Alfa Kurt’a mı gitsek İnanılmaz Aile 2’ye mi diye düşünürken gözümüze ilişen “Misafir (The Guest Aleppo to İstanbul)” filmine bilet almaya karar verdik. Sinema sektörünün yarattığı kahramanları izleyecekken kendi hayatlarının kahramanı olan, savaşı göğüsleyen ve her şeye rağmen gülen, ağlayan, seven kahramanları izledik. Gerçek süper güç bu olmalı bence.

Her yerde olur, bizim mahallemizde olmaz” düşüncesiyle yaşarken kendilerini yollarda bulan pelerinsiz kahramanların hikayesi “Misafir”. Bir o kadar abartısız ve bir o kadar gerçek.

“Abartısız” oluşuna özellikle dikkat çekmek istiyor ve filmin duygu yoğunluğu yaşatmasına rağmen salya sümük bir şekilde izleyeni sinema koltuğuna gömmediğini belirtmek istiyorum. Acıma duygumuzun değil empati duygumuzun sesinin yüksek çıktığı bir film “Misafir”.

Halep’te yaşayan, Lena ailesini savaşta kaybeder ve küçük kız kardeşiyle bir başına kalır. Komşusu Meryem de babasını kaybetmiştir. Tüm mahallenin artık yaşayacak bir evlerinin kalmayışının ardından Türkiye sınırına yürümeye karar vermesiyle Meryem, iki kız kardeşe refakat etmeye başlar. Ancak, bu yolculuk sırasında Meryem ve Lena hem birbirleriyle hem de kendileriyle sürekli bir çatışma halinde olacaklardır. Lena’nın aklındaysa tek bir düşünce vardır, Halep’e geri dönmek.

Andaç Haznedaroğlu’nun yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı film 2017 yılında ilk gösterimini yaptı. 14 Eylül 2018 tarihinde vizyona giren filmin müzikleri Toygar Işıklı’ ya ait. Filmin hazırlık aşaması ve çekimleri ise yaklaşık dört sene sürdü.

Her şey Aşktan ve Acı Tatlı Ekşi gibi filmlerin yönetmenliğini yapmış olan Andaç Haznedaroğlu, “Misafir” filmini çekmeye nasıl karar verdiğini Sercan Meriç’in yaptığı röportajda kendisi anlatıyor:

“Filmdeki karakterlerden Zeynep’in hikayesi benim gerçek yaşadıklarımdı. Bir gün Suriyeli bir mülteci, hasta çocuğuyla arabanın önüne atladı. Onlarla yaşadığımız bir hastane gecesi sonunda ben bu hikayenin peşine düşüp “sınırdan buraya nasıl geldiklerini, neler yaşadıklarını” öğrenmek istedim. Her şey bu macerayla başladı. Savaşta bombaların patladığına şahit oldum. Başta sınıra gittim ve Kobani’de patlamalar oldu. Günlerce, yaralı ve savaştan kaçan insanların içinde buldum kendimi. Bu yaşananlar beni çok etkiledi”.

Tanınmış Türk oyuncuların yanı sıra Saba Mubarak (Meryem) ve Rawan Iskeif (Lena) filmin oyuncu kadrosunda yer almakta. Filmin Arapça çekilmesi, duyguların izleyiciye geçmesinde oldukça etkili olmuş.  Filmi izlerken aklımda “Lena acaba nereli?”, “Lena acaba oyuncu mu?”, “Lena yaşındaki bir çocuk nasıl bu kadar etkileyici rol yapabilir?” soruları aklımda dolanıyordu. Rawan Iskeif’in filmin kadrosuna giriş hikayesini yönetmen Andaç Haznedaroğlu şöyle açıklıyor:

“İki buçuk sene bütün Suriye okullarını dolaştım. Yaklaşık dört bin civarı çocuk gezdik. Bir gün kalktım “Allah’ım bugün bu çocuğu bulamazsam bu filmi yapmayayım” dedim. Çok yorulmuştum. En son gittiğim okulda beşinci kattaki son sınıfa çıktık. Öğrencilere “Ben çok yoruldum, kim artist olmak istiyorsa tahtaya çıkıp öğretmeninin taklidini yapsın” dedim. Sekiz yaşındaki Rawan tahtaya çıktı. Herkesi gülmekten kırdı geçirdi. Mutluluğumu anlatamam”.

