Gökay Özerim: “Sivil Toplum, Göç Alanında Tamamlayıcı Katkı Sağlıyor”

Gökay Özerim

Yaşar Üniversitesi Avrupa Birliği Merkezi, göç alanında dikkate değer çalışmalara imza atan bir kurum. Merkez diğer alanlardaki etkinliğinin yanı sıra göç alanında yürüttüğü uluslararası projeler ile ön plana çıkıyor. Doç. Dr. Gökay Özerim ile hem merkezin göç alanındaki çalışmaları hem de “göç meselesi”nde sivil toplumun rolü üzerine bir söyleşi yaptık.

 

Yıllar önce Gökay Özerim yüksek lisans ve doktora tezini hazırlarken neden göç çalışmaya karar verdi?

2004 yılında Uluslararası İlişkiler alanında lisans eğitimimi tamamladıktan sonra bir sene İtalya’da göçmenler ile ilgili bir sivil toplum kuruluşunda çalıştım. Yarı Etiyopyalı yarı İtalyan bir ailenin kurduğu bir organizasyondu ve sürekli göçmenlerle birlikte olma ve gözlemleme olanağım vardı. Farklı kuruluşlarla birlikte göçmenler için faaliyetler düzenliyorduk. İlk kez orada bir uluslararası ilişkiler mezunu olarak, konunun özellikle Avrupa açısından ne kadar önemli hale geldiğini görme olanağı elde ettim. Fakat Türkiye’ye döndükten sonra yüksek lisans eğitimimde Türkiye açısından göç konusunu incelemek istediğimde, o dönemde Türkiye’nin daha ağırlıklı olarak göç kaynağı ve geçiş ülkesi olarak algılanması dolayısıyla, Türkiye merkezli çalışılabilecek konular bugünkü kadar zengin değildi. Yüksek lisans tezimde Türkiye’de yaşayan Avrupalı göçmenler ile ilgili bir araştırma süreci başlattım ve bir alan çalışmasıyla bu konuyu çalıştım. Avrupa Çalışmaları alanında doktoramı yaparken ise biraz daha Avrupa siyaseti odaklı olarak konuya bakmak istedim. 2009 yılı itibariyle Avrupa’da radikal sağ partiler göç konusunu kullanarak görünürlük kazanmaya başlamışlardı. Bu da benim aklıma şu soruları getirdi: “Bu konu Avrupa’da bir zincirleme etki yaratabilir mi?” Neden göç konusu Avrupa’da bir siyasal konu haline dönüşüyor; özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana uykuya dalmış olan radikal sağ partilerin tekrar güç kazanmasına yol açabiliyor? Bu benim bir araştırmacı olarak çok merak ettiğim bir konuydu, onun peşinden gittim… Avrupa’da radikal sağ partilerin göç konusunu siyasi alanda kullanımı üzerine doktora tezimi yazdım. 2011 sonrası süreçte bu konu, Avrupa’da en önemli araştırma konularından biri haline dönüştü. Dolayısıyla benim açımdan araştırmacı olarak göç konusunu çalışmak,  aslında sahadaki deneyimlerimin ve gözlemlerimin bir sonucu oldu.

 

Türkiye’de göç konusunda en çok proje üreten AB merkezlerinden birisiniz Türkiye’deki diğer üniversitelere baktığımızda daha çok sosyoloji bölümlerinin ilgilendiği bir alan, sizce göç interdisipliner bir kavram mıdır?

Avrupa Birliği ve Araştırma ve Uygulama Merkezi, 2005 yılında üniversitemizin araştırma merkezi olarak kuruldu. Hem araştırma faaliyetleri yapan aynı zamanda üniversitemizde yürütülmekte olan tüm AB fonlu projelerinin idari süreçlerinden sorumlu olan bir merkez. Her ne kadar röportaj konumuz göç olduğu için göç konusundan bahsetsek de fen bilimleri, eğitimbilimleri gibi farklı farklı alanlardan hocalarımızın projeleri var. Merkezimizin koordinasyonunda üniversitemiz bu güne kadar yüze yakın AB projesini tamamladı. Ürettiğimiz projelerin birçok farklı konusu olabiliyor. Bu konuları hem Türkiye’nin hem de genel olarak Avrupa’nın araştırma öncelikleri belirliyor. Fon kaynaklarının çeşitliliğini biliyorsunuzdur. Bunların içinden hocalarımızı ve öğrencilerimizi en uygun olanlarına yönlendiriyoruz. Yürüttüğümüz projeler arasında göç konusunun ağırlık kazanması, hem konunun güncelliği ile hem de merkezin yöneticisi olarak benim araştırma alanımla alakalı. Son birkaç sene içerisinde bu alanda birçok projemiz kabul aldı. Ama bunların her birinin öncelikleri ve hedef kitleleri farklı. Örnek vermek gerekirse Ekim ayında  tamamladığımız iki senelik, uzun soluklu bir Avrupa Birliği projemiz vardı. REACHOUT başlıklı bu projemiz, genç göçmen ve mültecilere ulaşmak için sivil toplumdaki gençlik çalışanlarının güçlendirilmesi amacını taşıyordu. Bunun dışında araştırmaya dayalı projelerimiz de var.

