Kitap İncelemesi: Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler

Kemal Karpat

Timaş Yayınları tarafından basılan kitap Kemal Karpat’ın uluslararası dergilerde yayımlamış olduğu makalelerin bir araya getirilip derlenmesinden oluşmaktadır. Kitap giriş bölümüyle beraber toplamda 12 bölümden oluşmaktadır. Her bölümde birbirinden farklı fakat bir o kadar da bağdaşık ve bağımlı konular ele alınmaktadır. Kitabın yazılmaktaki amacı Kemal Karpat’ın ifadesiyle’’ Tarihi göçleri, yani 19. ve 20. yüzyıl Rumeli, Kafkas Müslümanlarının elde kalan Osmanlı topraklarına göçlerini genel olarak gözden geçirerek, bu göçlerin yeni bir Türk toplumunun oluşumuna katkılarını incelemek ve aynı zamanda Türk toplumunun eski yapısını değiştirerek millet haline gelişini kavramsal bir tarihi çerçeve içinde anlatmaktır.’’

Göç Hareketlerine Genel Bir Bakış

19. yüzyılda Kafkaslardan ve Balkanlar’dan Osmanlı topraklarına Rusya’nın Panslavizm politikası doğrultusunda halka yaptığı muamele karşısında, halk milli kimliklerini ve dinlerini korumak amacıyla Balkanlar’a göç etmiştir. Rusya’nın etkisiyle Balkanlarda milliyetçi hareketlerin meydana gelmesi göç hareketlerini arttırmıştır. Göçmenlerin geldikleri yerlerde yerel toplumla etkileşime girmesi Osmanlı devletinde siyasi bir kimlik değişimine yol açmıştır. Göç hareketleriyle beraber devlet içerisindeki Müslüman nüfus artmış ve Osmanlıcılık politikası bir siyasi ideoloji olarak ortaya çıkmıştır.

Osmanlı devleti içerisinde 19. yüzyıla kadar geçen süre içerisindeki göçler iki bölümde ele alınabilir. Birincisi 14-16. yüzyıllarda Anadolu’dan Rumeli’ye doğru gerçekleşen iç göçtür. Bu göçlerle birlikte Rumeli’deki Müslüman nüfus artmış ve bölgedeki Müslüman ve Türk nüfusun hâkim konuma gelmesi sağlanmıştır. İkincisi ise 18. yüzyılda milli devlet felsefesi sonucu milli devlete hâkim etnik grubun siyasi görüşünü gerçekleştirme amacıyla meydana gelen göçtür. Bu göçler daha çok siyasi nedenlerle yapılan göçler olmakla birlikte, millileşmiş ve devlete hâkim olan etnik grubun, kendinden saymadığı diğer grupları yok etmek amacıyla sınır dışı etmeleri veya asimilasyona başvurma yoluyla gerçekleşmiştir.

Kafkas göçleri ve Balkan göçleri sonrası Osmanlı devletine gelen göçmenler genel olarak Müslüman ve Türk ağırlıklı olmakla beraber bu göçmenlerin arasında gayri-müslim tebaa da bulunmaktadır. Türk tabiri her ne kadar Avrupa’da Müslüman Osmanlı vatandaşlarının tümünü kapsayan bir terim olarak kullanılsa da bu terim ırka değil, kültüre ve ortak dine dayanan bir milleti tanımlamakta ve Türk asıllı olmayan tüm Müslümanları da içine almaktadır. Rumeli’de oluşan Müslüman-Türk topluluğu aşiret, kabile, topluluk hatta soy kimliklerinden büyük ölçekte ayrılarak ilk kez halk liderleri idaresinde yeni bir topluluk meydana getirmiştir. Meydana gelen bu yeni topluluk zaman içerisinde Osmanlı devletini modern bir millete dönüştürecek siyasi bir topluluk olmuştur.

