Bir seneden beri yollarda olan Charles, 25 yaşında ve üniversitede ekonomi bölümü okurken ikinci sınıfta okulu terk etmekten başka çaresi olmadığını düşünerek, Nijerya’dan yola çıkıyor. Çalışarak sırasıyla Afrika’nın diğer ülkeleri Eritre ve Sudan’a geçiyor. Sonrasında ise kaçak yollardan Türkiye’ye gelebilmek için ihtiyacı olan tüm parayı biriktirdiğinde kaçakçılarla anlaşıyor. Peki Afrika’nın bir çok ülkesinden gençler neden Avrupa’ya doğru kaçak yollarla göç etmeye çalışıyorlar ve ne umuyorlar?

 

*Nasılsın Charles? İstanbul’da hayat nasıl gidiyor?

– İyiyim teşekkür ederim. Başımdan çok fazla şey geçti. İstanbul’a varmadan önce bir ay Aşkale kampında tutuklu kaldım Erzurum’da. Bizi orada tuttular. Burası bir sınır dışı etme ve sürgün kampı.  Serbest bırakıldığımda çok mutluydum. Orada bir ay tutulan tek kişi bendim. Kampın geri kalanı beş veya altı aydır orada tutuluyor. Taksi tutabileceğimi düşündüm Ağrı’dan Erzurum’a ama Türkçe bilmediğim için ne olduğunu anlayamadım. Taksici paramı aldı ve beni gece vakti yolda bıraktı. Şimdi, Allah’a şükrediyorum. Aşkale kampı yaşamak için çok zor bir yer. Yasal belgelerimi alır almaz polis ile bir problemim kalmayacak.

       Charles yaşadığı tüm zorluklara rağmen Türkiye’de yaşamaktan memnun olduğunu söylüyor.

* Kendinden ve Afrika’daki hayatından biraz bahsedebilir misin?

–  Ben Charles ve Afrika’lıyım. Babam Nijeryalı, annem Eritreli. Bu ülkelerdeki yaşam koşulları çok zor. Annem , babam; ve ben dahil altı kardeşli bir aileyiz. Bir kısmımız Nijerya’da, bir kısmımız Eritre’de. Abilerimden birisi Türkiye’deydi ama İtalya’ya gitti. Ben beşinciyim. Herkesin hayatında zorluklar var. Babam, Boko Haram’ın gerçekleştirdiği Abuja Bombalı Saldırısı’nda hayatını kaybetti. Bu noktadan sonra, hayat ve yaşamak benim için çok daha zordu. İş olmadığı için Avrupa’ya gitmem gerektiğini düşündüm. Eritre’ye gitmek için Nijerya’yı terk ettim ve Sudan’da da iki yıl yaşadım.

*Annen ve babanın durumları nasıldı Nijerya’da?

– Babam çiftçi, annem ise iş kadınıydı. Nijerya’da kıyafet satıyordu. Terörist bir grup olan Boko Haram saldırısıyla babam başkent Abuja’da 2010’da öldü. Saldırı babamın çalıştığı markete yakın bir yerde oldu. Bir çok insan öldü. Bu terörist gruplar çok kötü insanlar.

*Ne zamandan beri Boko Haram Nijerya’da saldırılar gerçekleştiriyor?

– Çok uzun zaman oldu. Çok kötü insanlar ve neye karşı olduklarını bilmiyorum. Hiçbir sebep yokken okullara gidip kızları ve öğrencileri kaçırıyorlar. Bir çok kıza tecavüz ettiler.

*Boko Haram’a karşı kim savaşıyor?

–  Hükümet onlara karşı savaştıklarını söylüyor ama bunu görmüyoruz. Hepsi yozlaştı ve bu grup her geçen gün daha da büyüyor. Ülkede çok kötü faaliyetler gerçekleştiriyorlar. Bir gün bir kiliseyi basıp içerideki herkesi öldürdüler.

