Habitat Derneği: Mültecilere Yönelik Projelerde Bir Ekol

Habitat Derneği

Türkiye’de sivil toplum kuruluşları göçmenlere yönelik hizmetlerde önemli roller üstleniyor. İstanbul merkezli Habitat Derneği de bu kuruluşlardan biri.

Fatma Çakır, Habitat Derneği’nden Seval Kalkan, Mustafa Özer ve Buğra Avcı ile konuştu.

 

Öncelikle sizleri tanıyalım. Dernekteki göreviniz nedir?

Seval Kalkan: Habitat Derneği’yle 2017 Nisan ayında tanıştım. 2017 Kasım ayında İmece programına geldim. Şu anda program direktörlüğünü yürütüyorum. İmece programı, Habitat’ın mültecilere yönelik ilk programı. 2016 yılında başlayan bir program. Mülteciler için istihdam oluştuktan sonra girişimcilikte yer alıyor. Bu amaçla başlamış bir proje. Burada, mülteciler üzerine yapılan çalışmada kendi uzmanlık alanımızda çalışmayı tercih ettik. Bütün programlarda öyle. Mültecilerle de bizim uzmanlık alanımız, girişimcilik, teknoloji, finansal okur yazarlık, yöneticilik. O açıdan girişimciliğin ekonomiye katkısı açısından önemli olduğunu gördük. Şu anda 4 milyona yakın Suriyeli mülteci var Türkiye’de. Biz de girişimcilik ile ilgilenen kişilere girişimcilik eğitimi veriyoruz. Ardından gerçekten bu yolda yürümeye hevesi olanlarla teknoloji, gıda ve diğer alanlarda kamplar yapıyoruz. İşi hiçbir zaman yarım bırakmıyoruz esasında gerçekten girişimci olmak isteyenler için. Kamplardan sonra ön plana çıkan ve gerçekten bu işin peşini bırakmayacak kişilerle hızlandırma sürecini başlatıyoruz. Müşteriye nasıl ulaşılır, yatırımcıya nasıl ulaşılır, iş planı nasıl hazırlanır, son aşamaya, şirket kurulumuna kadar onlarla birlikte hareket ediyoruz. Hibe desteği, muhasebe desteği sağlıyoruz ve projemizi yıllık olarak tamamlıyoruz.

Mustafa Özer: Ben Mustafa Özer. Habitatla tanışmam 2011 yılı. 2011 yılında ben UNDP stajyeri olarak girmiştim. Sonrasında Paramı Yönetebiliyorum projesi ile 4 yıl ilgilendim proje yöneticisi olarak. Ardından sermaye piyasalarında 2 yıl çalıştım. Sonra tekrar Habitat’a geldim. Bu sefer İmece projesinde girişimcilerle ilgilenmeye başladım. Seval’in de aktardığı gibi, biz girişimciler için bir hibe desteği sağlıyoruz. Biz burada çok ilginç bir şekilde eğitimleri Arapça dilinde veriyoruz. Girişimcilik eğitimini kendi ana dillerinde alıp finans ile de buluşturduğumuzda ilk adımı atmış oluyorlar. Tabi düşük bir miktar. Ama KOSGEB ya da Türkiye’deki diğer dinamiklere bakarak yaptığımız bir şey. Yani ilk adımı atıyoruz ve eğitim verdiğimiz kişileri finansal olarak destekliyoruz.

Buğra, Mustafa ve Selva sorularımızı içtenlikle yanıtladı. (Foto: Fatma Çakır)

