Suriye krizi 2011’den bu yana yakın tarihin en kanlı çatışmalarına sahne olmuştur. Yedi yıldır süren savaşta Suriye rejiminin son dönemde elde ettiği kazanımlar sonucu İdlib muhaliflerin son kalesi konumuna gelmiştir.

2015’te muhaliflerin hâkimiyetine geçen İdlib, muhalifler için önemli bir stratejik kazanım olmuştur. Yaşanan çatışmalar sonucu muhaliflerin Halep, Doğu Guta, Kuzey Humus, Kuneytra gibi bölgeleri kaybetmesinin ardından İdlib’in stratejik önemi artmış, ülke içinde yerinden edilen kişiler İdlib’e göç etmek durumunda kalmıştır. 2011’de yapılan nüfus sayımına göre İdlib’in nüfusu 1,5 milyonken bölgedeki istikrarsızlıklar sonucu aldığı göçlerle günümüzde 3,5 milyonu aşmıştır.

 

Astana Süreci ve Sonrası

2016’da Türkiye, İran ve Rusya’nın önderliğinde ‘‘Astana Barış Süreci’’ adlı barış inisiyatifi başlatılmış, bu kapsamda bölgede ‘‘çatışmayı azaltma bölgeleri’’ belirlenmesine karar verilmiştir. Anlaşma uyarınca İdlib, Doğu Guta, Kuzey Humus ve Dera çatışmasızlık bölgeleri olarak belirlenmiştir. 2017’de İdlib’in çatışmasızlık bölgesi olarak kabul edilmesinin ardından bölgede Türkiye 12, Rusya 10 ve İran 7 gözetim noktası inşa etmiştir.

Batı Bloku Suriye’de Rusya’ya Açtığı Alanı Daraltıyor

Kurulan gözetim noktaları muhaliflerin son kalesi konumundaki İdlib’e rejimin karadan askeri operasyon düzenlemesini engellese de hava sahasına müdahale edememektedir. Rejim ve rejim taraftarları çatışmasızlık bölgesinde olmasına karşın bölgeye askeri müdahaleyi sürdürmüş, sebep olarak HTŞ (Heyet Tahrir el-Şam) , Hurras al-Din gibi radikal örgütleri öne sürmüştür.

Ancak İdlib’e yapılacak olası bir askeri müdahalenin oldukça yıkıcı sonuçları olacaktır. BM Suriye Özel temsilcisi Staffan de Mistura, İdlib’de Doğu Guta senaryosunun yaşanması durumunda sonucun 6 kat daha kötü olabileceğini ve Türkiye sınırına büyük bir göç akını olacağını belirtmiştir. Bölgede yaşayan sivil halkın daha önce ülke içinde yerinden edildiğini hatırlatan Mistura, “İdlib’deki bir operasyon, korkunç ve kanlı bir savaş olabilir. İdlib’deki sivillerin tahliye edileceği güvenli bir yer yok” sözleriyle olası bir askeri operasyonun doğuracağı sonuçları ifade etmiştir.

Türkiye, İran ve Rusya’nın ortak girişimiyle ilk olarak 22 Kasım 2017’de Soçi’de, ardından 4 Nisan 2018’de Ankara’da Suriye konulu üçlü zirveler gerçekleştirilmiş, her iki zirvede de Suriye’nin toprak bütünlüğüne bağlılık ve terörle ortak mücadele için kararlılık vurgulanmıştır.

