Facebook, kişisel sayfalarımızda paylaştığımız bilgilerimizi derleyip müşterilerine satmış ve bunu satın alan bazı kuruluşlar demokratik seçimleri kendi çıkarları için suistimal edip halkı manipüle etmiş… Tüm dünyada konuşulan skandal kısaca bu şekilde özetlenebilir. Şaşırdık mı? Hayır. Parlamenter seçimlerin-temsili demokrasinin halkın gerçek temsiliyetini sağlamadığı, siyaset yapma sürecinin “uzman”lara, seçimlerin PR ve reklamcılığa indirgendiği de yeni fark edilen bir mesele değil.

İşin bir yanı bu şekilde basit ve “kaba” şekilde tahlil edilebilir. Diğer yanı ise büyük veri, makine öğrenmesi, yapay zeka, algoritma gibi artık gündelik yaşamımıza giren kavramlar üzerinden toplumu yönlendirmede erişilen teknolojik gücü ve dönen kirli oyunların ayrıntılarını anlama açısından gerçekten bir skandal ve meseleyle ilgilenmeyi şart koşuyor. Bu süreci anlamak hem günümüzde siyaset yapma tarzını yorumlamamıza hem de sosyal medya ve dijital platformlarda insanların bilinçli hareket etmesine ve verilerini korumasına katkı sunacaktır.

 

Facebook Skandalı: Ne Oldu?

19 Mart’ta İngiliz Channel 4 televizyonunun haberiyle Birleşik Krallık merkezli Cambridge Analytica (CA) isimli bir şirketin Facebook’dan elde ettiği 50 milyon kişinin verileri üzerinden Trump lehine Amerikan seçimlerini etkilemeye çalıştığı ortaya çıkıyor. Önce şirketin zamanında araştırma merkezinde çalışan bir elemanı, Christopher Wylie, itirafçı olup yaptıklarını izah ediyor, sonrasında da gizli çekimle CA şirketinin CEO’su Alexander Nix ve üst düzey ekibinin söyledikleri ekrana getiriliyor. Bu videoda karşısındaki gazeteciyi Sri Lanka’da seçimlere girmeyi hedefleyen zengin bir ailenin temsilcisi sanan Nix, malını satmaya çalışan tüccarın verdiği rahatlıkla, oldukça abartılı şekilde ABD’de, Kenya’da, Arjantin’de nasıl birlikte çalıştıkları adayları seçtirdiklerini anlatıyor. Bunun içinde sosyal medya hesapları üzerinden kategorize ettikleri seçmenleri istedikleri adaya oy vermeye çağıran, kararsızları yönlendirmeye çalışan, karşı tarafın taraftarlarını ise sandığa gitmekten alıkoymayı hedefleyen bir strateji izleniyor. Buna rakip siyasetçinin email ve dosyalarının hacklenmesi ve kendisine Ukraynalı kadınları gönderip gizli videoya çekme gibi “hizmetler” de dahil. Elbette Nix müşteriyi kapmak için abartsa da sektöründe şöhretli bir kişilik olarak TEDx gibi çeşitli mecralarda demokrasinin ve sosyal medyanın faziletlerini aktaran birinin bu kadar seviyesiz bir tip olduğunun anlaşması açısından da oldukça ilgi çekici.

Facebook kullanıcılarının bilgilerini şirketlere reklam amacıyla sattığı bilinen bir gerçek. Büyük verinin getirdiği büyük güç ile bunun toplumsal manipülasyon ve denetim için kullanılmaması zaten düşünülemez. Facebook üzerinden bir aplikasyonla anket yapan bir profesöre cevap veren yaklaşık 250 bin kişi ile başlayan ve bu anketlere gönüllü cevap verenlerin facebook arkadaşlarınının da dahil olmasıyla 50 milyonluk bir kitle hakkında bilgi sahibi olunması, bu kişilerin paylaşımları ve beğenileri üzerinden kategorize edilmesini ve her bir kategoriye uygun mesajların iletilmesini mümkün kılıyor.