Buğra Avcı: Ben 2012 yılından beri Habitat’ta yer alıyorum. 2017 yılına kadar gönüllü olarak devam ettim. 2017 yılından itibaren öncelikle “finansal bilinç ekibi”ne dahil oldum. Geleceğini Şimdi Yönet ve Paramı Yönetebiliyorum projeleri ile daha çok ilgilendim. Şu an da derneğin uluslararası süreçleri ile ilgileniyorum. Aynı zamanda girişimcilik programında Seval ile birlikte projelerden sorumluyuz. Özellikle “RIAC” isminde yeni başlayacak bir projemiz var bölgesel entegrasyon üzerine. Bu kapsamda aslında yine mültecilere girişimcilik yolunda yardım etmeyi amaçlıyoruz. Yani, temel girişimcilik eğitimi alan bir mültecinin bu programa dahil olarak en sonunda o şirketi kurma adımlarının hepsini tamamlamasına biz destek oluyoruz. 108 kişi ile başlayacak üç dönemde bir program aslında bu. Bu şekilde biz 96 girişimciyi iş kurma noktasına getirmeyi amaçlıyoruz.

SK: 64 kişiyi iş kurma, 32 kişiyi de istihdam etmeyi amaçlıyoruz.

 

Derneğiniz kuruluş hikayesi nedir?

BA: Dünyada ilerleyen bir Habitat Zirvesi süreci var. İstanbul’da da Habitat 2 Zirvesi gerçekleşiyor 1996 yılında. Özellikle bu zirvenin gençlik ayağını organize eden bir ekip var. Bu ekibin başında da Sezai Hazır, bizim derneğimizin kurucu başkanı yer alıyor. 1997’de o ekiple beraber, bir grup aktivist olarak bu derneği kuruyorlar. BM Kalkınma Programı ve diğer kuruluşların desteği ile bunu gerçekleştiriyorlar. Kuruluş amacı aslında Yerel Gündem 21 sürecinde alınan kararların uygulanması ve takibi süreci.

 

Yerel Gündem 21 Kararları nedir?

BA: Türkiye’de yönetişim kavramının geliştirilmesi ve yerelleştirilmesi üzerine bir süreç… Kent konseylerinin, kadın ve gençlik meclislerinin yapılandırılması ve arttırılması üzerine bir süreç. Yani aslında karar alma mekanizmalarına toplumun katılımını amaçlıyor. Habitat Derneği bu yapıların yapılandırılmasında kolaylaştırıcı olmak, aynı zamanda da o süreçte aktif olarak rol almayı amaçlıyor. Özellikle 2004 yılından sonra, kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile birlikte sürdürülebilir kalkınma alanına daha çok katkı sağlamayı hedefliyor. Şu anda 5 programda çalışıyoruz. Bilgi ve İletişim Teknolojileri Üretimi, Finansal Bilinç Programı, Girişimcilik Programı, Kırsal Kalkınma ve Yönetişim olarak 5 temel programımız var. Aslında bu programlar ile bir çok farklı konuda toplumun kalkınmasını amaçlıyoruz. Bunun sürdürülebilirliği için de projelerimizi kısa dönemde değil, uzun dönemde etkisini görebileceğimiz projeler geliştiriyoruz. Bence en önemli noktalardan bir tanesi projelerin ortaklık yapısı. Bu ortaklık yapısında hem özel sektör hem kamu hem sivil toplum kuruluşları, aynı zamanda da BM kuruluşları bu yapının içerisinde yer alıyor. Bir araya gelip o projeleri hayata geçiriyorlar.

 

Habitat Derneği en çok hangi alanlarda ve bölgelerde faaliyet gösteriyor?

SK: 81 ilde örgütlü bir yapımız var. Gönüllülük sistemi ve akran eğitimi üzerine çalışıyoruz. Buğra’nın da bahsettiği gibi yoğunluklu olarak Paramı Yönetebiliyorum ve, Bilgi ve İleşitim Teknolojileri’nde gönüllük üzerinden eğitimleri yaygınlaştırma çalışmaları yapılıyor. Aynı zamanda yönetişim alanında da Türkiye’nin 81 ilinden öğrenci derneklerinin bir arada bulunduğu bir ortama da ön ayak oluyor Habitat. Yani yoğun olarak şuradayız buradayız dememiz hiç doğru değil. Çünkü İstanbul yoğun bile diyemeyiz.

Dernek tüm ekibiyle adeta bir proje cenneti (FÇ)

 

Erzurum, Ardahan ve Kars’ta gerçekleştirilen Kırsal Kalkınma Projesi neleri kapsıyor?