 

Yaşar Üniversitesi ve AB merkezi olarak göç konusunda çalışmak isteyen STK’ları destekliyor musunuz?

Yaşar Üniversitesi AB merkezi olarak aslında dışarıya çok açık bir yapımız var. Dolayısıyla sadece kendi araştırmacılarımızla ve öğrencilerimizle değil, Türkiye’den ve Avrupa’dan birçok kuruluşla işbirliği halindeyiz. Biraz önce bahsettiğim şimdiye kadar tamamlanan yüz projede beş yüze yakın kuruluşla iş birliği yapmışız ve bunların yaklaşık yarısı sivil toplum kuruluşları. Göç konusunda sivil toplum kuruluşlarıyla sık sık çalışıyoruz. Hem bir araştırmacı olarak hem de bir birey olarak sivil toplumun özellikle Türkiye açısından göçle ilgili süreçlerin yönetiminde devletin harcamış olduğu çabalara tamamlayıcı, çok önemli katkı sağlayan aktörler olduğunu düşünüyorum. Bu konuda mesela biraz önce bahsettiğim REACHOUT projemiz tamamen sivil toplumdaki gençlik çalışanlarının göçmenlerle çalışırken ihtiyaç duyduğu beceriler konusunda yeterlilik kazanmasını amaçlıyor. Bu projeyi hazırlarken şuradan yola çıktık: Türkiye’nin bir varış ülkesi olarak göç konusuyla bu kadar yoğun haşır neşir olması aslında 2011 gibi çok yakın bir tarihe dayanıyor. Bu sürece baktığımızda sivil toplumun bir çok paydaşı, göç konusuna yöneldi. Ama sivil toplumda çalışanlarının göçle ilgili bilgisi nereden geliyor? Bu konuda yeterlilikleri  var mı? Yoksa hali hazırda sahada mı bunları öğrenmek zorunda kalıyorlar?

Gökay Özerim
Gökay Özerim: “İnsan kaynağı göçle ilgili çalışan STKların en önemli sorunlarından bir tanesi.” (M.A)

Biz REACHOUT projesini bu noktadan hareketle tasarladık. Türkiye ile birlikte Yunanistan, İtalya ve Avusturya’dan ortak kurumlarla birlikte çalıştık. Bu dört ülkede paydaşlarımız ile birlikte, sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle görüşerek bir ihtiyaç analizi yaptık. Sivil toplum çalışanlarının göçmenler ve mültecilerle çalışırken en çok hangi bilgilere ve becerilere ihtiyaç duyduklarını ortaya çıkarmaya çalıştık. Bu ihtiyaç analizine dayalı olarak da beş modülden oluşan ve yaygın eğitim tekniklerine dayalı olarak hazırladığımız bir eğitim seti ortaya çıktı.

 

Peki bu kılavuza erişim nasıl sağlanıyor?

Bu kılavuzu bastık ama aynı zamanda  projemizin web sayfasından  da erişilebilir. 4 farklı dilde hazırlanan çalışmamız, herkese açık bir eğitim kaynağı niteliği taşıyor. Biz başta sivil toplum kuruluşları için bu modülleri üretmeye karar vermiştik ama özellikle kamuda çalışan sosyal hizmet uzmanlarının da çok ilgi gösterdiğini gördük. Eğitim materyalleri iletişim, travma geçirmiş gruplarla çalışma, göç terminolojisi, göçün sebepleri gibi birçok farklı konuyu kapsıyor. Eylül ayı içerisinde İstanbul’da ve İzmir’de yaklaşık iki yüz  kişinin katıldığı birer konferans düzenledik ve materyalleri farklı paydaşlara tanıttık. Bizim bundan sonraki amacımız, bu çıktının göçle ilgilenen gençlik çalışanları ve kamu çalışanları tarafından kullanılması ve bu konudaki bilgi eksikliğinin giderilmesine katkı sağlamak. Bu kapsamda Aralık ayında eğitim materyallerini  Avrupa Konseyi’nin düzenlediği bir toplantıya katılıp uluslararası ölçekte tanıtacağım.