                                    Boko Haram adlı terör örgütü, Nijerya’da sık sık saldırılarla gündeme geliyor.

* Sen bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?

– Onları nasıl tanımlayacağımı bilmiyorum, hepsi şeytan. 2005’ten beri ülkemizdeler ve saldırılar yapıyorlar. Boko Haram’dan önce, Nijerya’da hayat güzeldi. Onlar ülkeyi ikiye bölmek istiyorlar. Diğer Afrika ülkeleri dışında en çok Nijerya’da aktifler. Çatışma istiyorlar. Eğer hükümete karşı savaşıyorlarsa neden bu kadar çok insanı öldürüyorlar bilmiyorum.

*Nijerya’da günlük hayat ve toplum nasıl?

– 26’dan fazla dilimiz var ama genel dil İngilizce. Annenin ve babanın yerel dilini alırsın. Birçok dil var, benimki “Edo”. İngilizler Nijerya’yı kolonileştirdiklerinde teknoloji ve eğitim geldi ve İngilizce öğrenmeye başladık. İngilizce bilmek iyi bir şey çünkü bu şekilde herkesle iletişim kurabiliyoruz.

Ülkemizde hem Müslümanlar hem de Hristiyanlar var. Beraber yaşıyor ve beraber yiyoruz.

Normalde, okuldan eve döndüğüm zaman, televizyonda futbol maçı izlemeye giderim. Çünkü bildiğin gibi herkes siyahi ve farklı insanlar görüyoruz. Ülkemizde düzenli bir elektrik hizmeti yok burada olduğu gibi. Bir çok insan karanlıkta yaşıyor ve hiç elektrikleri yok. Ülkenin bazı bölgelerinde bir aydan bir yıla kadar elektrik olmuyor.

Hava çok fazla sıcak ve gün içinde dışarı çıkmak mümkün değil. Ülkemizde bir çok hayvan, nehir ve sahiller var. Çok güzel yerler var ama yollar çok kötü.

*Gençlerin durumunu nasıl görüyorsun?

– Lagos, Nijerya’daki en güvenli bölge. Kardeşlerimden birisi orada yaşıyor. Ama birçok insan Legos’ta yaşamayı karşılayamaz çünkü iş yok. Gençliğimizin büyük bir kısmı Avrupa’ya geçmeye çalışırken Libya’da, Akdeniz’de öldü.

Bir işe sahip olmak için, para sahibi olmak gerekiyor. İş bulmak için herkes torpil kullanıyor. Yüksek pozisyonda olan birisi seni işe alıyor. Eğitimli olmasan bile bu şekilde iş bulabilirsin. İş arayan bir çok genç var ülkede. Ülke çok zengin olmasına rağmen, gençlere yeterli iş imkanı sağlanmıyor ve bu yüzden gençler Avrupa’ya gidiyorlar.

*Nijerya’dan ayrılmaya nasıl karar verdin?

– Babam öldükten sonra ülkeden ayrılmak zorundaydım. Kardeşlerimden biri Eritre’de idi ve onun yanına gittim. Sonrasında da iki yıl Sudan’da kaldım para biriktirebilmek için.

*Bu durumda eğitim durumun ne oldu?

– “Umut Işığı” adlı ilkokuldan sonra ortaokula da Nijerya’da gittim. Üniversitem “Abrose Ahi Universitesi: Edo State” idi. 2013’te başladım, ekonomi okuyordum. Okul dört yıl olmasına rağmen üniversiteyi ikinci sınıfta bıraktım. İngilizce’yi ilkokudan beri öğreniyorum. Ama aile içinde kendi dilimizi konuşuyoruz.

*Nijerya’da üniversite hayatın nasıldı?

– Üniversiteye gitmek için para gerekiyor, bizim de paramız yoktu. Burs imkanı da yoktu ve hava dayanılmaz derecede sıcak. Annem benimle ilgilenmeye çalışıyordu ama ben tek çocuk değilim beş kardeşim daha var. Bu yüzden çalışmam gerekti. Maddi olarak iyi bir duruma geldiğimde geri dönüp eğitimimi tamamlayabilirim.