BA: Üç ilde ilerleyen bu süreç aslında şunu amaçlıyor: TANAP Boru Hattının geçmiş olduğu üç ilde 260’a yakın köy var. Bu köylerde özellikle çiftçiler ve toprak sahipleri gelir kaybına uğradılar. Aslında, Habitat Sosyo Ekonomik Kalkınma Programı ile bizim burada yapmayı amaçladığımız şey hem onlara gelir kapısı açmak hem de yereldeki köylerin de kalkınmasını sağlamak. Bu kapsamda birkaç farklı program ilerletiyoruz: Eğitim Programı ve  Kooperatifçilik Programı. Bu özellikle 2 program ağırlıklı olmak üzere, Eğitim Programı kapsamında bir karavanımız var. O karavanla köylere gidip çocuklara kodlama eğitimi veriyoruz. Özellikle çiftçilere finansal eğitim veriyoruz. Bu programlarımızın hepsi ücretsiz. Bu şekilde finansal okuryazarlık ve girişimcillik eğitimlerini bu bölgelerde yaygınlaştırıyoruz. Genel olarak bu şekilde.

Şu da çok önemli, bu bölgelerde daha önce yeni kooperatifler kurulması üzerine programlar geliştirilmiş ve yeni kooperatifler kurulmuş. Ama çeşitli sebeplerle, bilgi eksikliği de diyebiliriz, o kooperatiflerin devamı gelmemiş, şu anda çok canlı değiller. Habitat Sosyo Ekonomik Programı (HASEKAP) ile birlikte aslında biz bu kooperatiflere bir yerde destek sağlamayı amaçlıyoruz. Onlara yönelik fikir kampları düzenliyoruz. Bir kooperatif yönetiminin nasıl daha iyi yapılabileceği ile alakalı, nasıl bir gelir modelinin geliştirilebileceği ile alakalı oradaki kooperatiflerin çalışanları ile biz bunları gerçekleştiriyoruz. Yani herhangi bir danışman aracılığı ile değil, direk Ardahan’ın bir köyündeki bir kooperatifin üyesi gelip orada fikir üretme kampına katılıp çıkıp orada sonum yapıp bunları gerçekleştiriyor.

 

Akademi olan ilişkiniz nasıl? Biriktirdiğiniz ve topladığınız bilgiler akademisyeneler tarafından kullanılabilir mi?

BA: Bizim bir çok projemizin ölçümlemesi var. Bir ön test uyguluyoruz. Katılımcıya ulaştıktan belirli bir süre sonra da son testimiz oluyor. Yani bu aradaki etkiyi biz analiz edebiliyoruz. Örnek vermek gerekirse, Paramı Yönetebiliyorum Projesi’nin finansal okuryazarlık eğitimine geldiniz. Eğitimi almadan önce biz size bir test dağıtıyoruz. Sonrasında eğitimi alıyorsunuz. Eğitimin ardından biz bu arada testleri topluyoruz. Topladıktan sonra bu ön testleri bir bağımsız araştırma şirketine gönderiyoruz. Sonra bu arkadaşlar zaten bu verileri giriyorlar. Tabi kendi örneklem seçimleri var. 6 ay sonra da sizi arıyorlar. 6 ay önce böyle bir eğitime katıldınız. Bu konularda işte ne düşünüyorsunuz, ne gibi bir değişiklik var? Veya mesela işlem yaptırıyorlar size finansal anlamda, sadece sözlü değil. Aradaki etkiyi biz bu şekilde ölçüyoruz. Bilişim Projelerinde de yaptığımız bir süreç bu. Kaynak da oluşturduk birkaç farklı makalede.