 

7 Eylül Tahran Zirvesi

7 Eylül 2018’de İran’ın başkenti Tahran’da Türkiye-İran-Rusya Üçlü Zirvesi’nin üçüncüsü düzenlenmiştir. Zirvede Suriye krizinin geleceği ve İdlib’in durumu görüşülmüş, yayınlanan ortak bildiride Suriye krizine askeri çözüm getirilemeyeceği ve İdlib’deki durumun Astana mutabakatı çerçevesinde ele alınacağı vurgulanmıştır. Tahran Zirvesi sonrası yayınlanan ortak bildiride Suriye’de gerçekleştirilecek olası bir askeri müdahalenin yaşanan krize çözüm getirmeyeceği, terörle mücadelede ortak duruş gösterilmesi, İdlib’in çatışmasızlık bölgesi olarak korunması, ateşkes ilan edilmesi ve siyasi süreç yolunun takip edilmesi gerektiği öne çıkan başlıklar olmuştur.

İdlib’in Suriye’nin küçük bir modeli konumunda olduğuna değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’den gelecek muhtemel göç akınını önlemek için öncelikle terörle mücadelede başarılı olunması gerektiğini belirtmiştir. Erdoğan, ‘‘Biz şu anda zaten 3,5 milyona ev sahipliği yapıyoruz. İdlib’in şu anda nüfusu 3,5 milyon. Böyle bir 3,5 milyona daha ev sahipliği yapmaya gücümüz de imkânlarımız da yetmez.’’ sözleriyle Türkiye’nin yeni bir göç akınını karşılayamayacağı beyan etmiştir.

 

Kızılay Genel Başkanı Kınık: “Suriye İçinde Tamponlama Olabilir”

Türk Kızılayı Genel Başkanı Kınık da Suriye’deki katliamların İdlib’de olması durumunda göç dalgasının gidebileceği yer olmadığını, Türkiye’nin oluşabilecek göç dalgasını Suriye içinde tamponlama yoluna gideceğini belirtmiştir.

İdlib’de bir askeri operasyon söz konusu olursa bunun sonucunun bir felaket olacağını tüm taraflar kabul etmektedir. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, İdlib’de Suriye rejimi ve destekçilerinin olası operasyonuna karşı “yüksek alarm” halinde olduklarını açıklarken BM Dünya Gıda Programı, İdlib’de olası bir çatışma ihtimaline karşı 850 bin kişiye bir hafta yetecek hazır yemeğin stokta tutulduğunu bildirmiştir.

İdlib’den muhtemel göç akını gerçekleştiği takdirde yaklaşık 1 milyon kişinin göç etmesi beklenmektedir. Türkiye’nin de ‘‘mülteci kapasitemiz doldu’’ dediği göz önüne alındığında İdlib’den gelecek göç akını ihtimalinin AB’yi kaygılandırdığı görülmektedir.

 

Suriye’nin Yeniden İnşasında Türkiye

Bugün 3,5 milyon sivilin yaşadığı İdlib’in durumu, Suriye’nin yeniden inşa sürecini, uluslararası mülteci krizini ve Türkiye’nin güvenliğini yakından etkilemektedir. Ateşkes sağlanıp İdlib’in çatışmasızlık bölgesi olarak korunabilmesi durumunda yeni anayasa süreci ve akabinde Suriye’nin yeniden inşası söz konusu olabilecektir. Ancak İdlib’de gerçekleşecek askeri bir operasyon Doğu Guta’dan 6 kat daha fazla bir yıkıma, uluslararası göç akınına ve bölgede istikrarsızlığa neden olacaktır.

Zeytin Dalı’nın Ardından: İleriye Bakma Zamanı

Muhtemel göç dalgasının Türkiye sınırına dayanması durumunda, hâlihazırda 3,5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye’nin imkânlarının daha fazlasını karşılamaya yetmeyeceği görülmektedir. Bu bağlamda muhaliflerin son kalesi olan İdlib’in korunması Türkiye’ye yönelecek mülteci akınının önlenmesi, Türkiye’nin Fırat Kalkanı Harekâtı ve Zeytin Dalı Harekâtı ile bölgede kazandığı nüfuzunu koruması, Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmasını sağlayacakken aksi bir durum Türkiye’nin diplomasi masasında gücünü zayıflatacak ve Suriye’nin yeniden inşasındaki rolünü azaltacaktır.