İslamofobik vakaların son yıllarda hızlı biçimde bir çok Avrupa ülkesinde yayıldığı gözleniyor. Açıkçası, gündemi düzenli takip eden biri için bu tespite varmak o kadar da zor değil. Zira her gün farklı bir ülkeden farklı bir şekilde İslam karşıtı vaka gündeme taşınıyor.  

Ancak İslamofobi kavramının birden fazla boyutunun olduğunu da gözden kaçırmamak gerek. Madalyonun bir yüzü saldırılar ise diğer yüzü de bu vakalara siyaset ve hukukun tepkileri olmalı. Bu açıdan, İslam karşıtı saldırıların ardından verilen tepkileri iyi incelemek gerekiyor.

 

Pegida’nın Enschede Eylemleri

“Enschede Vakası” bunun yerinde bir örneği; kısaca hatırlayalım: Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Vatansever Avrupalılar (PEGIDA) hareketi üyeleri “10 Mart’ta  Enschede kentinde bir cami inşaatına 23 haç dikerek bunu sosyal medyada ‘İslam’a Hayır, Sadece Özgürlük’ etiketiyle paylaştı. Haçların üzerine Londra, Barselona, Paris ve Brüksel’deki terör saldırılarında hayatını kaybedenlerin isimleri yazan saldırganlar, olayın videosunu paylaşırken “İslam, nefret ve terör anlamına geliyor. Onun için bugün Enschede kentinde nefret evi inşa edilecek arsada eylem gerçekleştirdik. Bunu engellemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız.” ifadelerini not düştü. Zannediyorum buraya kadar çok şaşırtıcı bir şeyle karşılaşmadınız. Evet, hadise gayet rahatsız edici. Lakin Pegida söz konusu olduğunda bu ve benzeri iğrenç saldırıların söz konusu olması o kadar da ilginç gelmiyor. Burada dikkat çekmek istediğim husus Pegida’nın çirkin saldırısından ziyade buna hukuk nezdinde verilen tepki olacak.

“İslamofobi Yalnızca Müslümanların Sorunu Değil”

 

“Şoke Edici Fakat…”

Haberden devam edelim: “Hollanda Kamu Savcılığından (Openbaar Ministerie) yayımlanan basın bildirisinde, olayın ‘şoke edici’ olduğu ancak yargılamaya sebep oluşturacak bir durum yaşanmadığı belirtildi. Açıklamada, Pegida üyelerinin söz konusu olayda ‘herhangi bir gruba karşı suçlayıcı veya ayrımcı bir ifadeye yer vermemeleri’ sebebiyle kişiler hakkında dava açılmayacağı kaydedildi. Savcılık saldırganların ‘Müslümanları değil İslam’ı hedef aldığını’, bu haliyle olayın ‘bir suç unsuru taşımadığını’ açıkladı.”

Avrupa Aşırı Sağının Can Simidi: İslamofobizm

 

En az Pegida eylemi kadar tedirginlik verici olan şey, savcılığın bir vaka hakkında hukuki işlem başlatması için “Müslümanların hedef alınması” şartını araması değil mi? Caminize molotof atılabilir, bahçesine haç dikilebilir, duvarlara tehdit mesajları yazılabilir; üstelik tüm bunlar kayda alınıp hiç çekinmeden internetten paylaşılabilir. Fakat “Müslümanlar hedef alınmadığı” için herhangi bir cezai yaptırımla karşılaşmazsınız. Peki ama Müslümanların ibadethanelerinin hedef alınması Müslümanların da hedef alınması anlamına gelmiyor mu? Bunun için illa insanların yaralanması veya öldürülmesi şartı aranıyorsa hukuki bir facia ile karşı karşıyayız demektir. Avrupa’da İslam karşıtlığının hızla arttığı ve şiddet araçlarına daha sık başvurduğu bir dönemde “hukuki cevabın” bu denli zayıf olması düşündürücü.

 

Yetkililere Haber Vermeden Camiye Saldırmak (!)

