Kitap, 2010 yılında 39’uncu Mekanize Piyade Tugayı Tarih Araştırma Grubu tarafından basılmış. Kitap basıldığından bu yayın grubu 15 piyade çavuşu ve proje danışmanı olan Mehmet Mursaloğlu’ndan oluşuyormuş. Daha başka kitaplar yayınlamışlar mı bunu bulamadım. Kitap on iki bölümden oluşuyor ve 343 sayfa.

Birinci bölüm Hatay’ın kısa bir tarihçesini veriyor. Bu kısımda karşıma daha önce başka hiçbir yerde çıkmayan bir bilgi çıktı. Bu bilgi, Endülüs’ten getirilen İspanyollaşmış Arapların (Mudayyarlar) bir kısmının Payas Sancağı’na yerleştirilmiş olması.

İkinci bölümde 1. Dünya Savaşı sırasında Hatay’ın durumu aktarılmaktadır. Ortadoğu’ya hükmetmek isteyen ülkeler için Hatay’ın jeostratejik önemi (İskenderun limanı, Bağdat demir yolu, Doğu Akdeniz, Anadolu ve Arap coğrafyası arasında köprü olması) anlatılmıştır. 1. Dünya Savaşı’nda Hatay, Osmanlı için güney cephesi olarak adlandırılan savaş bölgesinin içinde yer almıştır. Mustafa Kemal, Şam’daki 5. Kolordu görevi sayesinde Hatay’ın da içinde olduğu bu bölgeyi yakından tanıma fırsatı bulmuştur. İlk Cihan Harbi’nde Osmanlı Devleti yenilince Osmanlı askerleri güney cephesinde birçok bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Antakya’da 1918 yılında Şerif Hüseyin’in destekçileri Arap Devleti için harekete geçmişse de yerli ahali ve güney cephesindeki komutanların müdahelesi bu teşebbüsü engellemiştir. Fransızların Suriye’de bir Arap Devleti’ne izin vermemeleri de bu teşebbüsü başarısız kılan etmenlerdendir.

Üçüncü bölümde Mondoros Mütarekesi’nin imzalanması ve Osmanlı Devleti’nin mağlubiyeti kabulü anlatılmıştır.

Dördüncü bölümde İskenderun Limanı’na hakim olmak için İngiltere ve Fransa arasındaki rekabet aktarılmıştır. İngilizlerin İskenderun Limanı’nı işgale karşı direnen Yıldırım Orduları komutanı Mustafa Kemal çıkar karşımıza. Tabi imzalanan anlaşmadan ötürü gücü yetmez ve zaten Yıldırım Orduları da lağvedildiği için merkeze çağrılmıştır. Atatürk biten Birinci Cihan harbinden sonra başlatacağı Milli Mücadele’yi kafasında oluşturmaya Yıldırım Orduları Komutanıyken başlamıştır. Osmanlı’dan bakiye bu toplumun Anadolu’da işgali kabul etmeyeceğini gözlemlemiştir. Savaş bitti diyen bir Alman subayına ‘’Harbi kebir (Cihan Harbi) bitmiştir, Harbi Sair (Milli Mücadele) başlayacaktır demiştir. Bu sürecin sonunda Türk Ordusu İskenderun ve Antakya’yı Franszılara bırakarak Payas’a çekilmek zorunda kalmıştır.

Beşinci bölüm Hatay’ın savaş galipleri tarafından işgalini anlatır. 14 Kasım 1918’de İskenderun Franszılar tarafından işgal edilir bu işgali Antakya, Dörtyol ve Erzin’in işgali takip eder. Antakya’da ikinci kez denenen Arp Devleti ilanı yine Fransızlar tarafından akamete uğratılır. Fransızlar İskenderun Limanı’nın onlar için ehemmiyetinden ötürü yarı egemen bir Sancak sistemi kurarlar Hatay’da.

