BMMYK Türkiye Ofisi Uluslararası Koruma Başvurusu Almayacak

BMMYK

BMMYK’nın Türkiye’deki Çalışmaları

1. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da yerinden edilmiş kişilere yardım etmek üzere kurulan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği(BMMYK) dünya genelinde mültecileri korumaya yönelik çalışmalar yapan bir Birleşmiş Milletler(BM) kuruluşudur. Dünya’nın farklı bölgelerinde yaşanan insani krizler 1950 yılında üç yıl görev süresiyle kurulan BMMYK’nın kalıcı hale gelmesine ve BM çatısı altındaki en büyük yapılardan biri olmasına yol açmıştır[1].

1 Eylül 1960 tarihinde Ankara’da faaliyetine başlayan, 1990’lı yıllarla birlikte Türkiye’de göç yönetiminin en önemli aktörlerinden biri olan Türkiye Ofisi BMMYK’nın en büyük operasyonel merkezlerindendir. BMMYK Türkiye Ofisi uluslararası koruma başvuru veya statü sahiplerine yönelik destek ve insani yardım çalışmaları, Türkiye’nin ulusal sığınma sisteminin güçlendirilmesi için kurumsal ve yasal kapasite artırma konusunda destek çalışmaları ve üçüncü ülkelere yerleşmek isteyen uluslararası koruma sahiplerinin yerleştirme işlemlerinin yürütülmesi gibi alanlarda çalışmalarını sürdürmektedir.

 

BMMYKK ve Mülteci Statüsü Belirleme İşlemi

10 Eylül 2018’e kadar BMMYK Türkiye ofisinin faaliyet alanları arasında yer alan uluslararası koruma başvuru sahiplerinin kayıtlarının alınmasına yönelik faaliyetleri BMMYK’yı Türk göç yönetiminde çok önemli bir yerde konumlandırmaktadır.  Uluslararası koruma başvurusu yapan bir kişinin başvurusunun alınması, durumunun değerlendirilmesi, mülakatının yapılması, statü kararının verilmesi ve yerleştirme işleminin yapılması olarak özetlenebilecek mültecilik statüsü belirleme-MSB (Refugee Status Determination-RSD) sürecine dair faaliyetleri BMMYK Türkiye Ofisi’ni diğer uluslararası kurumlardan farklı kılmaktadır. Zira bu uygulama ile BMMYK görevli olduğu alanda koordinasyon, yardım, kapasite geliştirme desteği sunan bir uluslararası örgütten ziyade göç politikası uygulayıcısı kurum gibi çalışmaktadır.

Türkiye’nin göç politikalarının çok boyutlu yapısının bir yansıması olan bu sürecin kendine has dinamikleri vardır. Göç yönetiminde önemli bir dönüm noktası olan 1994 Yönetmeliği öncesinde BMMYK Avrupa dışından gelen ve iltica talebinde bulunanların statülerinin belirlenmesi, yerleştirme işlemlerinin yerine getirilmesi sürecini tek başına yürütmekteydi. 1994 Yönetmeliği ile BMMYK’nın iltica prosedürünü yürütme sürecinde değişikliğe gidilmemekle birlikte statü belirleme süreci sonunda verdiği kararı devlet otoritesine danışması gerektiği belirtildi. Yani statü belirleme sürecini BMMYK tek başına yürümekte, kararı ise devlet otoritesi ile birlikte vermek durumundaydı.

1994 Yönetmeliği ile aynı kişiye uygulanan iki farklı hukuki zemin ortaya çıkmış oldu. Hukuki çoğulluk olarak tanımlanan bu durum iltica başvurusu sahiplerinin muhatap olduğu iki farklı hukuki zeminine işaret etmektedir. Buna göre kamu kurumları tarafından uygulanan ulusal iltica hukukuna dayalı prosedür ile BMMYK tarafından uluslararası iltica hukukuna dayalı olarak uygulanan prosedür hem içerik hem de bireye sundukları haklar açısından farklılıklar içermektedir[2]. Ayrıca BMMYK’ nın Türkiye’deki faaliyetlerinin yasal dayanağı konusundaki muğlaklık da bu iki farklı hukuki zemin arasında gerilimli bir ilişkinin gelişmesine yol açmıştır. BMMYK’nın Türkiye’deki faaliyetlerine zemin teşkil eden “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Arasında Ev Sahibi Ülke Anlaşması” 1 Eylül 2016 tarihinde Ankara’da imzalandığı dikkate alındığında bu boşluk daha net olarak görünür olacaktır.