 

Size göre Türkiye’de göçün ve göçmenin geleceğinin nasıl yönetileceği konusunda en önemli faktör nedir?

Hem ulusal hem uluslararası toplantılarda dile getirmeye çalıştığım hususlardan bir tanesi, Türkiye’nin bu konudaki görevinin zorlu bir görev olduğu. Özellikle Avrupa’daki meslektaşlarımızla veya diğer temsilcilerle karşılaştığımızda bu konuyu anlatmaya çalışıyoruz. Çünkü alışılmışın dışında bir sayı ile karşı karşıya kaldı Türkiye ve bunu hızla yönetmek  zorundaydı. Bu çok zorlu bir süreç. İlk olarak kurumsal yapılanma yolunda önemli adımlar atıldı. Fakat 2015 yılından sonra daha farklı bir noktaya gelindi. Gelenlerin ağırlıklı grubunu Suriyeliler oluşturduğu için onlardan bahsediyoruz ama biliyorsunuz ki sadece Suriyeliler yok Türkiye’de, başka gruplar da var. 2011 sonrası  ilk beş senelik süreçte öncelik, onları kayıt altına almak ve temelde insani yardım dediğimiz ihtiyaçlarını sağlamaktı. Şu an baktığımızda ise artık, özellikle geçici koruma altındaki Suriyelilere ilişkin olarak, insani yardımın ötesine geçen bir önceliği var Türkiye’nin. Bu da onların entegrasyonunu sağlamak. Dolayısıyla artık entegrasyon sanırım en belirleyici unsur olacak. Tabi bu iki yönlü bir süreç, bu noktada sadece gelenlerin uyum sağlayacağı süreçten bahsedemeyiz. Toplumun bu konudaki tepkileri de önümüzdeki süreçte giderek artan oranda belirleyici olacak.

Bununla birlikte benim bireysel olarak araştırmalarımda özellikle üzerinde durmaya çalıştığım bir konu var. O da bu gruplar içerisinde daha hassas olan gruplar. Mesela gençlik. Çünkü rakamlar gösteriyor ki biz zaten Türkiye olarak genç bir nüfusa sahibiz; hatta gençliğin skalasını 30 yaş ve altı kabul ettiğimizde yarısına yakını genç olan bir nüfustan bahsediyoruz. Aynı şekilde Türkiye’deki Suriyeli nüfusun da yaklaşık yarısı genç nüfustan oluşuyor. Dolayısıyla gençlik ile alakalı olarak tasarlanan politikalar, eğitim ihtiyaçlarının düzgün şekilde karşılanması ve topluma entegre yollarının açılması sanırım özellikle Suriyelilerin Türkiye’deki durumları konusunda en belirleyici noktalardan olacak.

 

Göç konusunda daha bilinçli bir nesil yetiştirmek için lisans düzeyinde göç konulu dersler artmalı mı? Sizin bu konudaki çalışmalarınız nelerdir?