Kemal Karpat’a göre göç, belirli bir grubun veya kişinin sosyal, siyasi, ekonomik, iklim veya savaş gibi nedenlerden dolayı bir bölgeyi terk ederek başka bir bölgeye gitmesi hareketidir. Göç süreci üç ana hareket etrafında gerçekleşir ve tamamlanır. Birincisi göç hareketinin meydana gelmesi, ikincisi gelen göçmenlerin yerel halkla entegrasyonu sağlanarak bir bütünlük oluşturulması, üçüncü ve son halka göçmenlerin toplum içerisinde asimilasyonudur. Entegrasyon göçmenin değişik bir bütünün içinde yerleşmesi veya onunla bağdaşması, fakat kendi kültürel özelliğini belli ölçüde koruması olası olan olgusal bir kavramdır.  Asimilasyon ise göçmenlerin yeni geldikleri ülke halkı içinde eriyip o ülkenin bir parçası olması durumudur. Bu üç kavram aslında birbiriyle iç içe geçmiş bağdaşık kavramlardır. Karpat’ın ifadesiyle buradan şöyle bir sonuç çıkarılabilir: Göçler entegrasyonla başlar ve asimilasyonla son bulur.

19. yüzyılda meydana gelen göç hareketleri sonrasında Balkanlar’dan Türkiye’ye Çerkez, Arnavut ve Boşnak kökenli birçok kişi gelmiştir. Türkiye’ye gelen bu farklı etnik gruplar eritme politikasıyla zamanla Türkleşmiştir. Fakat, bu halk grupları topluma entegre edilse dahi milli kimliklerini belirli miktarda korumuşlardır. Karpat’ın deyimiyle Türk kimliklerini ön plana çıkarmaları kaynaşma isteğinden kaynaklanmaktadır ve bu kimlik onlara iş imkânından eğitime kadar her türlüyü kapıyı açmasından kaynaklamaktadır.

Karpat’ın yaklaşımına göre dünya üzerindeki göç hareketleri üç döneme ayrılabilir:

  1. Birinci dönem 3-11 yüzyıllar arası Hun, Avar, Peçenek, Got vb. kavimlerin göç hareketleri
  2. İkinci dönem 16. yüzyıl sonrası meydana gelen göçler -bu göçlerin temel sebebi siyasi ve ekonomik olarak tespit edilmiştir ve bu göçler II. Dünya savaşına kadar sürmüştür-
  3. Üçüncü dönem ise II. Dünya savaşından sonra meydana gelen göçlerdir.

Üçüncü dönem göçlerinin meydana gelmesi üretimdeki köklü değişikliklerden kaynaklanmaktadır. Sanayi devrimi sonrası üretim alanında gelişen Avrupa, II. Dünya savaşından sonra üretimde zirveyi görmüştür. Fakat savaşlar sonrası meydana gelen nüfus azalması nedeniyle seri üretimin devam ettirebilmesi için işçi göçüne ihtiyaç duymaya başlamıştır. İşçi ihtiyacının karşılanabilmesi için 3. dünya ülkelerinden Batı Avrupa’ya ve Amerika’ya göçler meydana gelmiştir. Afrika, Asya ve Türkiye’den Avrupa’ya doğru meydana gelen büyük kitlesel göç hareketleri sonucunda Almanya’da Türk diasporası, İngiltere’de Müslüman diasporası, Polonya ve Rusya’da Yahudi diasporası gibi sorunlar meydana gelmiştir.

Eski göçlerin ana nedeni; iklimde meydana gelen geçici veya sürekli değişim nedeniyle kullanım sonunda toprakların insan ve hayvanların besin ihtiyaçlarını karşılama konusunda yetersiz kalmasıdır. Fakat modern zamana doğru gelindiğinde göç hareketinin meydana getiren unsurlar değişmektedir. Örneğin, eski göçlerin aksine 19. yüzyılda meydana gelen göçlerin sebebi milli ve dini kimliği koruma isteğinden kaynaklanmaktadır. Milli göçler belirli bir bölgede siyasi gücü elinde bulunduran bir etnik grubun orada yaşayan farklı etnik gruplara yaşam hakkı tanımamasından dolayı meydana gelmiştir. Dini özgürlüğün istenilen seviyede olmaması ve halkın dini inançlarından dolayı baskı ve zulüm görmeleri dini kimliği koruma amaçlı dini göçleri meydana getirmiştir. 20. yüzyılda en büyük dini göç hareketi Hindistan’dan Pakistan’a 7 milyon Müslümanın gelmesiyle olmuştur. Günümüz de ise göçlerin nedeni değişerek genelde ekonomik temellidir.