Altıncı bölümde işgale karşı yerel direnişleri görüyoruz. İlk direnişler Dörtyol’da görülür. Özerli, Kuzuculu, Gürlevik Tepesi, Ayas, Kurtkulağı, Hamamköy baskınları ve çatışmaları yaşanır. Bu arada yerel direniş Anadolu’da örgütlenen Milli Mücadele ile bağlantı kurmaya çalışır.

Yedinci bölümde Türk Ordusu’nun yerel kuvvetleri örgütlemesini görüyoruz. Dörtyol’da başlayan mücadele kısa sürede Hatay’ın elverişli her yerinde görülmeye başlar. Zaten Atatürk, Yıldırım orduları Komutanı iken olası bir direnişi tespit etmiş ve çekilen askerlerin silahlarını bölge halkına dağıttırmıştı. Bölgede askeri teşkilatlanma çalışmalarını önceden başlatmıştı. İkinci Kolordu Komutanlığı direnişi güçlü kılmak için kuzey ve güney bölge komutanlığı olarak ikiye ayırmıştı. Kuzey bölgesi Kürt Dağı, Hassa, Amik ve Belen idi ve bölgenin komutanı Tayfur Mursaloğlu’ydu (Sökmen). Güney bölgesi ise Kuseyr, Harim, Cisri Şuğur ve Halep’e kadar uzanan sahaydı ve komutanı Özdemir Bey’di. Kuvvayı Milliye ile irtibat sağlanmış ve destek alınıyordu. Harim, Kuseyr, Reyhanlı’ya bağlı Samanlı, Derguş, Atik, Belen, Bakarkaya, Kovanbaşı’nda baskınlar ve muharebeler yapıldı. Hassa tam 4 kez direnişi örgütleyen çeteler ve Franszılar arasında el değiştirdi. Küncülü Boğazı’nda, Tataluşağı, Canbulat Köyü’nde ve Yayladağı’nda muharebeler yaşandı. Hatay’ın en şirin köylerinden biri olan Şenköy’de halkın örgütlenmesi sağlandı.

Sekizinci Bölümde Franszılarla yapılan Ankara Antlaşması’nı görüyoruz. Bu antlaşma sonucunda Güney Cephesi’nde silahlı çatışmaya son verildi. Hatay, Türkiye sınırlarına katılamamışsa da mücadeleyi diplomatik yolardan yürütecek kazanımlar elde edilmiştir. Zaten bundan sonra Hatay’ın anavatana katılma mücadelesi diplomatik yollarla yürütülecektir.

Dokuzuncu bölümde Atatürk’ün Tayfur Sökmen’i merkeze alarak yürüttüğü mücadeleyi görürüz. İskenderun ve Havalisi Müdafaai Hukuk Cemiyeti üzerinden yürütülen çabalar, Türkiye’nin Fransa ile yürüttüğü görüşmeler, Türk basının Hatay meselesini sürekli takip etmesi.. Bütün bunlar Hatay meselesinin peşinin bırakılmayacağının kanıtıdır. Türkiye’de yeni yönetim biçiminin, yapılan devrimlerin Hatay’a yansımalarını görürüz. Hatay’da yapılan seçimler üzerinden Türkiye’nin iyice konuya asılmasına şahit oluruz.

Onuncu bölümde artık Türk Ordusu’nun Hatay’a girebileceği bir siyasal ortamın oluştuğunu görürüz. Anavatana katılma mücadelesinin son hamlesi olan bağımsız devlet ilanı yapılmıştır. Devlet ilanından on ay sonra da anavatana katılma mücadelesi nihayete erecektir.

On birinci bölümde Hatay’ın anavatana katılmasında payı olan önemli şahsiyetlerden seçme anılar paylaşılmıştır.

On ikinci bölümde ise yine bu mücadelede payı olan önemli askeri şahsiyetlerin kısa biyografileri verilmiştir.

 

Hatay’ın anavatan katılma mücadelesinin askeri ve diplomatik safhalarını öğrenmek isteyen herkesin edinmesi gerekir bu güzel kitabı.

Zeytin Dalı Harekatı ile Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde bir güç savaşına girmiş durumda. 1921 yılında söndürülen güney cephesi yeniden alevlenmiş gibi ha ne dersiniz?