*Üniversiteyi bıraktın ve Eritre’ye gittin. Finansal ve politik sebepler dışında ana sebepler nelerdi senin için?

– İlk olarak para, ikinci olarak da üniversitedki çatışma grupları. Bu gruplar kendilerine “gizli kod” adını veriyorlar. Bu gruplardaki insanlar birbirlerini koruyup kolluyor, çeşitli durumlar için iletişim sağlıyorlar ve birbirleriyle çatışma halindeler. Üniversitede birçok grup var. Eğer bu gruplardan birine katılmazsan seni öldürebilirler. Aileme hayatta kalmak istediğimi ve ölmek istemediğimi söyledim. Üniversitede birçok insan ölüyor. Birbirlerinin kafasını kesip üniversite kapısına asıyorlar. Üniversite yönetimi bir şey yapamıyor. Bunları gece yapıyorlar. Çok tehlikeli bir üniversite. Tüm bunlardan sonra yaşamak ve hayatım için savaşmak zorunda olduğuma karar verdim. Yeterli parayı kazandığımda üniversiteye gidebilirim ama bunun için çok çalışmam gerekiyor.

                                 Charles asla umudunu kaybetmemiş. Hayata dört elle tutunmaya devam ediyor.

*Eritre ve Sudan’da ne kadar kaldın ve bu ülkelerde neler yaptın?

– Eritre’de yedi ay bir garson olarak çalıştım. Eritre’de de pek çok terörist grup ve çatışma var. Sınır olduğu için Sudan’a geçtim. Kendi masraflarımı karşılayabilmek ve para biriktirebilmek için çalışmak zorundaydım. Sudan’da dört ay iş aradım ve küçük bir dükkanda çalışmaya başladım. Sudan’da da hayat çok zor çünkü çok sıcak. Bazen ailemle iletişim kurdum ama çalışmak ve kendim için savaşmak zorundaydım. Hayatımın babam gibi sonlanmasını istemedim. Maaşım çok azdı, aylık 30 euro civarındaydı. Kolay bir süreç değil ama azar azar biriktirdim.

*Sudan’dan sonra rotan nasıl gelişti ve kaçakçılarla nasıl iletişime geçtin?

– Sudan’dan sonra yolculuğa başladım, kolay değildi. Avrupa’ya geçmek için yeterli parayı biriktirince, ilk önce bir kaçakçı aradım. Sudan’da birçok Türk kaçakçılar da var. Bütün kaçakçılar birbiriyle iletişim halinde. Çalıştığım yerde kardeşi bu şekide Avrupa’ya geçen biri vardı ve ondan numarasını aldım. Türkiye’ye gelebilmek için 1200 dolar ödedim.

Kaçakçılar, insanları araçların içerisinde saklıyorlar ve sınırları geçiyoruz. Kaçakçıların evlerinde molalar vererek ilerledik. Sudan’da 10 kişi civarındaydık. Ama İran’da birçok yeni kişiyle tanıştık; İranlı, Suriyeli, Bangladeşli, Pakistanlı ve Afgan. Hepsi Avrupa’ya gitmek istiyordu. Gecikmeyle beraber Sudan’dan İran’a geçmek 10 gün sürdü. İran, bütün kaçakçıların toplandığı ülke.

Kaçakçılar yakalanmazlar çünkü geceleri hareket ediyorlar. İran bir nevi geçiş ve toplanma noktası. Burada herkesi getirip götürüyorlar. Kaçakçılar bize çok kötü yiyecekler veriyordu ama yemekten başka seçeneğimiz yoktu. Zorluklara direndim.

İnsanları 10 saate kadar bir aracın içerisinde tutuyorlar, herkes amacına ulaşmak için buna katlanıyor.

*İnsan kaçakçıları’nın evi Türkiye’de nerede?