Göçler hem göç alan hem de göç eden toplum üzerinde derin psikolojik ve sosyolojik etkilere ve değişimlere yol açmaktadır. Rusya’nın 19.yüzyıldaki faaliyetleri neticesinde Kafkasya’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçler sonucunda yerel toplumun kültürü belirli miktarda değişmiştir. Karpat’ın deyimiyle Balkanlar’dan ve Kafkasya’dan gelen iyi eğitim almış göçmen çocukları Osmanlı devleti içerisinde pek çok kurumda ve entelektüel yaşantıda öncü konuma gelerek modernleşme hareketlerine katkıda bulunmuştur. Türker’in Balkanlardan göçü Anadolu’da zaten çoğunluğu oluşturan Türk nüfusa ezici bir siyasal üstünlük kazandırarak onlara dışardan gelen diğer topluluklara karşı kendi dilsel ve kültürel damgalarını vurma imkânı sağlamıştır. Göçmenler temelde toprağında yetiştiği, yerleştiği yerlerden uzaklaştırılmış olmalarının acısını kendileri ile birlikte sürüklemiştir. Fakat Osmanlı devletindeki kültürün gelen göçmenlerin kültürleriyle benzemesi ve din gibi unsurlar göçmenlerin topluma uyum sağlamalarını kolaylaştırmıştır.

Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılda göçmenler için adeta bir göç durağı olmasında din faktörünün yanında tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan ortak bir aile yapısı, hukuk ve Osmanlı siyasi kültürüne sahip olunması gibi sebepler de önemli etkilere sahiptir. Çünkü göçmenlerin tümünün geldiği yerler uzun süre Osmanlı idaresine bağlı yaşayarak bu siyasi kültürün etkisi altında kalmıştır. Fakat ortak tarihsel geçmişin yanında, devletin uyguladığı iskân politikası da göçmenlerin yeni geldikleri ortama uyum sağlamasında önemli bir paya sahiptir. Osmanlı Devleti Balkanlardan gelen göçmenlerin liderlerini şehirlerde iskân ederek baş ile gövdeyi ayırmıştır. Böylelikle göçmen halkın toplumla bütünleşmesi hızlandırılmıştır.

Osmanlı’ya Slav Göçü

Karpat Bulgar göçünün 19. Yüzyılda Osmanlı topraklarına yönelen en büyük Slav göçmen dalgasını’’ oluşturduğunu belirtmektedir. Bu göçmenler yüzyıl başında Rusya’dan ayrılan Tatar ve Çerkezlerin yerini almak üzere Osmanlıya göç etmiş olan eski Osmanlı tebaasından oluşan büyük bir askeri topluluktan meydana gelmiştir. 1850’li yılların başında bazı Çerkezler kendi girişimleriyle ve gönüllü olarak göç etmişlerdir ya da barışçıl yollardan göçe ikna edilmişlerdir. Kırım savaşı sırasında göç, kitlesel bir harekete dönüşmüş ve 1862-1865 yılları arasında doruk noktasına çıkmıştır. 1890-1908 yılları arasında yoğunluk kazanan bu göç hareketi 1920’li yıllarda duraksamıştır.

Bulgar göçünün yanı sıra, 19. yüzyılda meydana gelen göç hareketlerinden birisi de Bosnalı Müslümanların Osmanlı’ya olan göç hareketidir. Karpat 1878-1914 yılları arasında meydana gelen bu göç hareketinin dört aşamada meydana geldiğini düşünmektedir. Bu doğrultuda ilk göç dalgası 1876 ‘da başlamıştır. 1882 yılında isyan edenlere karşı Hristiyanların gerçekleştirdiği misillemeler ve askere alınmanın yürürlüğe girmesinin ardından ikinci göç dalgası meydana gelmiştir. Osmanlı devleti bu dönemde göç işleri için 1 milyon lira tahsis ederek göç sürecine katkıda sağlamış ve teşvikte bulunmuştur. Osmanlı devletinin Bosnalı Müslümanların göçünü teşvik etmesindeki en önemli etkenlerden birisi de devletin nüfusunun 19. yüzyılda azalmasıdır. Devlet 18. yüzyıldan beri sürekli savaş içerisinde olduğundan nüfusunun büyük miktarını bu savaşlarda kaybetmiştir. Dolayısıyla kaybedilen nüfus dışarıdan gelecek olan göçlerin teşvik edilmesiyle tekrar yükseltilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda 1882-83 yılları arası Bosna’dan göçenlerin sayısı 10-12 bin arasında bir meblağ olarak düşünülmektedir. Bu iki göçe ilaveten daha sonra iki dalga halinde iki göç daha meydana gelmiştir. Karpat’ın tahminine göre gelen göçmenlerin toplamı 100 bini geçmemektedir.

