İtalya’da 4 Mart’ta gerçekleşen genel seçimler, Brexit ve Trump’la başlayan popülizm rüzgarının Avrupa’yı daha uzun süre etkileyeceğini gösteriyor. Henüz kesin sonuçlar açıklanmasa da gelen veriler Merkez-Sağ (Centrodestra) İttifakı’nın istediğini fazlasıyla aldığını gösteriyor.

 

“Sağın Dört Tonu”

Skandallarıyla ünlü eski başbakan Silvio Berlusconi’nin merkez-sağ Bastır İtalya (Forza Italia) partisinin başını çektiği ittifak seçimlerde sürpriz sonuçlar aldı.

Öyle ki ilk sürpriz, ittifakın başını çekenin Berlusconi değil diğer ortak Salvini olduğuydu. Zengin kuzey bölgelerinin otonomisini savunan AB ve göçmen karşıtı Kuzey Ligi’nin (Lega Nord) liderliğini yapan Matteo Salvini Müslümanları hedef alan söylemleriyle sık sık haberlere konu oluyordu. Avrupa’nın İslamlaşma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu savunan lider, Müslüman göçmenlerin İtalya’ya girişinin engellenmesi gerektiğini sık sık dile getiriyordu. Kuzey Ligi yüzde 17.7 oy alırken Bastır İtalya 13.9’da kaldı. İttifakın diğer ortaklarından İtalya’nın Kardeşleri (Fratelli d’Italia) 4.3, Biz İtalya (Noi Italia) ise yüzde 1.3 oranında oy aldı. Böylece merkez sağ-aşırı sağ ittifakı toplamda yüzde 37.2’ye ulaştı.

İttifakın en yakın takipçisi, seçimlere tek başına giren Beş Yıldız Hareketi (Movimento Cinque Stelle: M5S) oldu. Sistem karşıtı söylemleriyle bilinen MS5 de AB’yle ilişkilerde eleştirel bir tavır alıyor. Hareket, “mevcut siyasi partilerin sistem krizine sebep olduğunu” ileri sürerken çoğunluğu Müslüman olan Afrikalı göçmenlerin ülkeye girişinin sınırlandırılması gerektiğini de savunuyor. Seçimin favorisi olarak gösterilen Hareket, daha önce Mafya skandalı sebebiyle tekrarlanan Roma Belediyesi seçimlerini kazanmasıyla dikkatleri üzerine çekmişti. Eski bir komedyen olan Ettore Rosato’nun kurucu genel başkanlığını yürüttüğü parti, 2009’da kurulduktan sonra eleştirel söylemleriyle büyük sempati toplayarak kısa sürede popülerlik kazanmıştı. MS5, oylarını 6.6 puan yükselterek tek başına en yüksek orana (32.2) ulaşan parti oldu.

 

İtalyan Solu Çöküyor

Seçimin kaybedenlerinden biri kuşkusuz “sabık hükümet”in de içinde bulunduğu Merkez-Sol İttifak (Centrosinistra) oldu. Eski başbakan Matteo Renzi’nin genel başkanlığını yürüttüğü Demokrat Parti (Partito Democratico) yüzde 18.9’da kaldı. Sonuçların basına yansımasının hemen ardından Renzi hezimeti kabul edip genel başkanlıktan istifa edeceğini duyurdu.

Bir önceki seçime göre yüzde 6.5 oy kaybeden merkez-sol Demokrat Parti’yi önümüzdeki süreçte zor günler bekliyor. Zira göçmen ve Müslüman karşıtlığını yedeğine alan İtalyan sağının “katı popülizmi”nin karşısında sol partilerin siyaset üretmesi eskisinden daha zor. Göçmenlere yönelik ardı arda silahlı saldırıların gerçekleştiği, farklı şehirlerde yüksek katılımlı göçmen karşıtı gösterilerin düzenlendiği bir ülkede sol söylemlerin alıcı bulması da mümkün olmuyor.  

Türkler Gelecek Sanıyorduk, Irkçılar Geldi Mehmet!

