Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) 2017 yılı sonu itibarıyla dünyada savaş, şiddet, baskı gibi nedenlerle yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalan 68,5 milyon insan olduğunu açıkladı.

UNICEF’in ‘mülteci çocuklar’ raporuna göre, çatışmalar nedeniyle 28 milyon çocuk, mülteci ve sığınmacı durumuna düştü. Yerlerinden edilen 28 milyon çocuktan 10 milyonunun mülteci statüsünde olduğuna işaret edilen raporda, 1 milyon çocuğun sığınma talebinde bulunduğu ancak durumlarının henüz kesinleşmediği, kalan 17 milyonun da ülkelerindeki çatışmalar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldığı belirtiliyor. Mülteci çocukların yüzde 45’inin Suriye ve Afganistan’dan geldiğine dikkat çekilen raporda, 2015’te 78 ülkede 100 bin çocuğun refakatsiz sığınma talebinde bulunduğu kaydedildi.

Mülteci çocukların sayısının her yıl artması çocukların eğitimi sorununu da gündeme getiriyor. Şu ana kadar ki dönemde görüyoruz ki Türkiye ve Avrupa mültecilerin eğitimi konusunda başarısız oldu. BMMYK’nin 2016 yılında yayımladığı eğitim hakkındaki son raporuna göre, 3.5 milyon mülteci çocuk herhangi bir okul eğitiminden uzak kaldı. Mülteci çocuklar eğitim sistemi içerisinde yer almadıklarında bir ülkenin ekonomisi, sosyal uyumu ve hatta ulusal güvenlik sorunu yaşaması kaçınılmaz olabiliyor.

BM Genel Kurulu tarafından Temmuz ayında kabul edilen Mülteciler için Küresel İlkeler Sözleşmesi ( GCR ), mültecilerin eğitim dahil olmak üzere bütün ulusal sistemlere entegre edilmesi gerektiğini vurguluyor. Aralık ayında tamamen hazır olması beklenen GCR’nin son taslağı, ilk, orta ve yüksek eğitime erişimi genişletme ve mülteci çocukların okul dışında kalma süresini en fazla üç ay olacak şekilde azaltma ihtiyacının altını çiziyor. Avrupa Parlamentosu, bazı mültecilerin Yunanistan ve Macaristan’ın bazı bölgelerinde eğitime erişimlerinin birkaç ay alabileceğini tahmin ediyor. Bu yaklaşım aslında iyi bir yöntem olarak görülüyor ancak Ulusal sistemler genellikle kendi yöntemleri ile ilerlemeyi tercih ederler ve yeni yöntemleri benimsemekte yavaştırlar. Dolayısıyla entegrasyonun başarılı olabilmesi için öncelikle ulusal sistemlerin kapasitelerini geliştirmeye yatırım yapılması gerekiyor.

Birçok ülkenin mülteci deneyimine bakıldığında sorunun boyutu daha fazla görülüyor. Geçen yıl yeni gelen sığınmacıların yaklaşık üçte birinin 18 yaşın altında olduğu Avrupa’da, mülteci eğitimi (ülkeden ülkeye) büyük ölçüde değişiyor. Mülteci eğitimi konusunda henüz ortak bir AB politikası bulunmuyor ve bazı ülkelerde eğitim politikalarının okulların bulunduğu bölgelere göre farklılık gösterdiği görülüyor.

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı tarafından bir raporda, incelenen 14 AB ülkesinden dokuzunda bulunan göçmen gözaltı merkezlerinde herhangi bir  eğitim kurumu yok ve dört ülkede ise mültecilerin bazı bölgelerdeki resmi eğitime erişimi bulunmuyor. Mesela İtalya’da mülteci çocukların eğitime erişimi var ancak okullar, mültecilerin özel koşullarına uygun olarak, travmaya maruz kalma ve aile ayrılıklarını içerebilecek yeni destek sistemlerine sahip değil. Bunun yerine yabancılara yönelik kullanılan eğitim yöntemlerini tercih ediyorlar.

En fazla Suriyeli mülteci sayısına sahip AB ülkesi olan Almanya’daki eğitim sistemi, öğrencileri başarıya dayalı olan farklı eğitim yollarına yönlendirmektedir. Mülteci çocukların çoğu, daha az prestijli bir mesleki eğitim sistemine yönlendiriliyor. İçlerinden 16 yaşından büyük olanlar herhangi bir meslek dalında çıraklık eğitimi alıyor. Mülteci çocuklar yine de çoğunlukla dezavantajlı durumda oluyor çünkü bu fırsatlardan yararlanabilmek için her altı ayda bir ikamet izinlerini yenilemeleri gerekiyor.