Bu süreçte bilgilendirmenin çok önemli olduğuna inanıyorum. Konuyla ilgili olarak özellikle topluma objektif bilgi sağlanması gerekiyor. Çünkü biliyorsunuz ki sosyal medya başta olmak üzere çok büyük bir bilgi kirliliği var konuya ilişkin. Ben her sene derslerimde öğrencilerime hayatlarında kaç kere bir Suriyeli ile karşılaştıklarını soruyorum. Birçoğu aslında hiç karşılaşmamış bile. Genellikle sosyal medyada gördükleri haberlerden bir fikre sahipler. Dolayısıyla algı yaratmaktansa artılarıyla eksileriyle doğru bilgiyi paylaşmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu konuda  en önemli araçlarından bir tanesi tabi ki derslerimiz. Göç konusunda üniversitemizde Uluslararası İlişkiler bölümü altında açılan birçok ders var. Benim 2016 yılında tasarlamış olduğum Göç ve Güvenlik başlıklı bir ders, Avrupa Komisyonu tarafından Jean Monnet Programı altında modül olarak seçildi. Üç senelik bu modül kapsamında her sene göç konusunda bir dönemlik bir ders açıyoruz. Ama bu modülü tasarlarken üniversite öğrencilerinin yanı sıra konuya ilgi duyan dışarıdan da grupların bilgilenmesinin çok önemli olduğunu düşünmüştük. Dolayısıyla bu katılımcılara yönelik olarak “Avrupa Birliği’nde Göç ve Güvenlik” başlıklı  bir de yaz okulu açıyoruz her sene. Ücretsiz olarak düzenlediğimiz bu etkinlik çok talep alıyor. Dört hafta süren yaz okulunun sonunda katılımcılar sertifika alıyor. Daha çok sivil toplum, kamu kuruluşları, göçle ilgilenen lisans üstü düzeyde araştırmacılar çok yoğun başvuruda bulunuyorlar. Katılımcılar farklı kurumlardan geliyorlar ama ortak noktalarda buluşuyorlar veya buluşamadıkları noktalarda kendileri de birbiriyle deneyimlerini veya bilgilerini paylaşıyorlar. Bu yönden amacına ulaştığını düşündüğüm bir etkinlik. Onun dışında sene boyunca zaten üniversitemizin birçok faaliyeti sadece öğrencilerimize değil dışarıdan gelenlere de açıktır. Bilgilendirme konusundaki eksiği tamamlamak için seminer ve konferanslar düzenliyoruz konuyla ilgili.

 

Göç Avrupa’da son dönemde bir ulusal güvenlik sorunu olarak algılanmaya başladı. Bu durum “açık-kapı” politikasının sonu anlamına mı geliyor?

Halihazırda bu politikaları zaten etkiledi. Ama tabi Avrupa’nın önceden ne kadar açık kapı politikası vardı; onu da tartışmak gerekiyor. Benim doktora tezimde sorduğum soruydu bu aslında. Artık sadece radikal sağ partiler değil ana akım siyasi partiler de göçmenler üzerinden politika yapıyorlar. Sadece ulusal güvenlik değil kültürel güvenlik, (“bizim kültürümüzü yok ediyorlar”) ekonomik güvenlik (“bizim ekonomimize zarar veriyorlar”) gibi farklı farklı temalarla göç konusunun aklı selim bir şekilde tartışılmaktansa “tehditleştirildiğini” gözlemliyoruz. Tabi tek bir Avrupa’dan, tek bir ülkeden bahsetmiyoruz Avrupa Birliği dediğimiz zaman. Ekonomileri, sosyal yapıları, öncelikleri, siyasal yapıları farklı birçok ülkeden bahsediyoruz. Yani konunun siyasallaşması Almanya’nın bakış açısında farklı parametrelerle Fransa’da ise başka unsurlarla şekillenebiliyor. Avrupa’nın zaten uzun süredir bu konuda bir açık kapı politikası yoktu.

Avrupa Göçmen Haklarında Sınıfta Kaldı

Özellikle 2011 sonrası Suriye’deki iç savaş ile birlikte Orta Doğu ve  Kuzey Afrika’dan gelen göçlerin artışı ve bunun siyasal olarak Avrupa kamuoyuna farklı şekillerde pazarlanması, konuyu başka bir boyuta taşıdı. Bunun şu anda geriye döndürülebilir şekilde ilerlemesine ilişkin bir emare gözükmüyor maalesef. Daha çok korumacı ve sınırların yükseldiği politikaların artışa geçtiğini görüyoruz. Ama göçe ilişkin bu süreç, dönüp dolaşıp neredeyse Avrupa Birliğinin geleceği konusunda en belirleyici hususlardan biri haline dönüştü. Özellikle Avrupa Komisyonu’nun AB’nin geleceğine ilişkin hazırlamış olduğu raporlara baktığımızda hep göç konusundaki politikalar önemli belirleyici bir parametre olarak yer alıyor. Bu nedenle aslında göç konusundaki politikaların, AB’nin entegrasyon sürecinin nasıl şekilleneceği ve var olan haliyle mi kalacağı başka bir şekle mi bürüneceğini belirleyeceği söylenebilir.

 

“Popülist söylemler Avrupa’da birliğin sonu olacak” görüşüne katılıyor musunuz?

