Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde taraflar arasındaki oy farkının oldukça düşük olması nedeniyle adaylar toplumun rahatsızlık duyduğunu düşündüğü her konuyu kullanmakta/istismar etmekte gayet mahir örnekler veriyorlar. Bunun en somut karşılığı ise Suriyeli mülteciler özgülünde açığa çıkıyor. Adaylar aynı cümlede hem savaştan kaçan Suriyelilere kucak açarak misafirperverlik yaptığımızı hem de seçilirse hepsini geri göndereceğinin sözünü verebiliyor. Asıl sorunlu konu ise 3.5 milyon Suriyeliyi ülkeden göndermenin mümkün olmaması ancak bu söylemlerin kışkırtıcı sonuçlarının olabileceğidir.

Suriyeliler dönmeyecek

Bu bir kehanet değil, Avrupa’daki Türkiye kökenlilerin örneğinde görüldüğü gibi tüm göçmen toplulukları açısından bir gerçek. Bir ülkede uzun süre, örneğin 4–5 yıl geçiren göçmenler artık kalıcı hale geliyorlar. Göçmenliğin verdiği sıkıntıları aşıp yerleşik hale geçenlerin, bir düzen kuranların geri dönmesi de gerçekçi bir beklenti olmuyor. Tabii ki 3.5 milyonluk nüfus içinde küçük bir grup, örneğin yaşlılar Suriye’de barışın ve düzenin sağlanması durumunda geri dönebilir. Ancak önemli bir kesim için Suriye tatillerde, evet, hem de bayram tatillerinde ziyaret edilen ve ardından geri dönülen bir mekan haline gelecek. Nasıl ki yazları tatil için veya düğün, bayram sebebiyle Avrupa’daki Türkiye kökenliler geliyorsa…

Bununla beraber Türkiye’de doğan yüz binlerce bebek ve çok küçük yaşta gelip ülkemizde büyüyen yüz binlerce çocuk ve genç açısından Suriye bilinmeyen, yabancı bir ülke. Onların aileleri de büyük oranda çocuklarının gelecek tahayyüllerine ayak uyduracak ve geri dönmeyi pek düşünmeyecek. Bugün ülkesine dönen birçok aile de geride çalışan birkaç aile üyesini bırakarak yollara düşüyorlar. Bu sayede hem ileride geri dönme imkanını ayakta tutabiliyorlar hem de Türkiye ile Suriye arasında ortak bir yaşam kurmanın temellerini atıyorlar. Yani geri dönenler dahi toplumumuzun bir parçası olarak kalmaya devam edecek.

Sorunların nedeni Suriyeliler mi?

Miting meydanlarında Suriyelileri hedef göstermenin toplumun refahına veya geleceğe dair beklentilerine hiçbir katkısı yok. Ülkemizde eğitimde, sağlıkta, ekonomide sorunlar varsa, insanlar memnuniyetsizse, işsizlik yüksekse bunun sebebi Suriyeliler değil. Bu propagandaya aslında muhalefetin engel olması gerekir, çünkü yarın iktidarlar da günah keçisi olarak mültecileri, göçmenleri hedef gösterebilir. Zaten Türkiye gibi 80 milyonu aşkın büyük bir nüfusu, geniş bir coğrafyası, sınai ve tarımsal temeli olan bir ülkede 3.5 milyonluk bir nüfusun gidişatı belirlemesi mümkün de olmaz. Belki Ürdün, Lübnan gibi nüfusun az, toprakların küçük olduğu ülkelerde nüfusun mülteciler nedeniyle iki katına çıkmasının yaratacağı önemli altyapı ve ekonomik sorunlar olabilir ancak bu durum Türkiye açısından geçerli değil.

Ankara Halkı Suriyelilere Nasıl Bakıyor?

Bu durumda ülkenin yönetimine aday olanların değerlendirebileceği çok sayıda ekonomik, siyasi mesele varken, bunlara çözüm önerilerini anlatmak yerine bu sorunların oluşumunda hiçbir etkisi olmayan bir topluluğu hedef almak ahlaki de değil. Suriyelilerin kendilerini ifade edebilecekleri bir ortam da yokken tek yanlı hedef göstermelerin ciddi toplumsal sonuçları da olabilir.

Benzeri politikalar diğer ülkelerde de izlendi. 1980’lerde Kohl iktidara gelirse Almanya’dan Türkleri göndereceğine söz vermişti. İktidara geldiğinde bu yönde çalışmalar da yaptı, ülkeye geri dönenlere maddi destekler de sundu. Ama Türkiyelilerin çoğu Almanya’dan ayrılmadı, geriye dönenlerin önemli bir kısmı yaşlılar ve hastalardı. O nedenle seçimlerin sonucunda iktidar değişse dahi bu yönde izlenebilecek politikaların ciddi bir sonucu olmayacak.

