Son yıllarda gerçekleşen göç hareketleri şüphesiz günümüzün en büyük hikayeleri… İngiliz The Guardian gazetesinden Amelia Hill; dünya üzerinde göçmen sayısı ve göç tipleri başta olmak üzere göçle ilgili merak edilenleri bir dosya olarak yayınladı. Göçle ilgilenenler için bir özet niteliği taşıyan bu dosyayı sizler için derledik…

Hill öncelikle göçle ilgili sıklıkla kullanılan ancak karıştırılan terimlara açıklık getiriyor. Bahsi geçen terimler şu şekilde:

  • Göçmen (Migrant): Göçmenin kim olduğu uzun yıllardır tartışılmaktadır. Bu konuda farklı tanımlamalar mevcuttur. Bazılarına göre, göçmen daha iyi bir hayat arayışında olan ve bu arayış doğrultusunda yer değiştiren kimselere denmektedir. Uluslararası Göç Örgütü (IOM) ise göçü şu şekilde tanımlıyor: Hukuki statüsü, göç etme sebebi ve süresi ne olursa olsun, uluslararası bir sınırı geçerek veya ülke içinde kalarak, gönüllü olarak veya olmayarak yer değiştirme hareketlerinde bulunan herkes göçmendir. Ancak hayatta kalma amacıyla yer değiştiren insanlar göçmenden farklı tanımların içine de girebilmektedir.
  • Sığınmacı (Asylum Seeker): 1951 BM Cenevre Antlaşması’na göre ülkesini terk eden ve zulme karşı koruma talep eden kimselere koruma sağlanana kadar verilen statüdür. Sığınma talep etmek uluslararası olarak tanınmış temel bir insan hakkıdır, yani prensip olarak sığınma talep etmek amacıyla herkes başka bir ülkeye giriş yapabilmelidir.
  • Mülteci (Refugee): Sığınma başvurusu olumlu sonuçlanan ve koruma alan kimselere verilen statüdür.
  • Ülke içinde yerinden edilen kimse (Internally Displaced People): Adından anlaşılacağı üzere, zulüm ve şiddet sonucunda vatandaşı olduğu ülkede yerinden edilen ve göç etmek zorunda kalan kimselerdir. Bu kimselerin, uluslararası bir sınırı geçme imkanı bulunmadığı ancak hukuki olarak mülteci olduğu varsayılmaktadır
  • Sürgün edilen kimse (Expat): Diğer terimlere göre üzerinde pek durulmayan bu terim kendi ülkesinden başka bir ülkede yaşayan kişileri ifade etmektedir. Pratik olarak bu terim genellikle zengin ülkelerden gelen göçmenler için kullanılmaktadır.

Dünya üzerinde yerinden olmuş insan sayısı bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük seviyeye ulaşmış durumda… 258 milyon insan, dünya üzerinde yaşayan her 30 insandan biri, doğduğu ülkenin dışında bir ülkede yaşıyor. 2000 yılında bu rakamın 173 milyon olduğu ve o yıllarda bu sayının ancak 2050 yılında 230 milyonu bulması tahmin edildiği düşünüldüğünde 18 yıl içinde büyük bir artış yaşandığı gözlemleniyor. Şu anki tahminlere göre 2050 yılında bu sayının 405 milyon kişiye ulaşması bekleniyor.

Dünya üzerindeki mülteci ve sığınmacı sayısı ise2017 yıl ortası verilerine göre 25.9 milyon kişiyi buluyor. Ancak bu sayı sadece kayıtlara geçmiş mülteci ve sığınmacıları belirtiyor ve resmin tamamını yansıtmıyor çünkü dünya üzerinde savaş, kıtlık ve çevre krizi gibi farklı sebeplerden ötürü yerinden edilen en az 66 milyon insanın olduğu, bunların yaklaşık 40.3 milyonunun kendi ülkesinde zorunlu göçe maruz bırakıldığı tahmin ediliyor. Ek olarak yaklaşık 10 milyon insanın da devletsiz olduğu, yani herhangi bir vatandaşlığa ve vatandaşlığın getirdiği haklara sahip olmadığı tahmin ediliyor.

IOM verilerine en çok göçmene ev sahipliği yapan 5 ülke; Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Rusya, Suudi Arabistan ve Birleşik Krallık’tır. ABD yaklaşık 46 milyon, Almanya ise yaklaşık 12 milyon göçmen, barındırmaktadır. Göç veren ülkelere bakıldığında ise Hindistan, Meksika, Rusya, Çin ve Bangladeş ilk 5 sırada göze çarpmaktadır.