Türkiye’nin iltica yönetimi için etkin bir mekanizmaya sahip olmamasından kaynaklanan boşluğu doldurmaya çalışan BMMYK aktif olarak yürüttüğü mülteci statüsü belirleme görevi, Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu(YUKK) ile birlikte sadece GİGM’in sorumluluğuna verilmiştir. Avrupa Birliği uyum süreci ve Türkiye’nin göç yapısında meydana gelen değişimlerin tetiklediği bir dizi çalışmanın neticesinde 2013 yılında yasalaşan YUKK uluslararası koruma statüsü belirleme konusunda sadece Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nü yetkili kılmıştır. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü zaten kendi görevi olan bu konudaki idari kapasitesini geliştirmek için “Türkiye’nin Ulusal İltica Karar Mekanizmalarının Güçlendirilmesi Projesi”,  “Türkiye’nin Ulusal İltica Sisteminin Güçlendirilmesi”, “Türkiye’nin İltica Başvurusu Alanında Bölgesel ve Uluslararası Yükümlülüklere Uyumunun Artırılması” gibi projeleri hayata geçirmektedir.

Ayrıca 2016 yılından itibaren BMMYK ve GİGM uluslararası koruma başvuru kayıtlarını ortak kayıt sistemi üzerinden takip etmektedir. Yani BMMYK’ya uluslararası koruma başvurusu yapan bir kişinin bilgileri eş zamanlı olarak GİGM’in kullandığı Göç-Net’in veri tabanına da girmektedir. BMMYK’nın çözüm ortağının ofisinde GİGM uzmanlarının da mesai yaptığı söz konusu ortak kayıt süreci GİGM’in kurumsal kapasitesinin gelişmesini ve uzmanlarının MSB süreci hakkında tecrübe kazanmasını da mümkün kılmıştır.

 

BMMYK’nın İltica Başvurusu Kaydını Durdurması

Bu husus dikkate alındığında görülecektir ki “Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği 10 Eylül 2018 Tarihi İtibariyle Türkiye’de Kayıt Alma İşlemlerini Sonlandıracaktır” başlıklı duyuru[3]  YUKK’un tam anlamıyla uygulanmasına işaret etmektedir. Yani YUKK ile kurulan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün merkez ve taşra teşkilatı ile kurumsallaşması ve MSB işlemini yürütecek kurumsal kapasiteye ulaşmasını takiben BMMYK MSB sürecinin bir parçası olmaktan tamamen çekilmektedir. Bu durum diğer ülke ofisleri ile karşılaştırıldığında dünyadaki en geniş mülteci statü belirleme faaliyetini ve ikinci en kapsamlı yeniden yerleştirme programını icra eden BMMYK Türkiye Ofisi’nin Türk göç yönetimindeki yeri açısından yeni bir döneme işaret etmektedir.

Peki bu durum Türkiye’de uluslararası koruma başvurusu yapan kişiler için ne anlama gelmektedir?

10 Eylül 2018’e kadar uluslararası koruma başvurusu yapmak isteyen kişinin önünde göç idaresi il müdürlüklerine veya BMMYK ofislerine başvurmak olmak üzere iki seçenek bulunmaktaydı. İkili prosedür olarak da adlandırılan bu süreç kapsamında her ne kadar birbirine alternatif iki başvuru mekanizması varmış gibi gözükse de BMMYK kayıt aldığı kişileri sevk ettiği illerde il göç idaresine başvurması gerektiğini belirtmektedir. Yani BMMYK kendi MSB sürecini işletmekle birlikte statü belirleme konusunda nihai söz sahibi GİGM’dir. GİGM BMYKK yetkililerinin verdiği statüyü kabul etmek zorunda olmadığı gibi kendisi tekrar mülakat yapabilme yetkisine sahiptir. Ayrıca yukarıda açıklanan ortak kayıt sistemi de bir kişinin MSB sürecine dair bütün detayların GİGM kontrolüne geçmesini kolaylaştırmıştır.