 

Şüpheli İfadeler

İtirafçı Wylie ve sonrasında ortaya çıkan yeni itirafçılar (hepsi büyük veri çalışan bilim insanları, doktora öğrencileri ve bilgisayar programcıları) sosyal medya paylaşımlarını inceleyerek insanları kendilerinden iyi tanıyabileceklerini, insanların kendilerinin bilincinde dahi olmadıkları korkularını ve umutlarını anlayabileceklerini ve buna uygun mesajlarla onları manipüle edebileceklerini iddia ediyorlar.

Örneğin, ABD’de avcılar kulübüne üye olan bir kişiye Clinton gelirse silahların yasaklanacağı mesajının iletilmesi onun Trump tarafına geçişini sağlayabilir, hatta bununla kalmayıp diğer kulüp üyelerini de hareete geçirebilir. Veya Clinton’un ırkçı sayılabilecek bir sözünün bir Afro-Amerikalıya iletilmesi onun sandığa gitmemesini sağlayabilir. Veya beyaz bir Amerikalının sayfasında “Siyah Kurtuluş Hareketi”nin Clinton’a oy verme çağrısında bulunduğunun görülmesi onu Clinton’dan uzaklaştırabilir vb. Bu konuda şu yazıdan yararlanabilirsiniz. 

Örnekler bununla bitmiyor. Kenya’daki ve Nijerya’daki iç karışıklıklardan Britanya’nın AB’den çıkışına dair birçok alanda bu ve benzeri firmaların etkili olduğu iddia ediliyor. Ancak yine de tüm bu söylemlere biraz şüpheyle bakmakta da yarar var. Wylie ve diğer itirafçılar medyadan gördükleri ilgiyle her gün yeni açıklamalara dayanarak bir grup kötü niyetli siyasi odağın saf veya gözünü para bürümüş bilim insanlarıyla birlikte büyük siyasi dönüşümlere imza attığını düşünmek de gerçekçi değil. Nasıl ki CA CEO’su malını satmak için abartılı şekilde firmasının etkinliğini övüyorsa, söz konusu itirafçılar da yine aynı yöntemle toplumsal korkuları tetiklemeye çalışıyorlar. Bunda farklı amaçlar olsa dahi en basitinden akademik bir hastalık sayılabilecek, işini-konusunu dünyanın en mühim meselesi sanma yaklaşımının ve popülist, kendini beğenmiş, ilgi delisi tutumun etkisi yok sayılmamalı.

Yani, Christ’in saflığından yararlanılmasaymış Trump iktidara gelemezmiş, Britanya da AB’de kalırmış. Ama işte saflığının kurbanı olmuş ve dünyanın kendisi yüzünden bu kadar kötü bir yöne gidişatından duyduğu tedirginlik ve pişmanlıkla bildiği herşeyi anlatmaya karar vermişmiş… Artık diğer seçimlerde bizi kurtarır ve dünyayı yoluna sokar…

 

Herşey bu kadar basit mi?

İşin bir yanında büyük tekel şirketler arasındaki rekabetin etkisi olduğu anlaşılıyor. Soros, Murdoch ve Musk’un Facebook ve Google karşıtı açıklamalarının üstüne bu haberlerin gelmesi ve medyanın bunu gündemden düşürmemesi aslında kendileri de benzer manipülasyon çalışmalarına imza atan ve veri toplamaya dayalı makine öğrenmesi ile yapay zeka çalışmaları yapan bu rakip firmaları aklamıyor.