MÖ: Özellikle biz OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü) networküne dahil olmuştuk Finansal Okuryazarlık’ta. Orada PİSA testlerinde de uygulanan sayısal test onun dayanağı, çünkü finanstaki en önemli şeylerden biri bileşik faizlerin hesaplanması. Hesaplama aslında OECD’nin temel sorularına dayanıyor. İkincisi, Paramı Yönetebiliyorum Projesi aslında 10 yıllık bir proje. Bilişim Projesi keza 15 yıllık bir proje. Paramı Yönetebiliyorum da hep eğitimi alan kişilerle yapmıştık. Ama örneklem-kontrol grubu ile de yapıldı. Peki eğitim hiç almamış insanlarla nasıl kıyaslanıyor? Böyle bir araştırma da yapılmıştı.

SK: Aynı zamanda projelerin içinde bazı araştırma kalemleri de oluyor.Örneğin geçen yıl iki tane hazırlandı, biri Gençlik Araştırması. Biri de Mülteci Araştırması, mültecilerin sosyal uyumu ile ilgili bir araştırma. Bunlar da herkesin kullanımına açık kaynaklar olarak bizim web sitelerimizde yer alıyor.

BA: Aslında özellikle bir çok televizyon programında konu olarak alındı. Birçok akademisyen tarafından da bu araştırmaya atıfta bulunuldu. TÜSİAD’ın oluşturmuş olduğu bir çok rapora biz kaynak olarak gösterildik. Daha fazla kaynak oluşturma ve milli kaynak anlamında adımlar atmayı istiyoruz. Yine bizim  gönüllü eğitmen arkadaşlarımız da katıldıkları bir çok akademik makalede bize atıfta bulundular. Onun dışında, daha öncesinde Bahçeşehir Üniversitesi ile böyle bir ortaklığımız olmuştu ve sivil toplum üzerine dernek başkanımız Sezai Bey, ders veren konumundaydı bir dönem boyunca. Yani, üniversiteler ile bu şekilde ortaklıkları özellikle seviyoruz. Mesela Kızkardeşim projemiz var bizim yine girişimcilik anlamında, kadınların güçlendirilmesi üzerine. Bu noktada proje ortaklarımızdan bir tanesi İstanbul Teknik Üniversitesi. Bu noktada, üniversiteler ile kurulacak bu ortaklıklar bizim için çok önemli.

MÖ: Bir de ek olarak, Habitat’ın çok geniş bir networkü var. Uluslararası araştırmacılarımız, gençlik katılımına bakıyorlardı. Yine Finansal Okuryazarlık Projesi üzerine, Amerika’da New York Üniversitesi’nden araştırmalar yapılıyordu. Ama bunlar hep biz aramadan bize gelen projelerdi. Şu an biz aslında, evet elimizde bir deneyim var, bazı araştırmalar var, fakat bunu bir tık daha öteye akademiye nasıl aktarırız? Bizim ilgilendiğimizi göstermeye çalışıyoruz. Bunları nasıl makaleleştirebiliriz ya da uluslararası platformlara taşıyabiliriz. Keza yine önümüzdeki dönem, mülteci girişimciliği ile ilgili biz de kendi içimizde bir araştırma raporu hazırlamaya çalışıyoruz. Mülteci girişimciliği ile neden ilgileniyoruz? Çünkü UNHCR proje ortaklarımızdan bir tanesi ve UNHCR’ın şimdiye kadar yaptığından biraz daha farklı bir çalışma. Genellikle insani yardım çalışan bir kurum. Fakat 7 yıl boyunca Türkiye’de insani krizin artık ötesinde olan bir durum olduğu için “nasıl sürdürülebilir bir yaşam kaynağı sağlanır” projesiydi, 2016 yılında. İstihdamla başlayarak, bir tık ötesinde nasıl kendi geçim kaynaklarını sağlayabilir bu insanlar, ayrıca negatif algıyı kırıp sosyal uyumu sağlayabilir… Aslında dünyada da yeni yeni denenen bir method.

SK: Deneyimlerimizi aktaralım, karşılaştıralım ve ortak çalışarak daha iyi sonuçlar elde edelim.