Osmanlı’ya Yahudi Göçü

19. yüzyıl içerisinde Müslüman ve Türk göç hareketlerinin yanı sıra Osmanlı Devleti içerisinde gerçekleşen önemli bir diğer göç hareketini Yahudi nüfus oluşturmaktadır. Rusya’dan ve Balkanlardan Osmanlı Devleti’ne doğru meydana gelen nüfus hareketi 1862-1914 yılları arasında gerçekleşmiştir. Rusya’nın uygulamaya koyduğu Panslavizm düşüncesi doğrultusunda baskı altında kalan Yahudiler 1882 yılından sonra Osmanlı topraklarına göç etmeye başlamıştır. Gelen Yahudiler başta Filistin olmak üzere memleketin farklı yerlerinde iskân edilmiştir. İttihat ve Terakki yönetimi bütün Osmanlı tebaasını eşit olarak gördüğü için 1909 yılında din ve milliyet fark etmeksizin vatandaşlarını askere almaya başlamıştır. Askerlik hizmetinde bulunmak istemeyen Yahudilerin bazıları geldikleri yerlere geri dönmüşlerdir. Bu olaydan sonra Yahudilerin Osmanlı topraklarına göç edip yerleşmeleri ve bilhassa Filistin’de toprak satın almaları kısıtlanmıştır. Buna karşın Kutsal toprakları ziyaret hiçbir zaman yasaklanmamıştır Kısıtlamalar 1882’den itibaren peyderpey uygulanmıştır. Kısıtlamaların altında yatan en önemli nedenlerden birisi de Filistin’deki Yahudi nüfusunun sürekli artmasıdır. Öyle ki Karpat’ın verdiği istatistiki verilere göre Yahudi nüfus 1839’dan 1914’e kadar geçen süre zarfında 10 kat artarak 100 bin civarını bulmuştur.

Kısıtlamalar genelde dışarıdan gelen Yahudi nüfusu kapsarken eski Osmanlı topraklarında doğmuş ya da yaşamış olan Yahudiler ve Yahudi soyundan gelenler artakalan Osmanlı topraklarına göç etmekte özgür bırakılmışlardır. Bu nedenle Osmanlı Devleti 1882 yılında Rus Yahudilerinin Filistin’e göçünü kısıtlamaya başlasa da Osmanlı Yahudilerine herhangi bir sınırlama getirmemiştir. Ancak 1890’dan sonraki siyasi ortam nedeniyle Osmanlı Yahudilerinin Filistin dışındaki bölgelere göç edip yerleşmeleri şart koşulmuştur. 1899 yılında Yahudiler’ in Filistin’e yerleşmeleri yasaklansa da bu yasak 5-6 senelik bir süre için uygulanmıştır. Fakat Karpat’ın da belirttiği üzere çoğu zaman bu yasak Filistin’e göçü durduramamıştır, göçler araklı ve küçük gruplar halinde meydana gelmeye devam etmiştir.

Osmanlı’dan Amerika’ya Göç

19. yüzyılda Osmanlı’ya doğru iç göç hareketlerinin yanı sıra Osmanlı’dan Amerika kıtasına doğru dış göç hareketleri de meydana gelmiştir. Osmanlı’dan Amerika’ya giden ilk Suriyeli göçmenler genellikle alt toplamsal ve ekonomik sınıflardan gelmiştir. Ekonomik yoksulluk ya da kötüleşen ekonomik durumun düzeltilme şansı Amerika’ya göçün altında yatan temel etmenlerdendir. Kuzey ve Güney Amerika’daki işçilere ödenen nispeten yüksek ücretler, göçmenleri çeken oldukça güçlü bir unsur olmuştur. Amerika kıtasında gelişen sanayi sonucu insan ihtiyacı meydana gelmiştir. Bu ihtiyaç dünya üzerindeki çeşitli toplum ve memleketlerden sağlanmıştır ve bu memleketlerden biri de Osmanlı olmuştur. Osmanlı topraklarından özellikle de Suriye’den Amerika kıtasına göç 1860 yıllarda başlamıştır ve kesintisiz olarak peyderpey devam etmiştir. 1896-97‘de göç doruk noktasına ulaşmıştır. Daha sonra Balkan Savaşları’nın neden olduğu sosyo-ekonomik durum nedeniyle göç tekrar canlanmıştır. 1920 yılına kadar Filistin’den, Suriye’den ve Anadolu’dan birçok göçmen Amerika’ya gitmiştir. Yapılan tahminlere göre 1860-1914 yılları arasında 1.200.000 Osmanlı vatandaşı Amerika’ya göç etmiştir. Bununla birlikte yaklaşık 400.000 kadarının da geri döndüğü düşünülmektedir.