İkinci yanı, söz konusu olan insan kişiliğini facebook ve sosyal medya hesaplarından anlama ve yönlendirme meselesi bu kadar basit değil ve bahsi geçen seçimlerde bu reklamların iddia edildiği kadar etkili olmadığı da bazı araştırmacılar tarafından ileri sürülüyor. Sosyal medya hesapları olanlar sürekli çeşitli reklamlara denk gelse de her gördüğümüzü satın almıyoruz, her okuduğumuz habere inanmıyoruz. Örneğin ülkemizde artık deneyimlerimize dayanarak trol ve bot hesapları ayırt etmekte veya bu hesapların amacını çözümlemede pek sorun yaşamıyoruz. İnsanların oy verme tercihleri de sadece sosyal medyadan etkilenmiyor. Ancak henüz bu çalışmaların başında olunduğu ve teknolojik gelişmelerle birlikte daha sofistike çalışmalara maruz kalınabileceği de açık bir gerçeklik. Dahası, seçimlerde taraflar arası dengenin kılpayı olduğu durumlarda yoğun bir propaganda faaliyeti etkili olabilir. 20 milyon seçmene yönelik bu tür çalışmaların 100 bin kişide etkili olması seçimin kazanananı belirleyebilir.

Bir diğer mesele de Google, Facebook, Youtube gibi hemen her gün kullandığımız platformlarda kişiye özel önerilerin ve sonuçların sunulmasıdır. Sizin kişisel arama geçmişinize dayanarak yeni aramalarınızda da algoritmalar size özel bir sonuç listesi çıkarıyor. Örneğin siyasetle ilgilenen biri “Türkiye” diye arasa ona siyasi sayfalar, seyahatle ilgilenen biri aynı aramayı yapsa turistik yöreleri anlatan sayfalar karşısına çıkıyor. Dolayısıyla aynı konuya dair herkes birşeyler okuyor olsa da her birimize sunulan kaynaklar kendi dijital geçmişimize dayanarak belirleniyor. Bu da farklı düşünen kesimleri ikna etmede, hatta onlara ulaşmada daha ciddi sorunlar yaşayacağımızı gösteriyor. Bu durumda yalan haberi yaymak kolaylaşırken yalanı çürütme işi zorlaşacak ve en iyi ihtimalle herkes kendi bulunduğu alanı tahkim edecektir.

 

Algoritmaları aşmak

Facebook patronu Zuckerberg özür diledi ve üzüntülerini dile getirdi. Tabii, o kadar parayı kim bir anda kaybetse üzülür. Yeni önlemler alacağını da ekledi. ABD Başkanlığına aday olma konusunda çeşitli adımlar atan bu genç arkadaşın planları aksar mı bilmiyoruz ama ABD, Rusya ve Çin başta olmak üzere insanlardan olabildiğince fazla veri toplamak, bu veri üzerinde etkili şekilde madencilik yapacak modeller geliştirmek ve bu temelde eğitilen yapay zekaların kendisinden istenilen doğrultuda sonuçlar çıkarmasını sağlamak amaçlı çalışmalar hız kesmeden devam ediyor. Bunun sağlık başta olmak üzere bazı alanlarda insanlığa hizmet edeceği açık ancak siyasi iktidar ve rejim meselesi değişmeden bu bilimsel gelişmelerin insanlığın mutluluğu için değil, kar-denetim-savaş için kullanılmaya devam edeceği de bir gerçek.

Söz konusu karşılıklı suçlamalar ve ifşaatler tekelci şirketlerin ve siyasi iktidarların niyetlerini çözümlememizi mümkün kılıyor. Ancak aynı zamanda sosyal medya ve tüm dijital platformlara yeni bir bilinçle yaklaşmamızı ve nelere dikkat etmemiz gerektiğini de bizlere gösteriyor. Nasıl ki her sunulan reklamdaki ürünü almıyoruz, çünkü reklamın manipülatif gücünün yanında bütçemiz, yoğunluğumuz, beğenilerimiz, öncelikli ihtiyaçlarımız, sevdiklerimizin öneri ve beğenileri gibi çok çeşitli faktörleri dikkate alıyoruz, nasıl ki Twitter’da bir konu trend topic olduğunda hangi konunun ücreti ödenerek, sahte bir çaba olduğunu fark ediyorsak sosyal medya paylaşımlarımızı belirlerken ve kullandığımız aplikasyonlarda nelere izin vereceğimize karar verirken veya bir aplikasyonu indirmeden önce bilinçli bir tercihte bulunabiliriz