BA: Bunun yanında bir çok alanda yaptığımız çalışmayı da sürdürülebilir kalkınma hedefleri çerçevesine oturtmaya başladık. Hem sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin yerelleştirilmesi anlamında hem de ona yönelik çalışmaların biraz daha uluslararası çalışmalara taşınması anlamında çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Şu an buna yönelik materyal oluşturmaya başladık. Sunmuş olduğumuz materyallerden ikisi OECD’de örnek olarak alındı. Onu da online kurs aracılığı ile diğer ülkelere yaygınlaştıracağız.

 

Çalıştığınız alanlar üzerine çalışan başka STKlar da var. Sizi diğer STKlardan ayıran özellikler nelerdir?

SK: En temelinde Habitat’ı diğerlerinden ayıran örgütlü bir yapıda olması. Akran eğitimleri üzerinden devam ediyor olması. Biz temel olarak bir mülteci derneği değiliz ama biz kendi birikimlerimizi Türkiyelilere olduğu kadar mültecilere de bu emeği vermek istiyoruz. Onların da faydalanmaları için çalışmalar yapıyoruz.

BA: Odak anlamında biz sürdürülebilir kalkınma üzerine çalışıyoruz. Girişimcilik anlamında biz hedef grup olarak mültecilerle çalışıyoruz. Biz biraz daha geniş çerçevede bakıyoruz. Ama özel olarak mülteciler alanında çok iyi çalışmalar yapan birçok kuruluş var.

Buğra: “Aslında bütün programlar neredeyse İstanbul’da yürüyor, Temel anlamda Habitat Derneği’nin bir tane merkezi var: İstanbul.” (FÇ)

 

Peki, kurumunuza katılmak isteyenler için staj veya gönüllülük imkanları nasıl? 81 ilde herkes katılabilir mi? Kriterleriniz nelerdir?

SK: Bütün programlarımızda esasında bir gönüllülük süreci oluyor. Projelerin gönüllü eğitimciye ihtiyacı olduğunda websitesinde duyurusu çıkıyor. Gönüllü olmak isteyenler bu duyuru üzerine başvurularını yapabiliyorlar. Burada temelden detaya pek çok soru cevaplıyorlar ve bunun üzerine birinci bir değerlendirme yapılıyor. Aslında bekleyeceğinizden çok daha uzun ve detaylı bir süreçten geçiyor bizim gönüllülerimiz. Çünkü çocuklara, kadınlara eğitim veriliyor. Ayrımcılık, mülteciler üzerine eğitim veriliyor. O yüzden çok özel bir gruba ulaşmamız gerekiyor. Ardından telefon mülakatları gerçekleştiriliyor. Telefon mülakatlarından sonra gönüllü seçim kriterleri var. Onlara göre seçimler yapılıyor. Seçimler yapıldıktan sonra eğitmen eğitimleri gerçekleştiriliyor. Başarılı olan arkadaşlar da kendi yerellerinde eğitimlerini vermeye başlıyorlar.

BA: Aslında birkaç farklı alanı var diyelim. Seval’in söylediklerine ek olarak, gönüllü eğitmen olan arkadaşlar kendi projelerinde gönüllülük süreçlerine devam ederken bazen master-uzman eğitmen duyurusuna çıkıyoruz biz. Bu uzman eğitmen eğitimini gerçekleştirdiğimizde katılımcılarımızı gönüllüler arasından alıyoruz. Uzman eğitmenin rolü, eğitmen eğitimlerinde o eğitimin içeriğini aktarmak. Bir de sahadaki gönüllülerin koordinasyonunu sağlamak ve eğitim içeriklerine destek olmak yine uzman eğitmenlerimizin görevlerinden. Bunları gönüllü olarak yapıyorlar tabi ki.

Bunun yanında da sadece ofise gelip ofiste gönüllülük yapan, proje süreçlerinde destek olan arkadaşlarımız oluyor. Bu arkadaşlar da direk İstanbul ofisimizde düzenli olarak gelip gönüllülük yapabiliyorlar.