Kamu Savcılığının basın bildirisinde dikkat çeken bir diğer nokta yine Pegida’nın 12 Kasım’da gerçekleştirdiği bir saldırıya ilişkin. 12 Kasım 2017’de gerçekleşen ve Perspektif’te de yer alan habere göre cami arsasına domuz kanı sürülmüş bir çarmıh yerleştirilmişti. Bu olay o dönemde büyük tepki çekmiş, şehrin belediye başkanı saldırganları ABD’de siyahilere karşı ırkçı saldırılarıyla bilinen gizli örgüt Ku Klux Klan’a benzetmişti. Hollanda’da Hukukun Korunmasından Sorumlu Bakan Sander Dekker ise yaptığı açıklamada, saldırıyı “iğrenç”, “mide bulandırıcı” ve “gereksiz rencide edici” bulduğunu, Pegida üyelerine karşı soruşturma açıldığını ve savcılık tarafından suçlu bulunmaları durumunda gereken yaptırımların uygulanacağını aktarmıştı. “Gereken yaptırımlar”ın ne olduğunu, savcılığın son bildirisinde görüyoruz. Olayın faili Edwin Wagensveld’e 750 euro ceza verildiği kaydediliyor. Fakat küçük bir problem var. Wagensweld’in cezasının sebebi nefret suçu değil, “yetkililerden izinsiz gösteri yapmak”. Başta kötü bir şaka gibi gelse de gerçek bu. “Yetkililere haber vermeden bir cami arsasına domuz kanı sürülmüş haç yerleştirdiği için” saldırgan 750 euro tutarında bir ceza ödemeye mahkum ediliyor. Ne yazık ki hukuk garabeti bununla da bitmiyor. Savcılık, “haça sürülen kanın domuz kanı olmadığını” belirtiyor ve ekliyor:“insanlar hedef alınmadı.”

 

Ceza Vermek İçin Birilerinin Ölmesi Şart mı?

Söz konusu Enschede kenti olunca hukukçuların iki kez dikkat etmesi gerekiyor. Zira 28 Şubat 2016’da aynı kentte içerisinde 30 kadar Müslümanın bulunduğu sırada camiye molotof kokteyli atılmıştı. Cemaatin güçlükle söndürebildiği yangında can kaybı yaşanmamış fakat olay Müslüman toplumunda infiale sebep olmuştu. Olaya ilişkin yakalanan beş kişi, “terörist saldırı” iddiasıyla yargılanmış, Kasım 2016’da dört kişi dörder yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.  Bu olayda Kamu Savcılığı, “insanların hedef alınması” suçlamasıyla hapis cezası talep etmiş ve bu talep mahkeme tarafından ayniyle karşılık bulmuştu.

Bu davada ceza verilirken yukarıda sözünü ettiğim olayda cezaya gerek görülmemesi soru işaretlerini beraberinde getiriyor. Zira hukukta cezai yaptırımın oluşması için illa can kaybı yaşanması şartı aranmamalı. Eğer Hollanda’da hukukçuların “caydırıcılık” gibi bir önceliği bulunuyorsa, bugün camiye tehdit mesajı yollayanların başka bir gün camideki insanların canına kastetmesini engellemek için bazı yaptırımlara başvurması gerekiyor.  Gerçekten bir saldırının nefret suçu, ırkçılık, İslamofobi veya antisemitizm bağlamında ele alınarak sert cezai tedbirlere tabi olması için “insanların direkt hedef alınması” şartı bulunuyorsa büyük bir problemle karşı karşıyayız demektir.

Hollanda’da “Hollandasızlar”a Yer Yok mu?

 

İslamofobi Tehdidine Acil Önlem Gerekiyor

Fiziki saldırılar ve siyasi söylemlerde İslamofobik yaklaşımların bu denli yaygınlaştığı bir dönemde, hukuki mücadelenin etkin yürütülebilmesi adına Avrupa’da Müslüman toplumlarına büyük görev düşüyor. İslamofobinin hukuki tanımının gözden geçirilmesi ve bir an önce bu alanda reformların devreye sokulması elzem görünüyor. Aksi takdirde, çok daha vahim tablolarla karşılaşabiliriz.

 

*Bu içerik ilk kez Perspektif‘te yayımlandı.