Türkiye, dünyada en fazla çocuk mülteci sayısının bulunduğu ülke. Türkiye’de 1.7 milyon sığınmacı çocuk bulunuyor. Türkiye, devlet okulları, kamplar, STK’lar ve yerel topluluklar tarafından yönetilen okullardaki “geçiş eğitim merkezleri” (TEC) gibi mülteci eğitimi için çeşitli yollar sunuyor. Ancak yine de gerçek şu ki, okul çağındaki Suriyelilerin yüzde 40’ından fazlası 2016–17 akademik yılı içerisinde okullardan uzak kaldılar. Bu da belirtilen sene içerisinde 350 bin Suriyeli çocuğun eğitim ve öğretimden yoksun kaldığı anlamına geliyor. Mülteci çocukları entegre edememek yıkıcı sonuçlar doğuruyor: Okul dışında kalan çocuklar ve gençler, suç ve istismara daha açık ve muhtemelen radikalleşmeye karşı daha hassas oluyor. Mülteciler için daha iyi eğitim ve istihdam sağlamanın, ülkelerin ekonomileri üzerinde olumlu bir etkisi olabileceği düşünülüyor.

Entegrasyon için Çözüm Önerileri

Eğitimi, entegrasyonun anahtarı olarak gören Kemal Kirişçi ve Nicoleta Nichifor mültecilerin ulusal eğitim sistemlerine daha iyi entegre olmaları ve Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin bu doğrultudaki  hedeflerine ulaşması için beş yol öneriyor.

Öncelikle, mülteci çocuklar hakkında veri toplamaya başlanmalı ve mültecilerin eğitim alacağı okul ve eğitim bölgelerinin kapasiteleri değerlendirilmelidir. Bakanlıklar, mülteci çocukların eğitime erişimlerini ve okullardaki performanslarını gözlemleyerek politikaları ve projeleri mültecilerin ihtiyaçlarına göre uyarlamalıdır.

İkincisi, mülteci sayısının fazla olduğu okullara destek paketleri sağlanmalıdır. GCR okulları öğrencilerin artan sayısını karşılamak amacıyla tesislerini genişletmeli ve mülteci çocukların bütünleştirilmesini sağlamak için üç aylık süreç içerisinde eğitime erişimlerini sağlamalıdır. Destek paketleri öğretmenlerin eğitimini de içermelidir. Bulunduğu ülkenin anadilini bilmeyen öğrencilere dil öğrenimi sağlanmalı ve travma sonrası stres bozukluğundan muzdarip öğrencilere yönelik eğitim verilmelidir.

Üçüncü olarak, öğrenciler ve aileler için mentorluk programları geliştirilmeli ve teşvik edilmelidirler. Mülteci ebeveynler genellikle çocuklarının öğrenimlerini kendi ülkelerinde bulundukları ölçüde destekleyemezler. Mülteci aileleri ile yerel halkın katılımı, mülteci çocukların dil becerilerini daha hızlı kazanmalarına ve mülteci ailelerin mevcut eğitim seçenekleri hakkında bilgi edinmelerine yardımcı olabilir. Yerel ve mülteci öğrenciler arasındaki akran ilişkileri, yerel dili öğrenmelerine ve eğitim sistemine adapte olmalarında kolaylık sağlayabilir.

Dördüncü olarak, mültecileri başarılı bir şekilde entegre edebilen okullar, yaptıkları uygulamaları paylaşabilir ve bu konuda geride kalan okullara yardımcı olabilirler. Örneğin, sosyo-kültürel çeşitliliği içerisinde barındıran bir şehir olan Berlin, mülteci öğrencileri  Almanya’nın diğer bölgelerine nazaran daha yüksek bir başarı derecesiyle düzenli sınıflara entegre edebiliyor. Diğer eğitim bölgelerindeki yetkililer ve diğer ülkelerdeki okullar, ulusal eğitim bakanlıklarının koordinasyonunda Berlin’i örnek alarak benzer değişimlerden yararlanabilir.

Son olarak, mülteci çocuklar için eğitime erişimi arttırmak amacıyla etkili ulusal ve uluslararası değerlendirme ve izleme mekanizmaları geliştirilmelidir.

Bu öneriler yeni değil, ancak eğitim bakanlıkları ve okullar bunları seyrek veya seçici bir şekilde uyguladılar. Toplumsal, ulusal ve uluslararası düzeyde bu reformlar için uyumlu bir çalışmaya ihtiyaç var. Mülteciler için daha iyi eğitim ve istihdam sağlanmasının ülkelerin ekonomileri üzerinde olumlu bir etkisi olacağı düşünülüyor. Mülteci çocukların eğitimde olmadığı bir ülke ekonomisi, sosyal uyum ve hatta güvenlik konularında zarar görebilir ve hükümetlerin mültecileri entegre edememesi durumunda ise tasvir edilen distopik gelecek gerçek olabilir.

 

Kaynak: RefugeesDeeply