İngiltere’de Aşırı Sağın “Düşünce Özgürlüğü” Davası

aşırı sağın

Irkçı fikirlerin düşünce özgürlüğü altında savunulması ABD’de yaygın bir olgu olmasına karşın Kıta Avrupası ve İngiltere’de buna pek itibar edilmiyordu. Ancak İngiltere’de son dönemde aşırı sağ-ırkçı siyasi örgütlenmelerin düşünce özgürlüğü üzerinde kampanyalar düzenlemeye başlaması da dikkatleri çekiyor. İngiliz Savunma Birliği (EDL) adlı faşist grubun lideri Tommy Robinson takma ismini kullanan Stephen Yaxley Lennon’un 13 aylık bir hapis cezasına çarptırılması da buna temel oluşturuluyor. Son haftalarda yapılan Robinson’un serbest bırakılması amaçlı eylemler, sosyal medya kampanyaları ve Müslümanlara yönelik saldırılar da bu kampanyanın bir parçası.

İngiltere’de Avrupa Birliği’nden çıkış anlamına gelen Brexit ile birlikte bilhassa referandum sürecinde ırkçı, aşırı sağcı gruplar etkinliklerini arttırmayı başardılar. Avrupa Birliği’ne yönelik sol bir eleştirinin olmaması AB’den ayrılmayı savunan kampanyanın aşırı sağın eline geçmesine neden olmuş, kendisini ilerici, demokrat tanımlayanlar AB’den çıkmamak için kampanya yaparken, AB karşıtları ise göçmen karşıtlığı üzerinden kamuoyunu harekete geçirmeye çalışmış ve bunda oy oranlarına nazaran ciddi bir etki oluşturdukları da anlaşılmıştır.

İngiltere genelinde aşırı sağın temel argümanları göçmen ve İslam karşıtlığına odaklanıyor. Buna göre göçmenler ve bilhassa Müslüman göçmenler İngiltere’yi ülkeyi içten fethediyor, yalnızca işleri almakla kalmıyorlar, sosyal ve kültürel ortamı da ele geçiriyor. Bu nedenle İngilizlik tehlike altında. Örneğin 2014 yılında milyonlarca İngilizin helal et yediği haberlerinin basında yer alması üzerine bu gruplar harekete geçmiş ve bunu Britanya’nın İslamlaşması yolunda atılan adımların somut göstergesi olarak sunmuşlardı. Bu hareketlerin liderleri kamuoyunda kendilerini İslam uzmanı yazar olarak tanıtmakta ve Kuran’ın şiddeti önerdiğini, Müslümanların şiddet yanlısı olduklarını, küçük kızları taciz ettiğini, çok eşli olduklarını, kültürel ve sosyal açıdan geri olduklarını, illegal yollarla geldikleri gibi doğum oranlarının da çok yüksek olduğunu, onların bu meseleye cihatçı bir yaklaşımla ele aldıklarını, ancak İngilizlerin ve devletin insan hakları, çok kültürlülük adı altında bunlara ses çıkarmadığını öne sürerek halkı “uyandırmaya” çalışıyorlar. Bu hareketler kendilerini genelde cihat karşıtı sosyal hareketler olarak tanımlıyorlar .

İngiliz Savunma Birliği (EDL) adlı grubun lideri Tommy Robinson takma ismini kullanan Stephen Yaxley Lennon

Çok sayıda küçük ırkçı grup olmakla birlikte en kitlesel parti UKIP (Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi) olarak öne çıkıyor. Kurucu liderleri Nigel Farage başkanlığından ayrılsa da halen siyasi alanda faal ve Brexit sürecinin liderleri arasında. UKIP, AB Parlamentosu seçimlerinde yüksek oy almasıyla dikkatleri çekmişti. Ancak AB karşıtlığı nedeniyle UKIP’e oy verenler Brexit referandumundan sonra partinin misyonunu tamamladığını düşünerek son seçimde yeniden Muhafazakar Partiye ve İşçi Partisine yönelmişti. Bunun dışında İngiliz Savunma Birliği (EDL), Ulusal Cephe (NF), Britanya Ulusal Partisi (BNP) ve BNP yöneticileri tarafından kurulan Önce Britanya (Britain First) Hareketi ve liderleri Paul Golding ve Jayda Fransen gündemde ön plana çıkıyorlar. Bu hareketler seçimlerde varlık göstermese ve eylemleri pek kitlesel geçmese de sosyal medya üzerinden geniş kitleler tarafından takip ediliyorlar ve görüşleri özellikle Muhafazakar Parti yetkilileri tarafından savunulabiliyor. Dolayısıyla televizyonlarda Farage’ın dışında Muhafazakar Parti yetkilileri de İslam ve göçmen karşıtı argümanları tekrar ediyorlar.

Son dönemlerde bu hareketler üzerinde polis takibi ve medya kampanyası da öne çıkıyor. Polisin aşırı sağ parti üyelerini takip etmesi, medyanın ise her ne kadar anaakım partiler ifade ettiğinde paylaşsa da aşırı sağ akımların faaliyetlerini teşhir eden çalışmalar yapmaları ve Müslüman karşıtlığı nedeniyle önde gelen faşist siyasetçilerin yargılanması bu hareketlerin düşünce özgürlüğü üzerinden kampanyalar düzenlemelerine neden oluyor.

