Edebiyat bazen merak ettiğiniz toplumu anlamanın imkanını sunar size. Bazen derken toplumlarını çok iyi tanıyan yazarların ellerinden çıkmış metinlerin o toplumu anlamak, öğrenmek ve sezebilmek için çok büyük imkanlar sunabileceğini diyerek ilk cümleyi biraz açmış olalım.

2017 yılından Nobel Edebiyat Ödülü’nü Japon asıllı İngiliz yazar Kazou Ishiguro aldı. Çocukluğunun erken evresinde babasının işi gereği İngiltere’ye göç etmiş ve hala orada yaşıyor Ishiguro. Doğu’unun en ucuyla Batı’nın kalbini mukayese ederek yetişme fırsatı bulmuş. 8 kitabı Türkçe’ye çevrilmiş. Yani aslında Türkiye’de iyi takip edildiği anlamına geliyor.

Ben Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıktan sonra Öksüzlüğümüz ve Uzak Tepeler kitaplarının okudum. Bu yazının merkezine aldığım kitabı ise Değişen Dünyada Bir Sanatçı.

Ishiguro’nun şu ana kadar okuduğum kitaplarında istisnasız karşılaştığım tema 2. Dünya Savaşı. Daha hususi olarak İkinci Dünya Savaşı’nın Pasifik Cephesi. Diğer bir tema ise dedektifler. Belli ki yazar polisiye romanlara çok meraklı bir okur aynı zamanda. Şu ana kadar okuduğum kitaplardan Öksüzlüğümüz romanının baş kahramanı bir dedektifti.

Değişen Dünyada Bir Sanatçı romanının baş kahramanı ise adından da tahmin edilebileceği gibi bir ressam. Ressam Sensei. Kitap İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 1948-49 yılları arasında geçiyor. Sensei, savaştan mağlup ayrılmış Japonya’nın önde gelen isimlerinden biri.

Kitap 2 ayrı konuyu karakterlerin iç çelişkisi olarak okurların önüne koyuyor. Birincisi ülkeyi idealleri, fikirleri ve davalarıyla savaşa sokmuş yaşlı kuşak ile dava bilincine çok fazla sahip olmayacak yaşlardayken savaşa girmiş ve en ağır bedeli ödeyen genç kuşak arasındaki gerginlik.

İkincisi mağlup olmuş ama mağruriyetinden ödün vermek istemeyen yaşlı kuşağın kendi içindeki konuşmaları ve tartışmaları.

İki kuşak arasındaki tartışmalar çok güçlü bir ataerkil kültüre sahip olunan Japon geleneğinin içinden çok kısa diyaloglarla veriliyor. Yaşlı kuşak yapılan her şeyin gerekli olduğunu düşünürken genç kuşak ise kayıplarının hesabını o sert geleneğin verdiği boş alanlardan sormaya çalışıyor.

Yaşlı kuşak için ise anlamakta güçlük çektikleri bir konu daha var. Japonya savaştan çok büyük bir yıkım (iki atom bombası) ve teslimiyet ile çıktıktan çok kısa süre sonra Amerikan Kapitalist kültürünün ülkede yayılmaya başlaması.

Japonya’nın güçlü olması için mücadele veren ressam, torununun mücadele ettikleri düşmanın kültürü olan kovboy olmaya özenmesine uzak bir şakınlık ve çaresizlikle bakabiliyor sadece.

Başta dediğim gibi edebiyat bize merak ettiğimiz bir toplumu, toplumun içindeki çatışmaları, toplumların anlaması zor katmanlarını hissettirebilme kudretiyle çok güçlü bir imkan. Bu imkan bize anlam dünyamızı genişletmeyi, kendimizi başka dünyalarla kıyaslama ve kendimize daha doğru bakabilmeyi sağlıyor. İşte tam bu yüzden farklı geleneklerden gelen yazarların edebiyat metinlerini okuyalım, okutalım.