SK: Staj için de bu sene Bahçeşehir Üniversitesi ile bir işbirliği yaptık. Biz programlarımızda ihtiyaç duyduğumuz destek kriterlerimizi belirttik. Şu şu görevlerde yer alacak, şu yeteneklere ve bilgiye sahip olacak şekilde başvurular gerçekleştirildi. Mülakatlarımızı yaptık gerçek bir iş alımı gibi. Ve ardından stajlar başladı. Bunun yanı sıra bize bireysel olarak başvuranlar da oluyor mail atarak, değerlendiriyoruz.

BA: Daha öncesinde de bir çok gönüllümüz okul stajını tamamladı.

SK: Stajın belirgin bir süresi yok, onların kendi sürelerine bağlı.

Seval: “55-60 yaşlarında emekli olmuş profesör, doçentler gönüllü başvurusu yapıyor. Bir yaş sınırımız yok.” (FÇ)

 

Sizin peki sahaya çıktığınız oluyor mu? Ofis dışında dernekle ilişkili neler yapıyorsunuz?

BA: Program program değişiyor. Özellikle Bilgi ve İletişim Teknoojileri ve Finansal Bilinç Programları sürekli sahada. HASEKAP zaten sürekli sahada.

SK: Mülteci programları da Türkiye’nin çeşitli illerinde olduğu için sürekli sahada. Aslında neredeyse hepsi sahada. Yani kimse yüzde yüz ofiste diye bir şey yok. İletişim ekibimizde dahil olmak üzere hepimiz zaman zaman sahaya çıkıyoruz.

 

Saha deneyimlerinize dair unutamadığınız, sizi çok etkileyen bir anınız var mı?

BA: Gönüllülük sürecindeyken, profesyonel değildim o zaman, hatta ilk eğitimimdi. 2014 yılının başıydı herhalde. Bu dönemde bir üniversiteye eğitim vermeye gittik. Bu eğitime benim mahalleden arkadaşım geldi. Dedim gel, fotoğraf falan çekersin. İzmir’deydim. O zaman liseyi terk etmişti ve bir çay ocağı açmak istiyor. Verdiğimiz eğitimde finansal risk yönetimi üzerine. Yani bu kredi notu nedir, nasıl yükseltilir vesaire, bunun tüyolarını veriyoruz bu eğitimde. Arkadaşımızın da küçük bir kredi çekmesi lazım ki o çay ocağını açsın. Sonra geldi eğitimi dinledi, fotoğraf çekti… Eğitimden sonra dedim ki, “nasıl faydalı mıydı, bir şeyler alabildin mi?” “Deneyeceğim, benim için güzeldi” dedi. Daha sonra aradan 5-6 ay geçti. Ben daha sonra Habitat’ın bir başka toplantısına geldim. O ara benim telefonum çaldı. Telefonumu açtığımda arkadaşım, “Ben çok teşekkür ederim, kredi çektim, şu anda elimde zarfla bankanın önünde duruyorum.” dedi. Bu benim için çok önemli bir şeydi. Sonrasında, gidip o çay ocağında o çayı içmek. O çayın sıcaklığı hala duruyor, onu söyleyebilirim. Bu benim için çok büyük bir motivasyon olmuştu.

MÖ: İlk aklıma gelen 2011-2014 yıllarında Paramı Yönetebiliyorum yaparken bu proje o zaman 18 ya da 30 ildeydi. Yeni yeni büyümeye başlıyordu. “Biz projeyi nasıl yaygınlaştırabiliriz”i düşünürken, bir gün Diyarbakır’a eğitmen eğitimine gideceğiz ama uygun uçuş yoktu. Malatya üzerinden gidecektik. Otogardan bir otobüse bindik Diyarbakır’a doğru. Yaklaşık 2,5-3 saatlik bir yolcuğumuz vardı. Şimdi tabi İstanbul’dan gelince etrafımızdaki herkesin Türkçe konuştuğu bir ortamdayız. Orada kimse Türkçe konuşmuyor. Şimdi, 81 ilde olmanın da şöyle bir getirisi vardır: Evet biz pek çok konu üzerine çalışıyoruz, ama yaptığımız her çalışmada sosyal uyum yapıyoruz. Onu görmüş olduk. Çünkü kendimi yabancı hissettim, bu ülkede o insanlar belki kendilerini yabancı hissediyorlardır. Fakat ortak bir çalışma yaptığımızda, ister bir gençlik, ister sürdürülebilir kalkınma olsun, birlikte bir şey yaptığında ortak bir kültürde birleşiyorsun ve orada yabancı hissetmekten bir tık öteye geçtim. Aslında, biz bunu çözmeye çalışıyoruz, ortak ne yapabiliriz? İkincisi de her toplantı da her eğitimde bir halay dönüyor. Ne yaparsak yapalım farklı müzikler de olsa, bir şeyi perçinlediğimizi, bir şeyin çimentosunu attığımızı gösteriyor.