Suriyeliler homojen bir topluluk değil, tembel hiç değil

Suriyeli mülteciler hakkında toptancı yaklaşımların hiçbir anlamı yok. Özellikle Suriye’de iç savaşın 7. yılını yaşarken homojen bir topluluktan bahsetmek mümkün değil. Resmi kayıtlara göre 3.5 milyon Suriyeli geçici koruma altında yaşıyor. Yaklaşık 600 bini ilköğretime devam ediyor. Üniversitelerde ise 20 bin Suriyeli okuyor. Yine Suriyeliler içinde şirket kurup yatırım yapan, esnaflar ve orta ve büyük ölçüde patronlar da bulunuyor. Yüz binlerce mülteci ülkenin dört bir yanında ağır şartlarda çalışmayı sürdürüyor. Tekstilde, tarımda, inşaatlarda, hizmet sektöründe, hemen hemen tüm işkollarında Suriyeliler çalışıyor. Ve ezici bir kısmı çalışma izni alma hakları olsa da kayıtdışı olarak çalışıyor, ağır bir sömürüye maruz kalıyor.

Suriyeli Öğrencilere 1200 Lira Burs Verildiği Doğru Mu?

Çukurova’da pamuktan Karadeniz’de çaya kadar, Maraş’ın, Antalya’nın köylerinde gündelik işleri yerine getirmede Suriyeliler sağlıksız şartlarda yaşıyor ve çalışıyor. Antep’ten İzmir’e, İstanbul’a, Ankara’ya tüm sanayi merkezlerinde Suriyeliler çocuklar da dahil olmak üzere uzun saatler, asgari ücretin altında çalışıyorlar. Son dönemlerde İstanbul, Ankara, Antep ve İzmir’de yapılan araştırmalarda alınan ücretlerde görece olarak bir artış olsa da ve yerli işçiyle alınan maaşların dengeye ulaşmaya başlandığı gözlemlense de bunun en temel nedeni 7 yıl içinde Suriyelilerin çalışma şartlarını öğrenmesi ve iç dayanışmalarına dayanarak ücretlerini arttırmanın çeşitli yollarını bulmasıdır.

Bu nedenle tembel, yardımla geçinen Suriyeli algısının hiçbir gerçekliği yok. İnsanlar sadece çalışmakla kalmıyor, ağır şartlarda çalışıyor. Verilen kısıtlı yardımlarla insanların yaşamlarını sürdürmesi mümkün değil. Asgari ücretin altında kayıtdışı şartlarda, uzun saatler çalışan Suriyeli mülteciler kendilerine verilen yardımları da üstüne ekleyerek hayat mücadelelerini sürdürüyorlar. Önemli bir kısmı da bu yardımlara ulaşamıyor zaten.

Suriyeli Çocuklar “Kayıp Nesil” mi?

Özcesi, burası aşevi değil, doğru ama Suriyeliler açısından Türkiye hiçbir zaman aşevi olmadı, Türkiye’nin tarımında ve sanayisinde en yoğun sömürüye uğrayan, hakları ihlal edilen bir topluluk oldular. Suriyelilerin emeğinin karşılığının ödenmesi ve onların zayıf konumundan faydalanan açgözlü patronlara tepki gösterilmesi gerekirken ne yazık ki böyle bir çıkış yapılamamaktadır.

Suriyeliler homojen bir topluluk değil derken bu durum siyasi açıdan da geçerlidir. Zaten kimlik politikaları ekseninde Alevi, Kürt ve Sünni Arap Suriyelilerin aynı siyasi yaklaşıma sahip olmayacağı beklenebilir. Son dönemde yapılan bazı araştırmalar da kimlik politikalarının dışında da Suriyelilerin politik tercihlerinin çeşitlilik içerdiğini gösteriyor.

Siyasi ciddiyetsizlik

Meydanlarda Suriyeli mültecilere saydırmanın muhalefete bir kazanımı olmayacaktır. Dahası hatalı dış politikasının sonucu olarak ülkemize sığınan, aynı zamanda yıllardır çocuk yaşlı demeden sömürüye maruz kalan Suriyelilerin yaşam şartları nedeniyle iktidarı eleştirmek mümkünken iktidara gereksiz bir ahlaki duyarlılık kasma imkanı da sunmaktadır.

Bu gerçeklik kabul edilerek uzun dönemli entegrasyon politikaları geliştirme ve Türk, Kürt, Arap, Gürcü, Bulgar demeden herkes için çalışma şartlarının düzeltilmesi ve bilhassa kayıtdışı çalışmanın, çocuk işçiliğinin yok edilmesi için sözler verilip programlar önerilmesi belki daha olumlu bir yaklaşım olabilirdi ancak mevcut partilerden bu düzeyde bir ahlaki ve siyasi sorumluluk almasını beklemek de ne yazık ki mümkün değil.

 

*Bu yazı ilk kez Medium’da yayımlandı.