Farklılıkların zenginlik olduğu görüşüyle büyütülmüş çocuklar iken bugün büyüdüğümüzde derinleşmiş göç olgusuna karşı ırkçı tepkilerin sebebini açıklamak zor oluyor. Ya da bu görüş bize laf olsun diye öğretilmiş, arka planı bizde hiç oturmamış veya göçmen nüfus görünür oldukça, sayısı arttıkça dünya bu hoşgörüsünü kaybetmiş.

İlişkisel demografi kuramı ise bu durumu çok basit bir şekilde açıklıyor. Kuram, farklı olanın grup içerisinde olumsuz etki yaratacağı düşüncesiyle kişilerin birbirlerine benzerliğinin olumlu olduğu, tutum, inanç ve fiziksel özellikler benzedikçe grup içerisinde belirsizliğin azalacağını ve uyumun artacağını söylüyor. Kişiler ise grup içi seçimlerini benzer olanlardan yana yapacak ve diğerlerini grup dışında bırakacaktır. Göçmenler için de bu kuram gündelik hayatta son derece açıklayıcı oluyor. Göçmenlerin gittikleri ülkelerde kabullenişin zor olmasının altında çok çeşitli nedenler var. Göçmen ile ev sahibi ülke arasındaki benzerlik azaldıkça benimsenme zorlaşıyor.  Göçmeninin fiziksel görüntüsü, dili, dini, kültürel geçmişi ev sahibi ülkeden çok farklı olabiliyor elbette. Her bir farklılık ise benimsenmeyle ters orantılı olarak işliyor.

Avrupa’nın Değişen Göç ve Göçmen Algısı

Konuya iki yönlü bakmakta fayda var. Kişi de azınlık olduğu yerlerde kimliğini oluştururken genellikle diğerlerinden farklı olan özelliklerine odaklanıyor. Kendi ülkesinde yaşasa dini ve milli değerlerine belki bu kadar önem vermeyecek ama ev sahibi ülke ile farklılığı artıkça kendini tanımlamada o da farklılıklarına vurgu yapıyor. Bu süreç karşılıklı olarak olumsuz duyguları besliyor.

Toplumlar ve insanlar birbirinden uzaklaştıkça, birbirlerine karşı önyargılar ortaya çıkıyor. Ne de olsa “kişi bilmediğinin düşmanı”. Önyargılar ayrımcılık literatüründe olumlu ifadelerden oluşmuyor. Tanımadığımız insan topluluklarına dair nedense hep bir önyargımız var. En bilindiğiyle; hiç Arap tanımamışızdır belki şimdiye kadar ama “Araplar pistir” önyargısını nesilden nesile aktarmada başarılıyızdır.

Touraine de göçmenlerin uyum sorununa iki şekilde yaklaşır. Göçmenlerin asimilasyonu veya göçmen nüfusun ev sahibi nüfustan ayrı yaşamasını sağlamak. İkisinin de çok kültürlü toplum inşası için pek uygulanabilir olmadığını ifade eder. Ya göçmenden tümüyle değişmesi beklenir, göçmenin dilini konuşması yasaklanır/hoş karşılanmaz, dinini yaşaması kısıtlanır vs. bu uygulamalar ırkçılığın önünü açar aslında ve nefreti artıracağı bir gerçektir. İkinci çözüm ise; göçmen kendi gibi diğer göçmenlerle ortak bir yaşam kurar. Göçmen mahalleleri oluşturur ve böylelikle ev sahibi ülke vatandaşlarıyla karşılaşması en aza indirilmiş olur. Almanya’da oluşturulan Türk mahalleleri, Amerika’daki Çin mahalleleri buna örnek gösterilebilir. Bu iki yolda da çok kültürlü ve sağlıklı bir toplum yapısına ulaşmak imkânsıza yakındır.

Entegrasyon düşüncesi ise çok kültürlü toplum yapısını oluşturmada şimdilik en başarılı yoldur.  Yumuşak bir uyumu ifade eder. Kelime yapısı itibariyle olumludur. Entegrasyon ile ev sahibi ülke ve göçmen beraber bir kimlik oluşturur. Göçmen değerlerinden vazgeçmiş değildir. Böylece toplum içinde göçmenin sosyal içerilmesi sağlanmıştır. Sosyal içerilme ise göçmen sorununun çok yönlü ele alınmasını gerektirir. Sosyal içerilmeyi ekonomiden bağımsız açıklamak çok mümkün değildir elbette. Birinin sosyal içerilmesi öncelikle onun işbgücü piyasası içerisinde niteliklerine uygun yer edinebilmesi ile çok yakından ilişkilidir. Bu sebeple entegrasyon kaçınılmazdır. Ev sahibi ülkenin dilini bilmeyen bir göçmen niteliklerini tam olarak kullanamaz. Akıllı bir entegrasyon politikası ve entegrasyona açık olan göçmen için sosyal içerilme çok daha kolay olacaktır. İşte o zaman aynı mahallede yaşayabilen, aynı iş yerinde çalışabilen birbirinden faydalanan, farklılıklarla beslenen bir toplum yapısı kurulabilir.

 

Kaynaklar

Birinci Gemici, N. (2016). Çalışma Hayatında Dezavantajlı Bir Grup: Göçmenler, İş ve Hayat Dergisi, Cilt:2, Sayı:4

Dipboye, R. Ve Colella, A. (2005), Discrimination At Work, Lawrence Erlbaum Associates London

Touraine, A. (2000) (Çeviren: Olcay Kunal) Eşitliklerimiz Ve Farklılıklarımızla Birlikte Yaşayabilecek Miyiz,Yapı Kredi Yayınları