Amerikan “Slum”ı ve Türk Gecekondusu

Bu tarihsel sürecin sonunda günümüz dünyasını şekillendiren ve Türkiye’de de büyük bir sorun teşkil eden gecekondulaşma hareketi meydana gelmiştir. Karpat’a göre gecekondulaşma modernleşme ile ilgili sosyal yapı değişiminin kaçınılmaz bir sonucudur ve ‘’gecekondu köy yaşamından şehir yaşamına geçiş süreci, bir transitional yaşayış şeklidir’’. Fakat gecekondulaşma her ne kadar küresel bir olay olsa da ülkeden ülkeye farklılık gösterebilmektedir. Örneğin Karpat Amerika’daki slum ile Türkiye’deki gecekondu karşılaştırması yapmaktadır. Karşılaştırmada belirtildiğine göre slumda umudu kesmiş insanlar yaşarken gecekondular umudun başladığı yerlerdir. Gecekondulaşma endüstrileşmeye katkıda bulunarak, devlet kapitalinin başka işlere ve bölgelere ayrılmasına yardımcı olur. Endüstrileşme yolunda ilk adım gecekondulaşmayla atılır. Gecekondulaşmayla beraber köylü halk şehirlileşmeye evresine geçmeye başlar ve göçerlerde değişimler meydana gelir. Bu değişimleri Karpat dört ana nokta etrafında birleştirmektedir.  Birincil olarak maddi kolaylık sayesinde giyim-kuşam değişmekte ve gelenler daha çok şehirli gibi giyinmeye başlamaktadır. İkincil olarak göçerler şehir ihtiyaçlarına adapte olarak gazete, kitap okuma, müzik dinleme vb. hareketlerde bulunur. Üçüncü kısımda gecekonducular kendi akrabaları dışından şehrin diğer bölgelerindeki insanlarla iletişim kurmaya ihtiyaç duyarlar. Sonuncu evrede ise köyle ilgileri tamamen kesilir.

Sonuç

Karpat geçmişten günümüze kadar göç konusu hakkında oldukça tatmin edici ve bilgilendirici bir eser meydana getirmiştir. Kırım, Balkan, Kafkas göçlerinin Osmanlı üzerindeki etkileri ve toplumun değişim süreci gibi konulara değinen yazar, Osmanlı’ya gelen Müslüman göçmenlerin yanı sıra Rusya’dan Osmanlı devletine doğru gerçekleşen Yahudi göçlerini de ele alarak Osmanlı’daki çeşitli göç hareketlerine bakma konusunda daha geniş bir çerçeve sunmaktadır. Kitabın bölüm sonlarında dipnotlarda verilen istatistiki veriler ise kitabın anlaşılmasını konusunda güçlendirici veriler sağlamaktadır. İstatistiki veriler sayesinde anlatılan olaylara bakış daha da kolaylaştırılarak okuyucuya somut bilgiler sunulmaktadır. Kitap, tarih ve sosyoloji alanındaki akademisyenler, öğrenciler ve bu alanlara meraklı kişiler için başvurulacak ilk kaynaklardan birisidir. Gerek Türkiye içerisinde meydana gelen kimlik değişimi, gerekse de dünya üzerinde meydana gelen göç hareketleri hakkında fikir sahibi olunabilecek bir kitaptır. Ayrıca günümüz Türkiye toplumunun oluşumunda tarihsel süreç içerisinde meydana gelen göçlerin etkisinin ve sonuçlarının anlatıldığı tarih ve sosyoloji birlikteliğinin örnek bir çalışmasıdır.

 

*Kemal H. Karpat, Osmanlı’dan Günümüze Etnik Yapılanma ve Göçler, çev. Bahar Tırnakçı, Timaş Yayınları, İstanbul 2010, 480s.