Çatışma, şiddet ve zulüm sebebiyle zorla yerinden edilen kişilerin sayısı küresel çapta rekor düzeylere ulaşırken; Türkiye, 2016 yılı sonunda art arda üç yıl, dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke olmayı sürdürdü. Türkiye, 3,5 milyondan fazla kayıtlı Suriyeli mültecinin yanı sıra UNHCR’ye kayıtlı 365.000’den fazla diğer uyruklardan UNHCR’nin ilgi alanına giren kişiye de ev sahipliği yapıyor.

Suriyeli mülteciler arasında da yaklaşık 1.6 milyon çocuk bulunuyor. Mülteci ve sığınmacıların tıbbi hastalıklara karşı daha duyarlı olmalarının yanında ruh sağlığı açısından da ciddi risk taşıdıkları belirtiliyor. Gerek diğer ülkelerde, gerekse de Türkiye’de yapılan çalışmalar; sığınmacı çocuk ve ergenlerde başta travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), major depresif bozukluk (MDB) ve anksiyete bozuklukları olmak üzere çeşitli psikiyatrik hastalıkların sığınmacı olmayanlara oranla daha sık görüldüğünü gösteriyor. Ek olarak, sosyal çekilme, güven hissinde azalma, özgül olmayan korkular, yeme problemleri, enürezis, uyku sorunları ile psikosomatik yakınmaların sığınmacı çocuklarda sıklıkla gözleniyor.

 

“Mülteci Çocukların %60’ında Psikiyatrik Hastalık Var”

Türkiye’de 7-17 yaş arasındaki mülteci çocuklar üzerinde yapılan 4 çalışmayı değerlendiren Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Doktoru Veysi Çeri, “Çocukların yüzde 60’ında, yani her 10 çocuktan 6’sında en az bir psikiyatrik hastalık olduğunu belirtti. Ayrıca Şu anda Türkiye’de 4 milyonun üzerinde mülteci bulunduğuna dikkati çeken Çeri, “Bu 4 milyon kişinin yarısında psikiyatrik bozukluk var. 4 milyon kişinin 1,5 milyonu çocuk. Çocuklar özelinde bakarsak en az 700 bin mülteci çocuğun en az bir psikiyatrik hastalığı bulunuyor” diye ekledi.

Akademi’nin Sefaleti, Suriyelilerin Çocuk Gelinleri

Psikolojik Destek Kanallarına Erişim

Prof. DR. Gülsen Erden yanıtlıyor; “Mülteciler hastanelere gidebiliyor ancak Suriyelilere tanınan haklar diğer mültecilere tanınmıyor ve onların para ödemesi gerekiyor. Hastaneye giderken yanlarında tercüman olması gerekiyor ancak her mülteci bu imkana sahip değil. Dolayısıyla dil önemli bir sorun olarak karşılarına çıkıyor. Tercümanı ya sivil toplum örgütlerinden ya da yabancılar şube polisinden sağlayabiliyorlar. Onun için BMMYK’ ne başvurmaları çok daha sağlıklı ve yararlı oluyor onlar için. Ankara’da bir sivil toplum örgütünün (İnsan Hakları Derneği olabilir) psikolojik destek birimi var. Orada psikolojik görüşme ve değerlendirmeleri yapılıyor. Yıldırım Beyazıt Üniversitesinin mültecilerle çalıştıkları projeler var. BMMYK, bazı özel polikliniklerle anlaşıp, psikiyatrik ya da tıbbi yardım sağlayabiliyor. Oralarda ücretsiz muayene olabiliyorlar. Ancak reçeteyi kendileri almak zorunda. Bunun dışında, polislerin de büyük bir kısmının yardımcı olmaya çalıştıklarını söylemeliyim.”

 

Psikolojik Destek Kanallarına Erişimde Dil Engeli Var

Mülteci çocuklar başta eğitim olmak üzere birçok alanda olduğu gibi psikolojik kanallara erişim konusunda da dil engeliyle karşılaşıyorlar. Prof. DR. Gülsen Erden bu konuda da şunlara değiniyor; “Mülteciler, gittikleri illerde tercüman sıkıntısıyla karşılaşıyor ve kendi ülkelerinden gelmiş, gönüllü yardım eden tercümanlardan da zarar gördüklerini söyleyenler oluyor. Çünkü tercümanlar, yasal, devlet çalışanı ya da memur değiller. Dolayısıyla bu kişiler, şu nedenle kaçmış deyip ihbar edebiliyor, istismar da edebiliyorlar. Bu da onlar için büyük bir zorluk anlamına geliyor.”