Uluslararası koruma başvurusu yapan bir bireyin geçtiği aşamaları kabaca özetleyen, Biner’in çalışmasından uyarlanan, aşağıdaki görselde bu süreci net bir şekilde görülmektedir[4].

bmmyk

Görselden de anlaşılacağı üzere yeni dönemde tabloda siyah çizgiler içinde gösterilen mekanizma artık işlemiyor olacaktır Hâlihazırda BMMYK’ya başvurmuş olan kişilerin statü belirleme işlemlerini de GİGM yetkilileri yapacaklardır.

BMMYK yaptığı açıklamada iltica başvurusunda bulunanlar şu hizmetleri sunacağını açıklamıştır:

  • BMMYK ve ortakları, Türkiye’deki uluslararası koruma başvuru ve statü sahiplerine danışmanlık da dâhil olmak üzere koruma hizmetleri vermeye devam edecektir. Korumaya veya danışmanlığa BMMYK’ya ve uygulama ortaklarına müracaat edebilirler.
  • BMMYK, uluslararası koruma başvuru sahiplerine ve başvuru sahiplerinin rızası dâhilinde uluslararası koruma başvurularıyla ilgili bilgilere erişimi devam edecektir.
  • Ayrıca GİGM tarafından şartlı mülteci statüsü verilenlerin üçüncü ülkeye yerleştirilmesi süreci de BMMYK tarafından yürütülecektir.

 

Sonuç

BMMYK’nın “Türkiye’de uluslararası koruma başvurusunda bulunmak isteyen yabancıların kayıtlarını almayı sonlandıracağına” dair açıklaması YUKK’un gereği ve yıllardır hazırlıkları yapılan bir sürecin neticesi olmakla birlikte önemli bir değişime işaret etmektedir. Bu değişim Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün uluslararası koruma başvuru ve karar sürecinin tek politika uygulayıcısı oluşunun tescilidir.

Ayrıca yaşanan değişim sürecinde uluslararası koruma başvurularına dair bürokratik süreçlerin hak temelli bir şekilde ilerlemesi ve başvuru sahipleri açısından herhangi bir mağduriyet oluşmaması için üzerinde durulması gereken noktalar vardır:

  • Mülteci statü belirleme işlemi karmaşık, kompleks ve hassas değerlendirmeler neticesinde gerçekleştirilmektedir. İllerdeki GİGM personelinin zaten yıllardan beri bu konularda faaliyet gösterdiği ve eğitimler aldığı bilinmekle birlikte MSB sürecinin tek muhatabının GİGM il müdürlükleri olması GİGM taşra teşkilatına ciddi bir iş yükü getirecektir. Bu bağlamda Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün insan kaynağının nitelik ve nicelik olarak artırılmasına ihtiyaç duyulabilir. [5]
  • Statü belirleme sürecinde insan haklarına dayalı bir rejimin uygulanması konusunda kamu görevlilerine ve sivil toplum kuruluşlarına önemli sorumluluklar düşmektedir. Sivil toplum kuruluşları başvuru sahiplerine hukuki destek sağlamak, kamu kurumları nezdinde savunuculuk yapmak gibi faaliyetlerle hak temelli bir göç yönetiminin tesisi ve uygulanmasına katkı sağlayabilir.

 

Kaynaklar

[1] UNHCR Tarihçesi hakkındaki dönüm noktaları için: http://www.unhcr.org/tr/unhcrnin-tarihcesi

[2] Özge Biner, Türkiyede Mültecilik, İstanbul Bilgi Üniveristesi Yay.,2013,s. 98

[3] http://help.unhcr.org/turkey/tr/information-for-non-syrians/reception-registration-and-rsd-with-unhcr/

[4] Özge Biner, Türkiyede Mültecilik, İstanbul Bilgi Üniveristesi Yay.,2013,s. 95

[5] Bu ihtiyacı göz önünde bulunduran GİGM İstanbul ve Ankara’da kurulacak karar merkezleri ile etkin bir MSB süreci geliştirmeye çalışmaktadır. Karar Merkezleri konusunda ayrıntılı bilgi için bkz: Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2017 Faaliyet Raporu, s.76, http://www.goc.gov.tr/files/files/Goc_%20idaresi_2017_.pdf