Uluslararası Af Örgütü’nün 8 Ağustos tarihinde yayımladığı rapora göre, Avrupa’nın Orta Akdeniz Rotası’nı kapatma politikası Orta Akdeniz’de boğulan ve Libya’da gözetim merkezlerine götürülen kişilerin sayısında artışa sebep oldu.

“Şeytan ve masmavi denizi arasında. Avrupa, Orta Akdeniz’deki mültecileri ve göçmenleri yüz üstünde bırakıyor” başlıklı rapor, yalnızca Haziran ve Temmuz ayında 721’den fazla ölüme sebep olan politikaların yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor. Raporda insanları günlerce denizde mahsur bırakan İtalya’nın yeni politikalarına dikkat çekilirken, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin mültecileri ve göçmenleri işkence ve kötü muameleye maruz kaldıkları iddia edilen Libya’da tutmak için nasıl çabaladıkları inceleniyor.

Uluslararası Af Örgütü’nden İltica ve Göç Araştırmacısı Matteo de Bellis son aylarda Akdeniz’i geçmeye çalışan insanların sayısındaki azalmaya rağmen, denizdeki ölümlerin arttığını belirtmiştir. Matteo de Bellis’e göre ölü sayısındaki bu artışın sorumlusu insanların hayatlarını kurtarmaktansa onları dışarıda tutmakla endişelenen Avrupa hükümetleri.

“Avrupa politikaları, Libya Sahil Güvenliğine denizdeki insanları yakalama, kurtarmayı ikincili plana atma ve STK’larının temel çalışmalarını engelleme yetkisi verdi. Denizdeki ölümlerdeki son artış sadece bir trajedi değil –bir kara leke, ” diye belirtiyor Matteo de Bellis.

Libya’daki kapasitesinin üstünde kalabalık gözetim merkezlerinde keyfi olarak tutulanların sayısındaki artışın, Orta Akdeniz’deki boğulmalarla bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Gözetim altındakilerin sayısı Mart ayında 4 bin 400 iken, Temmuz sonuna kadar iki katından daha fazlaya çıkarak yaklaşık 10 bine ulaşmıştı (bu sayıya 2 bin kadın ve çocuk da dâhil). Gözetim altındaki bu kişilerin neredeyse tamamını, AB hükümetleri tarafından eğitilen ve desteklenen Libya Sahil Güvenlik ekiplerinin denizi geçmeye çalışırken yakaladığı mülteci ve göçmenler oluşturuyor.

Matteo de Bellis “AB hükümetleri, Libya Sahil Güvenliğinde ve Libya’daki gözetim merkezlerinde karşılaştıkları korkunç muamelelere rağmen mültecileri ve göçmenleri orada tutmaya yönelik Libya yetkilileriyle işbirliği yapıyor. Bölgedeki bu dışarıda tutma politikasını daha genişe yayma planları ciddi anlamda endişe verici” diyor.

Geçtiğimiz yıl boyunca, Avrupa hükümetleri, denizde kurtarılan insanların karaya çıkarılmasıyla ilgili oluşabilecek anlaşmazlıkların önlenmesi konusunda Dublin sistemine yardımcı olabilecek önemli reformlar konusunda bir anlaşmaya varamamışlardır.

Buna cevap olarak İtalya, kurtarılan insanları taşıyan gemilerin limanlarına giriş yapmalarına izin vermemeye başladı. Bu yeni politika; STK teknelerini, ticari gemileri ve hatta yabancı donanma gemilerini de hedef alıyor.

Denizden karaya taşınma sürecinde yaşanan gereksiz gecikmeler, acil yardıma ihtiyacı olan kişilerin – yaralılar, hamile kadınlar, işkence mağdurları, teknelerin kaza yapması sebebiyle travma geçirenler, refakatsiz küçükler de dâhil olmak üzere – günlerce denizde kalmasına sebep oluyor.

Matteo de Bellis, İtalya’nın mülteci ve göçmenlerin limanlarına inmesine engel olarak, insan yaşamını bir pazarlık politikası olarak kullandığını iddia ediyor. Matteo de Bellis, “İtalya, diğer Avrupa ülkelerindeki sorumluluk paylaşımı için siyasi baskıyı artırmaya çalışırken; çaresiz insanlar yetersiz yiyecek, su ve barınak ile denizde mahsur kaldılar” diyor.

“Üstelik İtalyan ve Maltalı yetkililer, denizde hayat kurtarmaya çalışan kahraman STK’ların korkutulmasına ve cezalandırılmasına yol açtı. STK çalışanlarının karaya çıkmalarına izin vermedi ve hatta teknelerine el koydu” diye ekleyen Matteo de Bellis, İtalya ve diğer Avrupa devletleri ve kurumlarını, denizdeki insanların kurtarılmasının öncelik hâline getirilmesini ve kurtarılanların bir an önce suiistimale maruz kalmayacakları ve sığınma talep edebilecekleri ülkelere iniş yapmalarını sağlamaya davet ediyor.

Son olarak, Matteo de Bellis, Avrupa hükümetlerinin yarattıkları bu kapatma ve dışarıda bırakma kısır döngüsünden çıkmalarını ve bunun yerine hem mülteciler hem de göçmenler için Avrupa’ya seyahati güvenli hâle getirecek politikalar üzerinde çalışmalarını öneriyor.

 

(Tashih: Melike Arslan)