Önce Britanya hareketi liderleri Paul Golding ve Jayda Fransen

Örneğin 2016 seçimlerinde BNP’nin bürokratik bir sebep bahane edilerek seçime sokulmaması, Mart ayında Önce Britanya hareketi liderleri Paul Golding ve Jayda Fransen’in Müslümanlara karşı nefret suçu işlemeleri nedeniyle hapse atılmaları (P. Golding 18 hafta ve J. Fransen 36 hafta), 28 Mart tarihinde Tommy Robinson’un twitter hesabının nefret suçu nedeniyle şirket tarafından kapatılması, Mart ayında PEGİDA’nın Almanya kurucusu Lutz Bachmann’ın İngiltere’ye girişinin kamu yararı nedeniyle reddedilmesi, yine ırkçı Generation Identity hareketinin Avusturyalı lideri Martin Sellner’in de aynı gerekçeyle sınırdışı edilmesi ve en son Tommy Robinson takma adlı Lennon’un mahkeme yasağına karşın bir tecavüz davasını facebook hesabından canlı yayınlayarak bunu Müslümanlar aleyhinde propaganda için kullanması nedeniyle mahkeme kararını ihlal etmekten hapse girmesiyle ırkçı, faşist örgütler sokak eylemlerine ağırlık verdiler. Geçmişinde holiganlık olan ve birçok suça bulaşan Tommy Robinson, mahkeme kararını ihlal ettiği için değil düşüncelerinden dolayı hapsedildiği izlenimini vermeye çalışıyor ve devletin “Müslüman pedofillere” ses çıkarmadığının ve hatta koruduğunun kanıtladığını iddia ediyor.

Londra’daki eylemlerde birkaç yüz kişi toplansa da eylem sırasında örneğin başörtüsünden Müslüman olduğunu anladıkları bir otobüs şoförüne saldırmaları ve Müslümanlara kamuya açık yerlerde “pedofil” diye bağırmaları ile ses getiriyorlar. Robinson’un bahsi edilen canlı yayınının 250 binden fazla kişi tarafından izlenmesi ve Robinson’un serbest bırakılması talepli imza kampanyasına 600 binden fazla insanın imza vermesi de etki alanı hakkında fikir veriyor. Yine Robinson’un serbest bırakılması amaçlı eylemlerden birinde Hollandalı faşist lider Geert Wilders’in de konuşma yapıp Robinson’un özgürlük savaşçısı bir kahraman olduğunu öne sürmesi de Avrupa genelindeki aşırı sağ akımlar arası koordinasyona örnek sayılıyor.

Robinson kendi yaşam öyküsünü anlattığı “Devlet Düşmanı” adlı kitabında stratejisinin “kurban” rolü oynamak olduğunu belirtiyor. Televizyon tartışmalarında herkesin kendisine saldırmasından, eleştirmesinden memnun olduğunu, bu sayede kamuoyunun sempatisini kazandığını belirten Robinson’un hapse girmek için bilerek yasa ihlali yapmasının da bilinçli bir stratejinin ürünü olduğu öne sürülüyor.

Fransen ve Gouding’in davasında savcı meselenin ifade özgürlüğü ile ilgili olmadığını, bu şahısların masum insanları dini ihtamlarla hedef gösterdiğini ve bunun suç olduğunu savunsa da ve İngiltere’de ırkçılık bir suç olarak tanımlansa da ve 2016’da BNP üyesi bir faşist tarafından İşçi Partisi vekili Jo Cox’un öldürülmesiyle bu gruplar arasında paramiliter eğilimlerin oluştuğu açığa çıksa da bu akımlara karşı ciddi bir yargılama süreci yaşanmamıştır.

İç İşleri Bakanlığı 2016–17 yıllarında İngiltere ve Galler’de nefret suçu saldırılarının bir önceki yıla göre % 29 artarak 80 bine çıktığını belirtmişti. Bu sayının artmasında toplumun daha bilinçli hareket edip şikayetçi olmasının etkisi olsa da Brexit süreci ve IŞİD saldırılarından sonra artışın olduğu da belirtiliyor. Bu saldırıların % 78’i ırkçılık ve % 7’si dini nefretken % 11’i de cinsel yönelim sebepli nefret suçu olarak tanımlanıyor. Bu saldırılara yüze kezzap atma ve bıçaklama gibi saldırılar da dahil. Bununla beraber özellikle okullarda farklı milletlerden ve renklerden çocuklara yönelik ırkçı, ayrımcı söylemlerin de ciddi bir sorun olduğu rapor ediliyor.

İngiltere’nin siyasi ve sosyal kültüründe bu tür kişisel saldırılar pek makbul sayılmıyor. İngilizler genelde hedefledikleri kişinin/grubun karşısına çıkıp meydan okumayı tercih etmezler. Bu durumda hak ettikleri cevabı alacakları da muhakkak. Bu tür saldırılara maruz kalanların önemli kısmının ifadesinde saldırganların ırkçı ifadeleri otobüsten veya trenden inerken bağırıp hemen çıktıklarını ve kendilerinin cevap vermeye de fırsat bulamadıklarından çok etkilendikleri belirtiliyor. Buna karşın ırkçı, faşist düşüncelerin yaygınlık kazandığını ve sosyal etkisinin arttığı açık br gerçek. Hükümetin göçmen sayısını kısıtlama hedefiyle belirlediği yıllık hedef, yıllardır hatta nesillerdir İngiltere’de yaşayan Karayip, Hindistan, Afrika ve Doğu Avrupa kökenlilerin sınırdışı edilmesi ve Başbakan May’in de kabul ettiği göçmenlere yönelik düşmanca ortamın oluşması gibi olgular da dikkate alındığında artan ırkçı saldırıların yalnızca birkaç serseri holiganın işi olmadığını gösteriyor.

 

*İlk kez yazarın Medium sayfasında yayımlanmıştır.