“Kazandığımızda Almanım, kaybettiğimizde göçmen”

Mesut Özil’in iki cümleyle özetlediği ve arada kalmışlığı en yalın haliyle anlattığı bu sözler, Almanya’nın entegrasyon politikasının iki yüzlülüğünü yüzümüze çarptı. Mesele sadece Almanya’nın politikası değil, günümüzde hızla artan insan hareketliliği ve bunun karşısında yükselen yeni aşırı sağ eğilim, iki uçurumun ortasında kalmış milyonlarca insan…

1988 yılında Almanya’nın Gelsenkirchen eyaletinde doğan, Almanya’da büyüyen, kendini Almanca daha iyi ifade eden, Alman arkadaşlara sahip, anne babası Türk kökenli olan bir Alman genci bir seçim yaptı, Alman Milli Takımında forma giymek istediğini söyledi. Bu seçim neticesinde Türkiye’den olumsuz tepkiler yükselirken Almanya kendini adeta entegrasyonun, çok kültürlülüğün bir başarı timsali olarak ilan etmişti.  Mesut Özil’in, “Futbolun Büyüsü” isimli bir kitabı var. Yaşadığı yoğun duygular, kendini anlatma çabası ve belki de ona yöneltilen “Türk müsün, Alman mı?” sorusuna karşı vermek istediği cevaplar ona yaşam hikayesini anlatma zorunluluğu hissettirdi. Kitabında da belirttiği gibi, Mesut Özil’in Alman Milli Takımını seçmesi, hiçbir zaman Türkiye’ye karşı verilmiş bir karar değildi. Evinde Türk kültürüyle büyümüş, dışarıdaysa bir Alman kültüründe yaşayan Türk kökenli bir Alman genciydi.

Mesut Özil
Ünlü futbolcu şu an Premier Lig ekiplerinden Arsenal’in formasını giyiyor.

9 senedir Alman Milli Takım formasını giyen Mesut Özil’in takımı bırakma kararı oldukça ses getirse de yaşanan son olaylar ve buna verilen korkunç tepkiler bu kararın nasıl verildiğini gözler önüne seriyor.

Mesut Özil, mayıs ayında Londra’da bir etkinlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya gelmişti. Kendisinin de ifade ettiği gibi siyasi bir amaç gütmeden, Cumhurbaşkanlığı makamına ve Türkiye’ye duyduğu saygıdan ötürü çektirdiği fotoğraf, Alman taraftarları tarafından oldukça eleştirildi ve Almanya Futbol Federasyonu Mesut Özil’den bir açıklama yapmasını istedi. İhanetle suçlandı, seçim kampanyası yaptığı söylendi, siyasete girdiği iddia edildi. Alman kimliğini zedelediği dile getirildi.

Rusya’da düzenlenen 2018 Dünya Kupası’na Almanya’nın beklenmeyen erken vedası ise nefret söylemlerini ateşleyen, adeta bir yanardağ gibi patlamasına neden olan son olay oldu. Eleştiri okları Mesut Özil’in üzerine yöneltilirken, Almanya Futbol Federasyonu sessizliğini korudu. Tehdit mesajları alan ve ailesinin rahatsız edildiğini söyleyen Mesut Özil, “Bir zamanlar Alman milli formasını heyecanla ve gururla giyerdim. Artık bunu yapamıyorum. 2009 yılında elde ettiğim başarılar unutuldu ve artık istenmeyen bir kişi olduğumu hissediyorum” diyerek duygularını dile getirdi.

Almanya Adalet Bakanı, Katarina Barley “Mesut Özil gibi yetenekli ve başarılı bir Alman futbolcunun artık ülkesinde istenmediğini düşünmesi oldukça endişe verici” diyerek konuyla ilgili düşüncelerini belirtirken Başbakan Angela Merkel’in sözcüsü Ulrike Demmer, basın açıklamasında Mesut Özil’in kararını saygıyla karşıladıklarını ve futbolcunun uzun yıllardır Almanya için önemli işlere imza attığını dile getirdi.

Mesut Özil 22 Temmuz günü sosyal medya üzerinden paylaştığı açıklamasında, Alman Futbol Federasyonu Başkanı Reinhard Grindel’e yönelik ise şunları söyledi, “Davranışından ötürü hayal kırıklığına uğradım ama şaşırmadım. 2004 yılında Alman Parlamento üyesiydin ve çifte vatandaşlık kanununa karşı oy kullanırken “çok kültürlülük gerçekte bir mitten ibarettir ve ömür boyu bir yalan olarak kalacaktır” demiştin. Aynı zamanda İslam kültürünün Alman şehirlerinin içine işlediğini belirtmiştin. Bunlar affedilemez ve unutulamaz”.

Milli takımı bıraktığını açıklayan Özil’e Arsenalli taraftarlardan destek geldi.

“Tam bir Alman olmak için benim uymadığım kriterler mi var?” diyen Özil, Alman Milli Takımında oynayan Lukas Podolski ve Miroslav Klose’nin asla Alman-Polon olarak adlandırılmadığını kendisinin neden Alman-Türk olarak etiketlendiğini sorarken, açıklamasında şu sözlerle de yer verdi, “Bu Türkiye’yle mi ilgili, yoksa Müslüman olmamla mı? Burada önemli bir mevzu var. Alman-Türk olarak sınıflandırılmak, ailesi farklı ülkeden olanları ayırmak değil midir? Ben Almanya’da doğdum, burada yetiştirildim. İnsanlar neden Alman olduğumu kabul etmiyor?”.

Türk kökenlerine yapılan saygısızlığın ve propaganda aracı olarak kullanılmasının sabrını tükettiğini söyleyen Mesut Özil, “ben bunun için futbol oynamıyorum ve bir şey yapmadan öylece duracak değilim. Irkçılık asla ama asla kabul edilemez” diyerek açıklamasını noktaladı.

Önemli kulüplerde forma giymiş ve dünyanın çeşitli yerlerinde bulunmuş ve şu an İngiltere’de hayatına devam eden, ailesi Almanya’da yaşayan, akrabalarının Türkiye’de olduğu çok dilli ve çok kültürlü bir futbolcu, entegrasyonun can bulmuş haliyken gelinen bu nokta oldukça düşündürücü. Irkçılık sadece devlet düzeyinde, siyasette, dinde, futbolda bulunmuyor. Eleştirileri her düzeyde kendimize yönlendirmeliyiz. Mesut Özil’in Alman Milli Takımını bırakma kararı, Türkiye’de gururla ve destekle karşılansa da 9 sene önceki kararı sonucunda oldukça acımasız bir şekilde eleştirilmişti ve hala birçokları tarafından eleştirilmeye devam ediliyor.

Milli takım forması giydiği halde ülkesi tarafından kabul edilemeyen insanlar varken, dünya üzerinde yerinden edilmişler, mülteciler ve sığınmacılar için entegrasyon veya uyum ne kadar mümkün olacak? Ekonomi kötü gittiğinde, işsizlik olduğunda veya bir suç işlendiğinde günah keçisi olarak her zaman “öteki” suçlanır, vatandaş olsun ya da olmasın. Kendi sınırlarımızı kaldırdığımızda, ulus-devlet sınırları önemini kaybedecek. “Öteki” değil “biz” kelimesini daha sık kullanmalıyız. Bunun için kaybettiğimizde de kazandığımızda da insan olduğumuzu hatırlayalım yeter.