– Anladığım kadarıyla Doğubeyazıt. Burada İstanbul’a gitmek için bekledik. Bizi bıçakla yaraladılar ve ölümle tehdit ettiler. Çünkü benim anlaştığım kaçakçı buradaki kaçakçılara benim için ödemesi gereken parayı ödemedi. Nerede olduğumuzu kimse bize söylemiyordu, insanları sadece geceleri getiriyorlar. Çok sayıda Pakistanlı ve Afganistanlı vardı bu kaçakçı merkezinde. Burada üç hafta kaldım. Çok kötüydü. İçerisi çok soğuktu, pencereler yoktu ve ev çok kirliydi. Parayı ödeyemediğim için beni tutuyorlardı, parası olanları götürüyorlardı. Bizi çöple beslediler, tuvalet yoktu. Evin her tarafı dışkı doluydu. Burası hem bizi uyuttukları hem yemek yediğimiz hem de herkesin tuvalet ihtiyacını giderdiği bir yerdi.

*Doğubeyazıt’tan Ağrı’ya nasıl geçmeyi nasıl başardın?

– Ayakkabılarımın içinde sakladığım 200 dolarım kalmıştı. Polis bu kaçakçı evine geldi ve kaçakçılardan biri kaçtı. Polisler sorumlu kişiyi arıyordu. Bizleri orada gördüler ve gittiler. Dört gün sonra polis tekrar geldi ve birini yakalayıp tekrar serbest bıraktı. Yakaladıkları kişi patron değildi, patron sadece geceleri geliyor.

*Polis geldikten sonra ne oldu?

– Polisler bizi bıraktığında kaçakçılar gitmemiz gerektiğini söyledi. Bir tane polis vardı, o geri dönmeden önce hepimizi serbest bıraktılar. Yollara düştük. Türkiye’ye nasıl geçeceğimizi öğrenmeye çalışıyorduk. Yolda birisiyle tanıştım ve beni bir yere götürdü. Burası da küçük bir kaçakçı eviydi. Doğubeyazıt’ta çok fazla kaçakçı var. Buradan gitmem gerekiyordu ama Ağrı’da yakalandım ve beni tutukladılar. İki hafta sonra, bize Ağrı’da kalabileceğimize dair bir belge verdiler.  İstanbul’a ulaşmak için Ağrı terminalinde iki hafta kaldım ve bilet aradım ama çok pahalıydı. Sonunda Erzurum’a kadar taksi ile gidip oradan İstanbul’a geçmeye karar verdim. O sırada abim bana para göndermeye çalışıyordu. Taksici beni yolun ortasında bıraktı ve yürürken tekrar yakalandım. Erzurum’da tutuklandım ve Aşkale Sınır Dışı Kampına götürüldüm.

*Aşkale Kampı ve oradaki yaşam hakkında bilgi verebilir misin?

– Aşkale’de hayat çok zor. Orası bir hapishane. Saat 9 olduğunda kahvaltıya gidiyoruz. Kahvaltıda ekmek, yarım domates ve çay veriliyor. Öğlen ise farklı yiyecekler veriliyor ama ben anlayamadım tam olarak ne olduklarını. Sonra sigaraya çıkarıyorlar ama ben içmiyorum.

Kamptaki diğer kişiler Hristiyan olduğumu bildikleri için beni Müslüman yapmakla tehdit ettiler. Kur’an gibi bir İncilim var ve onu okuyorum. Bu yüzden beni kampta öldürmek istediler. Benim bulunduğum alana geldiler ve beni tehdit ettiler. Susmak zorundaydım. Bütün gün ağlıyordum. Burada bu şekilde öleceğimi düşünmüştüm çünkü her gün beni tehdit ediyorlardı. Ama orada hapisteydim ve gidecek başka bir yer yoktu. Çıkış belgelerimi hazırlayan memur ve polisler benimle beraber birçok kişiyi serbest bırakıp terminale götürdü. Tek Afrikalı bendim, geri kalanlar Pakistanlı ve Afganistanlıydı. Onlar beş aydan fazla bu kampta kaldılar. Serbest bırakılanların hemen hmen hepsi genç erkeklerdi.

