hakkını kısıtlıyor. LGBTİ+ ve sığınmacı olunduğunda ise istihdam neredeyse imkansız hâle geliyor. Özellikle temel ihtiyaçlarını gidermekte zorlanan trans sığınmacılar bu durumda seks işçiliği yapıyor. Ancak, bu da geçici bir çözüm. Seks işçiliği yapan Türk trans bireyler, daha ucuza çalıştıkları için trans sığınmacılardan rahatsız olabiliyor.

Hayata Destek Derneği

2005 yılında kurulan dernek, afetlerden etkilenen toplulukların temel hak ve ihtiyaçlarına erişimini amaçlıyor. Kurulduğundan bu yana insanlık, ayrım gözetmeme, tarafsızlık, bağımsızlık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle Acil Yardım, Mülteci Destek, Çocuk Koruma ve Sivil Toplumu Güçlendirme ve Koordinasyon çalışmaları yürütüyor ve hayatı destekliyorlar.

Hayata Destek Derneği de direkt olarak LGBTİ+ mültecilerle çalışma yürütmüyorlar fakat Mülteci Destek kapsamında zaman zaman LGBTİ+ mültecilerle de çalışıyorlar. Derneğin mülteci gruplarla iletişimi iki şekilde gerçekleşiyor: İlki kurumdan haberdar olan mültecilerin derneğe gelmeleri, telefon veya mail yoluyla; mültecilerin derneğe ulaşması. İkincisi de yapılan saha araştırmaları sayesinde mültecilerin tespiti ve derneğe daveti şeklinde oluyor. İlk yöntemden daha fazla mülteciye ulaşıyorlar ve özellikle LGBTİ+ mülteciler kendi alanlarında çalışan ve bu konuda hizmet sunma kapasitesine sahip derneklere ulaşmayı tercih ediyorlar.

Mülteciliğin büyük bir kırılganlık ve hassasiyet içerdiğini vurgulayan dernek, LGBTİ+ mültecilerin toplumsal kabulü daha zor olan bir kırılganlığı daha bünyelerinde barındırdığını iletiyor. Ne yazık ki LGBTİ+ mültecilerin toplumsal hayatta çok daha az görünür olmayı tercih ettiklerini, destek talep etmek konusunda daha çekimser olmalarından dolayı dışarıdan gelecek tehditlere daha çok maruz kaldıklarını belirtiyor.

Dernek 7 farklı şehirde/sahada mülteci destek programı kapsamında çalışmalar yürütmekte. Buradaki hedefleri, mültecilerin karşı karşıya kaldıkları koruma risklerini en aza indirmek, hak ve hizmetlerden adil bir şekilde yararlanmalarını sağlamak. Bireysel Koruma Programı kapsamında LGBTİ+ mültecilere, hak ve hizmetleri konusunda yasal/hukuki danışmanlık veriyor, kırılganlık ve kompleks koruma risklerini ortadan kaldırmak için mücadele ediyor, hak ve hizmetlerden yararlanabilmeleri adına tercümanlık, eşlik ve bilgilendirme desteği sunuyor. Gerektiğinde de özel ihtiyaç fonlarıyla bireyin durumunu iyileştirmek gibi çalışmalar yapıyor.

Dernek aynı zamanda LGBTİ+ mültecilerle çalışan diğer derneklerle de iletişim halinde olmaya özen gösteriyor.  Bu iletişim daha çok vakaların tespit edilmesi ve yönlendirilmesi yönünde oluyor.

Dernek, LGBTİ+ mültecilerin homofobik/bifobik/transfobik olmayan sağlık çalışanlarına ulaşmalarını, verdikleri danışmanlık hizmetleri sayesinde erişimleri için adres gösterdikleri sağlık kurumlarının bu konudaki hassasiyetlerini gözeterek sağlıyor. Dernek ruh sağlığı alanında bünyelerinde bir hizmet barındırmıyor fakat bu alanda faaliyet gösteren kurumlara yönlendirmelerde bulunuyorlar. Özellikle hassas gruplar için, bu gruplara yönelik destek sunan kurumlar ile iletişime geçmesi noktasında rol alıyor. Bu bağlamda, alanda çalışan diğer sivil toplum kuruluşları ile bir yönlendirme ağına sahipler ve aktif bir şekilde bu ağı kullanmaktalar.

 

*Melike Öztürk ve Esra Uludağ hazırladı.