Bu çok tartışılan bir konu; özellikle Brexit sürecinin başlamasıyla birlikte çok sık dile getirilmeye başlanmıştı. Popülizmin Avrupa Birliği entegrasyonunun sonu olabileceğini şu yönden düşünmüyorum. Sonundan ziyade bizim beklediğimiz şekilde ilerlemeyebilir. Avrupa Birliği başka bir şekle bürünebilir diye düşünenlerdenim. Fakat entegrasyon sürecinden ziyade AB’nin temsil ettiğini savunduğu değerleri tehdit ettiğini düşünüyorum. Popülizmin özellikle öne çıkarmış olduğu kaygılar, Avrupa Birliği’nin kendi kuruluşunun temeli olduğunu düşündüğü birçok değerle çelişiyor. Avrupa Birliği’nde popülist politikaların iç siyasette güç kazanması, sadece ulus üstü düzeyde değil ulusal politikalar düzeyinde de bazı ülkelerin özellikle bu değerlere ters adımlar atmasına yol açıyor. Dolayısıyla tabi ki bir tehdit olduğunu düşünüyorum. Avrupa Birliğinin üzerinde negatif anlamda bir dönüştürücü etkisi var. Ama bazı ülkeler kuşkuculuğu sürdürürken bazı üye ülkelerin de AB entegrasyonunu sürdürmeye yönelik hala inancının devam ettiğini bildiğimiz için farklı şekillere bürünerek AB sürecinin bir şekilde devam edeceğine inanıyorum.

Mültecilerin Yeniden Yerleştirilmesi ve “Avrupa Değerleri”

 

Göçün en fazla konuşulduğu seçimlerden biri olan Brexit referandumundan sonra görüşmelerden olumlu sonuç alınamadı, bu durum referandumun tekrarlanmasına veya bir erken seçime yol açar mı? Olası bir seçimde İngiltere’deki göçmenleri neler bekliyor?

A

Aslında bu soru biraz önce bahsettiğimiz popülizmin yükselişiyle çok alakalı. Biz bir meslektaşım ile birlikte Brexit ile ilgili bir çalışma yaptık. Bu süreçte Türk kimliğinin ve göç konusunun nasıl kullanıldığını incelemeye çalıştık. Brexit sürecinde İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılmasını savunan siyasetçiler, söylemlerinin çoğunu gerçeklerin çarpıtılması üzerine kurgulamışlar. İngiltere’nin Avrupa Birliği’ne senelerdir süren mesafeli tavrı ve aslında böyle bir potansiyelin olması bu siyasilerin ellerini daha da güçlendirdi. Ancak burada özellikle bahsettiğim manipülatif bilgiler içerisinde en fazla manipülasyon yapılan konu göç. Bu noktadan baktığımızda Brexit kararı sonrası süreçte İngiliz kamuoyunun konuya ilişkin ne kadar gerçek bilgilere erişebildiği önemli bir belirleyici olacak.

Gökay Özerim: “Birçok göçmene ev sahipliği yapan ülkede olduğu gibi İngiltere’de de yanıltıcı unsurlar çok fazla.” (M.A)

Sadece sosyal medya ve siyasetçiler değil, bu konuyu kullanan ana akım medya kuruluşları da var. Ama Avrupa Birliği’nin bireylerin dolaşımına ilişkin politikaları aslında bir bütünün parçası, bu bütünün içinde sermayenin hareketliliği ve hizmetlerin hareketliliği de var. Dolayısıyla ekonomik açıdan da İngiltere’yi etkileyebilecek bir süreç, tüm bunları artılarıyla eksileriyle İngiltere şu anda değerlendirmeye çalışıyor ve bu çok zorlu bir süreç. Bir önceki sorunuzla birlikte düşünüldüğünde Brexit sürecinin ilerleyişi, AB’nin geleceğinde popülizmin yıkıcı gücü konusunda önemli bir test alanı olacak.

 

Bosphorus Migration Studies’in çalışmalarını takip ediyor musunuz? Son olarak, varsa bize yönelik eleştiri ve önerilerinizi dinlemek isteriz.

Sohbetimizin başında da konuştuğumuz üzere göç konusu disiplinlerarası bir konu, birçok paydaşı ilgilendiriyor. Biz de bütün faaliyetlerimizi bu mantıktan yola çıkarak tasarlamaya çalışıyoruz. Akademik çalışmalar bazen kısıtlı  bir camiayla sınırlı kalabiliyor. Akademik tartışmaların yanı sıra kamuoyuna da bilgi sağlanması gerekiyor. Bu yönden ben bu tarz girişimlerin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Arkasında akademik bir altyapı var ama aynı zamanda bir haber portalı olması dolayısıyla kamuoyuna birebir ulaşabilecek bir kanal.