Ayrıca Veysi Çeri, Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde mültecilere yönelik haftanın bir gününde ücretsiz psikiyatrik destek sağlandığını belirtiyor.

Suriyeli Çocuklar “Kayıp Nesil” mi?

Çocuk Psikiyatri Ünitesinden Bulgular

Mülteci çocuk ve ergenlere yönelik ruh sağlığı hizmeti veren merkez olan ‘Göçmen Çocuk Ayaktan Tedavi Ünitesi’ne başvuran çocuk ve ergenlerin değerlendirildiği çalışma sonuçlarına göre; anksiyete bozuklukları, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), major depresif bozukluk (MDB), travma sonrası stres bozukluğu (TSSB), konuşma bozukluğu ve Enürezis’in başvuran kişilerde en sık gözlenen tanılar olduğunu gösteriyor. Ayrıca, değerlendirilen çocukların % 68’inde en az iki eş tanı olduğu ve bu çocuklarda silahlı çatışma, bombalama ve ölü ya da yaralanmış kimseleri görmek gibi çeşitli travmatik yaşantıların da oldukça yüksek oranlarda gözleniyor. Kliniğe getirilen çocuk ve ergenlerin büyük çoğunluğunda, aileleri tarafından dile getirilen temel başvuru şikayetlerinin sinirlilik, hareketlilik, saldırganlık, vurma, söz dinlememe gibi ‘davranış problemleri’ olduğu (% 43.9) ve bunu konuşma güçlüğü, konuşma geriliği, kekemelik, bazı sesleri çıkaramama ya da konuşamama gibi ‘konuşma problemlerinin’ (%31.7) izlediği, içe kapanma, keyifsizlik, sessizlik, dışarı çıkmama gibi ‘duygusal problemlerin’ ise ancak 5. en sık başvuru şikayeti oluyor. Bu durum ailelerin duygusal ya da içe yönelim problemlerinden çok davranışsal ya da dışa vurum problemleri için psikiyatrik yardım arayışında olduğunu ve ailelerin psikiyatrik belirtileri tanımıyor olabileceklerini düşündürüyor.

 

Mülteci Çocukları Bekleyen Tehlike

Ne yazık ki psikolojik hastalıklara fiziksel hastalıklar kadar önem verilmiyor. Bu yüzden tedavilerde yeterli olmuyor. Veysi Çeri bu konu hakkında konuştu; “Mülteci çocuklar, travma sonrası stres bozukluğu ya da ayrılık anksiyetesi bozukluğu nedeniyle sosyal hayata uyum sağlayamıyor ve okula devam edemiyor. Devam eden anksiyete bozukluğu kişiyi gerginlikten kurtulmak için madde kullanma ve alkol gibi başka arayışlara itebiliyor. Yani biz bugün bu çocukları doğru bir şekilde psikiyatri servislerinde tedavi etmezsek bunlar yarın, öbür gün 20 yaşına gelmiş, okula gidememiş, Türkçeyi öğrenememiş ve halen ülkemizde yaşayan kişiler olarak karşımıza çıkacak.”

Suriyelileri Ülkeden Göndermek

Sonuç

Mülteci çocuklarda en sık rastlanan psikiyatrik bozuklukların dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve anksiyete bozuklukları olmasına karşın, birkaç psikiyatrik bozukluk bir arada görülüyor. Yıllardır Türkiye’de yaşıyor olmalarına rağmen hala bu bozukluklar ile mücadele ediyorlar. Psikolojik destek kanallarına ulaşmada dil büyük bir sorun olarak karşılarına çıkıyor. “Çocukların eğitimi konusunda da akran zorbalığı önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor” diyen Veysel Çeri, İstanbul Sultanbeyli’de mülteci çocukların yoğunlukta olduğu okullarda akran zorbalığı konusundaki çalışmalarının devam ettiğini de dile getiriyor. Psikolojik hastalıkların zamanında tespiti ve tedavisi de ileride olabilecek tehlikeleri önlemek açısından büyük önem taşıyor.