Antalya Film Festivali’nde “Avni Tolunay Seyirci Ödülü”, Boğaziçi film festivalinde ‘’En iyi film ve kurgu ödülü’’, Dublin İpek Yolu Film Festivali ve Malmö Arab Film Festivalleri’nden de “En İyi Film” ve “En İyi Kadın Oyuncu” ödüllerini alan yapım bu konuda çekilecek filmler için kapıyı aralamış durumda.

Bu kısımdan sonrası filmin kurgusu ve akışı hakkında bilgiler içermektedir.

Filmin ilk sahneleri, birkaç kız çocuğunun dünya küresiyle oynadıkları yer seçme oyunuyla başlıyor. Çocuklar için her şey bu aslında, bir oyun. Aileleri ve oyuncakları yanlarında olduğu sürece gidecekleri yeri, küreyi döndürüp parmaklarıyla seçmek onlar için bir oyundan ibaret. Filmde bu durum, çocukların çantalarını hazırlarken oyuncaklarını da almalarıyla iyice vurgulanmış. Annenin dert ettiği “kaç gün yürüyeceğimiz belli değil, çocuklar yola temiz çıksın” düşüncesi ise o kadar günlük bir cümle ki, bunu söylemesi izleyiciyi düşündürüyor. Sayılardan ibaret gördüğümüz “Suriyeliler”, anne, baba, çocuk, kadın, erkek…Hepsi gerçek ve hepsinin günlük dertleri var.

Sınırdan geçerken yaşanan olaylar ise “Sınırı geçmeye nasıl cesaret ediyorlar? Ben olsam yapabilir miydim?” sorularını sorduruyor. Genç erkeklerin zorla alıkonup ellerine silah verilmesi, kadınların ve kız çocuklarının kaçırılması, sınırdan geçerken araçların durdurulup tüm değerli eşyaların toplanması…İnsanlar sadece yerlerini, yurtlarını bırakıp gelmiyorlar, çoğu yolculuk esnasında benliğini de kaybediyor. Varlıklarını, çocuklarını, statülerini sınırın ardında Suriye’de bırakıp, Türkiye’ye birer sayı olarak giriyorlar. Ve çoğunun aklında tek bir düşünce var: İstanbul’a gitmek ve hayata tutunmak.

İstanbul’da hayat sığınmacılar için nasıl peki? Bununla ilgili yapılan pek çok araştırma mevcut. Ve biz göç araştırmacıları bunları defalarca okuduk, analizini yaptık. Ancak kaçımız gidip evlerine misafir olduk? Yaşamlarına tanık olduk? Filmde kapalı kapılar ardına da geçilmiş. Kalabalık bir şekilde tek odalı evleri paylaşıyorlar ama yine de o evlerde çay demleniyor, sohbet ediliyor, gülünüyor. Erkekler işe gittiğinde kadınlar gün yapıyor. Filmin mesajlarından biri de bu olsa gerek, hayat her şeye rağmen devam ediyor.

Göçmen İlişkileri Ağı, filmde karşılığını bulmuş durumda. İstanbul’a gelen sığınmacılar, kalacak yer ve çalışacak iş arayışına girmeden, daha önce gelenler sayesinde bu sorunları kolayca çözüyorlar. Filmde sığınmacılara yapılan yardımların yanı sıra hoş olmayan tutumlara da yer verilmiş. Filmi bir kurgu olmaktan çıkaran ve izleyiciyi bir belgesel izliyormuşuz hissine sokan da günlük hayatta yaşanan sıkıntılara ve insanların dertlerine ve sevinçlerine ayrı ayrı yer verilmiş olması. Lena, kız kardeşine bakmak zorunda olan bir abla olmasına rağmen, kardeşini bırakıp oyuna dalması ve gerçekten her şeyi unutarak yaşadığı anlardan bir çocuk saflığıyla zevk alması izleyiciye direkt aktarılmış.

Bir arada kalabalık şekilde yaşayan Suriyeli sığınmacıların yanı sıra daha konforlu bir yaşam sürdüren Suriyeli bir ailenin kesitler halinde sunulması ise sığınmacılar arasında da farklı hayatların yaşandığı gerçeğini gözler önüne seriyor.

İnsanların neler yaşayarak, neleri aşarak ülkelerini bırakıp yolculuğa çıkmasını bir nebze olsun merak ediyorsak, bu film merakımızı giderecek. 2011’den bu yana kendi penceremizden izliyor ve yorumluyoruz. Sıra “misafirlerin” evlerine girip onların penceresinden bakmaya geldi.