Mültecilerle ilgili verilere bakıldığında ise ABD tarihsel olarak diğer tüm ülkelerin toplamından daha fazla göçmene ev sahipliği yapan ülke olarak ön plana çıkmaktadır. Barack Obama’nın döneminde 2016 yılında 85 bin göçmeni yeniden iskan ettirmiştir, 2017 yılı için ise 110 bin göçmene yeniden iskan sözü vermiştir. Ancak 2017 seçimlerinden sonra Donald Trump bu sayıyı önce 45 bine sonra da 21 bin 292’ye kadar indirmiştir.

Mültecilere ev sahipliği yapan diğer ülkelere bakıldığında ise ABD’nin aksine dünyanın en yoksul ülkelerinden Ürdün, Lübnan, Pakistan ve Uganda gibi ülkeler görülmektedir. 2015’te başlayan Suriye krizinden sonra ise Türkiye 3.5 milyon mülteci ile birinci ev sahibi ülke konumuna yükselmiştir.

Mültecilerin köken ülkelerinde Suriye (6.3 milyon), Afganistan (2.4 milyon) ve Sudan (2.3 milyon) %57’lik bir payı oluşturmaktadır. Bu sayıların içinde Filistinli mülteciler dahil edilmemiştir, çünkü Birleşmiş Milletler’in mülteci tanımına dahil edilmemektedir ancak tahminen 5.3 ila 6.5 milyona yakın mülteci olduğu bilinmektedir.

Uluslararası Af Örgütü’nden Steve Valdez-Symonds’a göre 2015 yılından itibaren Avrupa, başta zengin ülkeler olmak üzere bütün kıta halinde göçmenlerin skalasından dolayı büyük bir paniğe kapılmıştır. Ancak bu skala aslında Güney Sudan – Uganda sınırında, Burma – Bangladeş sınırında veya Venezuela – Peru/Ekvador/Kolombiya ülkelerinde yaşanan göç dalgalarından daha büyük değildir.

Peki mülteciler ne kadar sürece mülteci olarak hayatlarına devam ederler? Bu konuda kronik problemlerin olduğu rahatlıkla gözlenebilmektedir. Örneğin Suriye’deki Filistinli mülteciler 1948’den beri, Pakistan’daki Afgan mülteciler 1979’dan beri mülteci kamplarında kalmaktadır. Bu şekilde geçici durumlarda belirsiz olarak yaşamına devam eden mültecilerin örnekleri çoğaltılabilir.

Mülteciler genellikle ev sahibi ülkeler için sosyal ve ekonomik olarak yük gibi gözükse de çalışmalar bunun aksini göstermekte, çalışma ve mülkiyet edinme hakkı tanındığı takdirde mültecilerin ev sahibi ülkeye ekonomik kazanç sağladığı ispat edilmektedir. Kenya’daki Kakuma mülteci kampı bunun en güzel örneğidir. 2016 yılında Dünya Bankası tarafından yapılan bir araştırmaya göre mülteciler bölgeye geldikten sonra gayri safi bölgesel hasıla %3.4 civarında bir artış yaşamıştır. Kakuma kampındaki bu örnek gibi örneklerin sayısı daha da çoğaltılabilir.

Öbür yandan başta ABD, Avustralya ve Avrupa ülkeleri başta olmak üzere neredeyse dünya üzerindeki bütün ülkeler, göç politikalarında engelleyici önlemler alma eğilimi göstermekte; duvarlar inşa etme ve güvenli olup olmadığına bakmadan geri gönderme gibi yöntemlere başvurmaktadır. Ek olarak halk kitleleri de mültecileri ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan büyük bir problem kaynağı olarak görmüş; ırkçı görüşler kendine zemin bulmuş ve hükümetleri de bu gibi sağlıksız önlemler almaya itmiştir. Bu bakış açısının sonucu olarak illegal yollarla sınır geçme çabaları artmış, insan kaçakçılığı büyük bir market haline gelmiş ve Akdeniz’de binlerce mülteci hayatını kaybetmiştir. IOM’e göre son 5 yılda Akdeniz’de hayatını kaybedenlerin sayısı 30 bine ulaşmıştır. Önümüzdeki Aralık ayında Birleşmiş Milletler’in Fas’ta toplanacağı ve yeni bir küresel göç anlaşmasının hazırlanacağı planlanmaktadır.