İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) Mülteci Destek Ofisi tarafından 2015’te psiko-sosyal destek projeleri kapsamında başlatılan müzik dersleri, mülteci kadınlara savaşın travmatik etkilerini aşmalarında yardımcı oluyor. Sanatçı Ayşegül Yordam’ın gönüllü desteğiyle başlayan eğitimler, mülteci kadınların hızlı gelişimleriyle bir koro haline geliyor: Suriyeli Kadınlar Korosu.

Aralarında Kürt, Arap ve Türkmen kökenli kadınların bulunduğu koro, Ortadoğu coğrafyasının şarkılarını 3 dilde seslendiriyor. Koroyla birlikte sahne alan orkestra da Suriyeli ve Türkiyeli müzisyenlerden oluşuyor. Müziğin birleştirici gücüyle bir araya gelmiş mülteci kadınlardan bazıları evlerinden dışarı adım atmaya korkarken sahneye çıkıp yüzlerce kişiye karşı neşeyle şarkı söyleyebilecek duruma geliyor. Profesyonel bir koro kurma amacı olmadan başlatılan proje, mülteci kadınların hayata tutunma yolunda gösterdikleri çabalar sayesinde başarılı bir ekip olarak öne çıkmakta.

“Şarkılarımızı Unutmayacağız” sloganıyla yoluna devam eden koro, kültürel çeşitlilik açısından büyük bir önem taşıyor. Mülteci kadınlar her söyledikleri şarkıyla anılarını yeniden hatırlıyor, kültürlerini canlı tutuyor. Koro bir takım çalışması olduğu için zorlukları birlikte aşmalarını sağlıyor ve özgüvenlerini yeniden kazanmalarına yardımcı oluyor. Zarar görebilirliği diğer gruplara göre daha yüksek, sosyal entegrasyonu ise çeşitli nedenlerden dolayı daha zor olan mülteci kadınlar, müziğin iyileştirici etkisiyle sosyalleşiyor ve topluma katılım açısından önemli bir adım atıyor.

Suriyeli Kadınlar Korosu’nun bir üyesi projeyi şu şekilde değerlendiriyor:

“Bu koro sayesinde, yaşadığımız acıları kendimizi ifade etmek için kullanarak Türkiye halkıyla iletişim kurabiliyoruz.”

 

Sosyal Uyumu Destekleyici Yönüyle Suriyeli Kadınlar Korosu 

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD), İKGV ve BMMYK’nın iş birliği sayesinde Sakıp Sabancı Müzesi Fıstıklı Teras’ta gerçekleştirilen konser aynı zamanda 24. İstanbul Jazz Festivali’nin kapanış konseri olma özelliğini de taşımaktadır.

Konsere 300’den fazla mülteci Mülteciyim Hemşerim” Dayanışma Ağı ve BMMYK’nın iş birliği sayesinde katılma şansı buldu. Kültürel bir mozaik görüntüsü veren konserin katılımcıları da bir o kadar renkliydi. Aralarında LGBTİ mülteci bireylerin ve çarşaflı kadınların da bulunduğu izleyici kitlesi, son zamanlarda en çok ihtiyaç duyduğumuz birlikte yaşama kültürünü destekleme açısından oldukça başarılı bir proje olarak nitelendirilebilir.

Sosyal uyumu destekleyen bu konserden önce “Gurbette Müzisyen Olmak” isimli göç ve müzik konulu bir söyleşi gerçekleştirildi. Etnomüzikolog Evrim Hikmet Öğüt’ün yönetimiyle, müziğin mülteciler için taşıdığı anlam ve gurbette müzisyenlik tecrübeleri üzerine konuşuldu.

Konser öncesinde Suriyeli ve Türkiyeli bir kitleye karşı şarkı söylemenin kendisi için ne ifade ettiği sorusuna yanıt veren Hanan, düşüncelerini şu şekilde aktarıyor:

“Müzik, tattığımız pek çok duyguyu aktarmak açısından çok güçlü bir araç. Aslında müziğin evrensel bir dili var ve müzik, yalnızca insanlara değil, evrendeki bütün canlı varlıklara ait. Müzik, ayrıca, Türk toplumunun üyeleriyle de daha yakın bir iletişim kurmamıza olanak tanıdı. Dilimizi bilmiyor olmalarına karşın Arapça şarkılar dinlemekten çok hoşlanan Türk arkadaşlarım var. Müzik kendimizi ifade etmemiz için güçlü bir araç ve Türk ve Suriye toplulukları arasında etkileşimin sağlanmasında da önemli bir araç oldu.”

 

Suriyeli Kadınlar Korosu ve sanatın mucizesi. Emirhan Er yazdı.

Kültür-Sanatın Toplumsal Entegrasyon Sürecindeki Önemi

Sosyal hayattan uzak kalan mültecilerin, toplumsal entegrasyon sürecine katılamadıkları için var olan problemleri daha da derinleşiyor. Psikolojik olarak çökmüş bir halde bulunan mülteciler toplumla bütünleşmenin getirdiği zorlukları çeşitli sanat atölyeleri ile çok daha kolay aşabiliyor. Sanatın iyileştirici gücü, savaş sonrası travmaların etkisini azaltarak bireyin sosyal entegrasyonuna katkıda bulunuyor. Bu yüzden kültürlerarası bir diyalog yaratma yolunda kültür ve sanat projeleri çok önemli bir rol oynuyor. Mülteciler izole bir yaşam sürdürmek yerine duygularını sanat yoluyla ifade ederek ev sahibi toplulukla iletişim kurma şansı yakalıyor.

2011 yılında Avrupa Birliği parlamentosu üye devletleri tarafından, Açık İş Birliği Metodu (OMC) kullanılarak “kültürlerarası diyalog ve göç krizi” hakkında politika araştırmaları yapmak üzere uzman bir grubun kurulmasına karar vermiştir. OMC uzman grubu tarafından “Kültür ve Sanat, Mülteci ve Göç Krizi Bağlamında Kültürlerarası Diyalogu Nasıl Teşvik Edebilir” isimli rapor 2016 yılında yayınlanmıştır. Bu raporun yayınlanma amacı ise şu şekilde belirtilmiştir;

“Göç ve mülteci krizi konusunda, kültür ve sanatın bireyleri bir araya getirme, kültürel ve toplumsal yaşama katılımlarını arttırmanın yanı sıra kültürlerarası diyaloğu ve kültürel çeşitliliği teşvik ettiği tespit edilmiştir. İyi proje örnekleri araştırıldığında hem mültecileri hem de ev sahibi toplulukların projeye katılımları sağlanarak gruplar arasında iletişim kurulduğu ve toplumsal entegrasyon sürecinin hızlandığı belirlenmiştir.”

Suriyeli Kadınlar Korosu örneğinde görüldüğü üzere, sığınmacıların sosyal açıdan aktif hale getirilmesi, toplumsal uyumun inşası için büyük bir önem arz etmektedir. Kültürel çeşitliliğin, zenginlik olarak kabul edildiği günümüzde, Anadolu’nun var olan kültürel mozaiğinin çeşitlenmesinin Türkiye’ye toplumsal açıdan zarar vereceği yanılgısı bir kenarda dursun; toplumsal huzurun oluşumuna katkı sağlayacak ve evrensel bir değer olarak kabul edilen birlikte yaşama pratiğini güçlendirecektir. Son dönemde unutturulmaya çalışılan bir değeri hatırlatmakta fayda var, çeşitlilik zenginliktir.