Koalisyon Tek Seçenek

4 Mart seçimlerinde dikkat çeken bir ayrıntı, iki büyük ittifakın da “merkez” ön takısını tercih etmesiydi. Seçimlere tek başına giren MS5’in dışında, merkez-sağ ve merkez-sol olmak üzere iki büyük ittifak oluştu. Nitekim bu üç yapı, senato ve meclisin yüzde 90’ından fazlasına sahip olsa da partilerin müzakerelerde ayrı ayrı hareket edebileceğini gözden kaçırmamak gerek. Nitekim en yüksek ihtimale sahip koalisyon seçeneklerinden biri MS5 ile Merkez-Sağ İttifak’tan bir ya da iki partinin bir araya gelmesi. Bu durum gerçekleşirse Avrupa yeni popülist-sağ koalisyonuyla tanışacak. Bu durumun muhtemel sonuçlarını düşünmek bile ülkedeki azınlık gruplar açısından kendi başına ürkütücü.

 

Sağ, Avrupa’nın Yeni Normali 

Türkiye basınında “Sağ, Avrupa’nın yeni normali oluyor” şeklinde yorumlara rastlamak mümkün. Rotterdam İslam Üniversitesi’nden Prof. Özcan Hıdır’a göre “Avrupa’da ‘anormal’ kabul edilen aşırı sağ ‘normalleşmeye’ başlıyor.” Bu çizgideki partilerin “periferiden merkeze doğru ilerlediği”ni savunan Hıdır’a göre aşırı sağ, “merkezdeki partilerin kimyalarını bozarak onları da kendi tezlerine yaklaştırıyor.”

Avusturya seçimlerinin ardından, 17 Ekim 2017’de New York Times’ta yayımlanan bir makale de, Avusturya sağının “yeni normal” haline geldiğini anlatırken göçmen karşıtı popülizmin Avrupa Birliği politikalarını doğrudan etkileyeceğini ön görüyordu. Almanya’da AfD, Fransa’da Ulusal Cephe, Hollanda’da Özgürlük Partisi ve başka ülkelerde başka parti örnekleri verilerek bu “yeni normal” tezini açıklamak mümkün.

Ancak İtalya’da sağ, “sağ kalarak” genel seçimlere girdi ve büyük oranda istediğini aldı. Diğer partilerin sağ söylemden etkilendiğini söylemek ise kolaycı bir yaklaşım olur. Bu görüşü savunmak için örneğin merkez-sol Demokrat Parti’nin seçim programında göçmen karşıtı ifadeler göstermek yahut Genel Başkan Renzi’nin “göçmenler eve dönsün” şeklinde bir söylemini bulmak gerekir.

Yeni İtalyan Hükümetini Zorlu Bir “Göç Sınavı” Bekliyor

 

Tam burada hafızalarımızı tazeleyelim, Hollanda seçimlerine gidelim. Sandıktan bir kaç gün önce Başbakan Mark Rutte göçmenlere hitaben bir açık mektup yayımlayarak “değerlerimize uyum sağlamayacaksanız gelmeyin” ifadesini kullandı. Benzer şekilde, Hristiyan Demokratlar, okullarda tüm öğrencilere Hollanda milli marşının ezberletilmesi için kanun teklifi verdi. “Aşırı sağın merkezi ele geçirmesi” ve “yeni normal haline gelmesi” meseleleri bu gibi durumlarda açıkça gözlenebiliyor. Haliyle haklılık payı da var.  Fakat bu tezi temelsiz biçimde İtalya’ya taşımak doğru bir analiz yapmanın da önüne geçiyor. Kısaca söylersek, İtalyan Solu bu seçimlerde “sol kalarak” başarı elde etmeyi hedefledi. Sonuç ise popülizm rüzgarının önünde durmanın mümkün olmadığını gösterdi.

Önümüzdeki dönemde sol, sağ popülizmin “prim yaptığını” görerek sağa kayabilir; göçmen karşıtlığına yanaşabilir, AB’yi daha üst perdeden eleştirebilir. Bunların hepsi ihtimal dahilinde. Şimdilik hala bir İtalyan solunun olduğunu, Müslüman ve göçmen karşıtlığına karşı daha özgürlükçü bir siyaset izlediğini söyleyebiliriz. Fakat bu sol muhtemel bir merkez sağ-sağ-aşırı sağ koalisyonunda ne kadar söz konusu siyaseti idame ettirebilir, bekleyip göreceğiz.

 

*Bu içerik ilk kez Perspektif dergisinde yayımlanmıştır.