BA: Bir anı daha ekleyebilirim belki, geçen seneydi. Zonguldak’a gittik biz gönüllü arkadaşlarımızla. Zorunguldak’ın Çaycuma ilçesiydi. Çiftçilere yönelik eğitim veriyoruz ve bu eğitimde de biraz daha çat kapı gidiyoruz. Çat kapı o köy kahvesine gidip oturuyoruz. “Merhaba biz Habitat Derneği’nden geliyoruz, sizinle bu konuda sohbet etmek istiyoruz, vaktiniz var mı?” Orada da çiftçilerin uzun dönemli nasıl bütçe yapabilecekleri ile alakalı konuşmak istiyoruz. “Birikim, borç kapatma planı nasıl yapılmalı, harcamalarını nasıl kontrol edebilirler” gibi bu şekilde onlara tüyolar ve örnekler veriyoruz. Bu sohbeti, eğitimi bitirdikten sonra orada amcanın bir tanesi, “Gerçekten çok teşekkür ederim, kimse bunu gelip herhangi bir karşılık beklemeden yapmaz, hele böyle ücra bir köyde. Zamanınında babalarımızın bize vermiş oldukları öğütleri şimdi bizim çocuğumuz yaşındaki insanlar yine bize veriyorlar.” Benim için bu da çok güzel bir şeydi.

SK: Bizim geçen sene 107 tane hibe faydalanıcımız vardı. Yaklaşık 20 tanesi şimdi şirketini kurdu. Bir gün bir tanesi, bizi fonlayan kuruluşlardan birisi UNHCR ile röportajına denk geldim. Hasbelkader ben oradaydım. Aslında bir fikri vardı arkadaşımızın ama bizim kamplarımıza geldi, bizim kamplarımızda ortağını buldu. Kodlama yapıyordu, tasarımcısını buldu ortak oldular. Şirketini kurdu. Bizim sosyal uyum ve etkinlik kamplarımız dolayısıyla hem Türkiyeli hem de mülteci çevresini genişletti. Diğer girişimcilerimize bazı teknoloji destekleri vermeye başladı. Bunları anlattıktan sonra da Habitat Derneği’nin kendisine neler kattığını anlattı. Bütün aşamaların kendisine çok faydalı olduğunu, hem hibe aldığını, hem ortağını bulduğunu hem iş yapacak insanlara ulaşabildiğini, hem yatırımcılara ulaşacak bir kanal olduğunu, hem de başı sıkıştığında soru sorabileceği bir yer olduğunu bildiğini daha önceden Türkiye’den hiç arkadaşı olmadığını ama şimdi bir sürü arkadaşı olduğunu, bunun Habitat sayesinde olduğunu anlatmıştı. Bu bence, yaptığımız işin en somut göstergesi.

 

Eğer çok basit tanımlamak istersek, hiç STK adı duymamış ve içeriğini bilmeyen bir insan için sizin gözünüzden STK nedir ve Habitat Derneği bu çerçevede nerede yer alır?