*Sana yardım eden herhangi birisi oldu mu?

– Kardeşim İstanbul’da değildi artık, İtalya’ya gitti. Arayacak kimsem yoktu Türkiye’de. Yalnızdım ve ne yapacağımı, dışarıda neler olduğunu bilmiyordum. Üç aydan fazla bir süredir yoldaydım. Bu yolculuğa geçen yıl başladım. Allah’a şükür sonunda İstanbul’a gelebildim. Erzurum’da da Ağrı’da olduğu gibi aynı belgeleri verdiler (T6). Bu belgeler bu ülkede olduğumu söylüyor.

*Neden Türkiye’yi seçtin?

– Türkiye’yi YouTube’da izliyordum ve çok seviyordum. Cumhurbaşkanı’nın konuşmaları dahil her şeyi izledim. Çok güzel bir ülke ve burada olmak istedim. Türk filmlerini ve futbol maçlarını izliyorum; Fenerbahçe ve Galatasaray. Çok iyi futbol oynuyorum. Ama Türkiye’ye yasal yollardan gelmek çok pahalı ve 15,000 dolar. Buraya kaçak gelmek çok büyük bir risk çünkü yasal yollarla altı saatte geliniyor. Türkiye’ye ulaşabilmek için bütün riski almak zorundaydım.

*İnsan kaçakçıları başka hangi ülkelere insanları götürüyor Afrika’dan?

– Italya, ama deniz yüzünden çok tehlikeli. Libya’dan Avrupa’ya insan taşıyan kaçakçılar balon şeklindeki botları kullanıyorlar. Ortalama 300 kişiyi bu botlara yüklüyorlar. Bot battığında insanlar ölüyor.

*Erzurum ve Ağrı’da polisin ve insanların sana yaklaşımı nasıldı?

–  Bana karşı çok iyiydiler. Beni Aşkale kampına götürdüklerinde, İstanbul’a götüreceklerini sanıyordum. Bana, “Üzülme, seni İstanbul’a götüreceğiz.” dediler. Fotoğraflarımı çekip kan testi yaptılar sağlıklı olup olmadığımı anlamak için.

Bir çok insan yardım etti bana. İki adam 100 lira verdi Erzurum’da serbest bırakıldıktan sonra. Beraber zaman geçirip çay içtik. Bana bedava ekmek ve meyve suyu verdiler. Yardım edenlerin çoğu esnaftı. Benimle selfie çektiler ve ilgilendiler.

Afgan Göçünün Perde Arkası: Kaçakçıların Yeni Rant Kapısı

*İstanbul’a ulaşmayı nasıl başardın?

– Beni İstanbul’da terminale bıraktılar. Abimin arkadaşlarıyla iletişime geçtim. Birisi Nijeryalı ve gemi yükleme, nakliye işinde çalışıyor.

Burada yasal olmayan şekilde bulunuyorum. Ağrı ve Erzurum’da belgelerim var. Beni biliyorlar. Burada kalmak istiyorum. İstanbul’da yeniyim. Futbolu çok seviyorum ama oynama fırsatım olmadı.

Türkçe öğrenmek istiyorum ve burada her işi yapabilirim. Ama futbol oynamak isterim. Şu an hiçbir şey yapmıyorum. Burayı tanımam gerekiyor. Yasal durumlardan ötürü dışarı çıkamıyorum.

*İstanbul’da ve bu çevrede kendini nasıl hissediyorsun?

-Burası çok güzel bir yer. Herkes gülümsüyor. İnsanlar anlaşılır. Bana bedava yiyecek verenler oluyor. İnsanlar beni gördüğünde konuşmak isterlerse, onlarla konuşmak isterim.

 

Fotoğraflar: Fatma Çakır

 

BMSHaber Yeni Yazarlarını Arıyor