SK: Sivil Toplum Kuruluşu birincisi, kar amacı gütmeyen, ayrımcılık yapmadan, Habitat özelinde söylersek insanların yaşam kalitelerini arttırmak, ekonomik büyümeyi desteklemek amacı ile, herhangi bir konuda da olabilir kadın veya istihdam gibi, çalışmalar, faaliyetler yürüten kuruluş.

MÖ: Hobbes, devleti bir insan vücuduna benzetiyor. Devlet kafaydı yanlış hatırlamıyorsam, şirketler ise bizim bütün vücudumuzun geri kalanı olsun, damarlarla bir şekilde vücudumuzdaki akış oluyor. Sivil toplum kılcal damar. Devletin erişemediği, özel toplumun pek de ilgisini çekmeyen alanlara sivil toplum sızabiliyor. Kar amacı gütmek için değil, tamamı ile görevi bu olduğu için. Sivil toplumda insanlar yardım ettim, birisinin hayatına dokundum diye söylüyor ama birisinin o görevi yapması gerekiyor. O görevi sağlayan kılcal damara da STK deniyor bence. Çok mu romantik oldu bilmiyorum ama.

BA: Bence başkasının derdine düşenlerin biraraya geldiği bir çatı sivil toplum. Yani, Habitat özelinde düşünüldüğü zaman da, mümkün olduğunca kapsayıcı ve bütün konulara hakim olarak bu bilgiyi, Mustafa’nın da dediği gibi, memleketin en ücra noktasına kendine görev edinmiş bir sivil toplum kuruluşundan bahsediyoruz. Habitat bence böyle bir yer.

Habitat, sivil toplum alanında kendini geliştirmek isteyen kişiler için eşsiz fırsatlar sunuyor. (FÇ)

 

Zamanınız ve ilginiz için çok teşekkürler. Sizlerin son olarak eklemek istediği bir şeyler var mı?

BA: Takip etmeyi unutmayın: “habitatderneği.org”

MÖ: Özellikle bu alanda çalışmak isteyen insanlar illa ki vardır, bizim Habitat Derneği olarak yapmaya çalıştığımız en büyük şey, yıllardan beri aslında; başka bir kariyer mümkün. Hatta mesajımız da hep bu olmuştur, başka bir kariyer mümkün. Başka bir araştırma alanı da mümkün. Eğer Türkiye’de bir kurum, bir akademisyen, Türkiye’de sivil toplum alanında bir araştırma yapacaksa bizim kapımız açık. Arkadaşların da söylediği gibi “@habitatderneği” ya da herhangibir e-mail adresinden seve seve yardımcı oluruz.

SK: Özellikle de üniversitelerle işbirliği ve üniversite öğrencileri ile akademi çalışmalarında da olsun, kendi okudukları bölümler alakalı da olsun, her türlü desteği vermeye açığız. Staj ve gönüllülük için her türlü kapımız açık. Mustafa Sabancılı, ben Boğaziçiliyim, o yüzden hasretini çekiyoruz. Gelseniz birazcık bize memleket kokusu gibi. Bekleriz yani, her zaman kapımız açık. Zaten STK olmanın gereği de bu. Ülkenin her yanından üniversitelerden gönüllülerimiz, stajyerlerimiz oluyor. Biz birazcık İstanbul ayağında eksik kaldığımı fark ettik. Çünkü o kadar çok gelen oluyor ki Anadolu’dan, İstanbul’dakilerin imkanları daha fazla diye düşünerek oraya yöneliyoruz ama. Pozitif ayrımcılık yapıyoruz. Her zaman kapımız açık. Çok isteriz.

BA: Yani her şeyi söylediler ama bence bir üniversitelinin gelip burada kendini geliştirebileceği çok güzel bir ortam var. İnisiyatif alabileceği çok büyük alanlar var. Buraya gelip de bir çok farklı alan da kendisini geliştirip de çıkabilir. Habitat bir okul ve zaman burada almak istediğini insan alıp ve gidebilir ama buraya katkı sağlayabilecek herkes için, başka bir kariyer mümkün. Sadece Habitat değil, bütün sivil toplum için, farklı bir kariyer gerçekten mümkün.