Ayselin Yıldız: “Türkiye’nin İnsani Yaklaşımı Dünya İçin Örnek”

Ayselin Yıldız

Yaşar Üniversitesi UNESCO Kürsüsü, göç alanında dikkate değer çalışmalara imza atan bir kurum. Kürsü, uluslararası projelerin yanı sıra oldukça değerli yayınlara da imkan sağlıyor. Dr. Ayselin Yıldız ile hem kürsünün çalışmaları hem de “göç meselesi” üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Kişisel bir soru ile başlamak istiyorum. Ayselin Yıldız’ı yüksek lisans ve doktora tezinde göç çalışmaya teşvik eden etkenler nelerdir?

Aslında lisans eğitimimden bu yana göç çalışıyorum. Lisans eğitimim sırasında ilgim hep göç üzerine olduğu için stajımı Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nde yapmıştım. Göç alanında birçok gönüllü faaliyete katılıyordum. Lisans eğitimim devam ederken yarı-zamanlı Turkish Daily News gazetesinde çalışıyordum ve şimdi geriye dönüp baktığımda o dönemde yazdığım haberler de göçe yönelik olmuş.

Göçe ilgim biraz da insani ve insan odaklı konulara ilgimden, yaşamını sürdürebilmek için yardıma ihtiyacı olan insanlara el uzatabilmek ve bu konudaki hassasiyetlerimden kaynaklanıyor.

Bir diğer neden de aslında ben alıştığım yerden başka bir yerde yaşamak zorunda kalmaktan imtina eden biriyim. Mülteci demiyorum, bir başka ülkede göçmen olmak dahi beni endişelendirir. Ülkemde yaşamayı çok seviyorum, farklı bir yerde uzun süre göçmen olarak yaşamak mecbur kalmadıkça çok tercih edeceğim bir şey değil. Bugüne kadarki geçici deneyimlerimde genellikle eğitim ve kariyer gelişimine yönelik nedenlerden kaynaklandı.

 

Türkiye’nin ilk ve tek UNESCO Göç Kürsüsü Yaşar Üniversite’sinde kuruldu. Kürsünün kuruluş amacı nedir? Çalışmaları hakkında bilgi verebilir misiniz?

Göç her ne kadar özellikle 2015 ve sonrası medyada çokça duyduğumuz bir konu olsa da, Türkiye’nin her zaman önemli konularından biriydi ve gelecekte de önemini yitirmeyecek. UNESCO Göç Kürsüsü’nün amacı Birleşmiş Milletlerin sürdürülebilir kalkınma hedefleri kapsamında göç konusunu bu hedeflerler ile ilişkilendirerek akademik çalışmalar yürütülmek ve alanda yeni araştırmaların desteklenmesi. Çalışmalarımız özellikle iki ana alanda yoğunlaşıyor: istihdam ve eğitim.

Ayselin Yıldız
Yıldız: “Göç alanındaki ilk UNESCO kürsüsü üniversitemiz girişimi ile kuruldu.” (Foto: M.A)

Özellikle Türkiye’de bulunan göçmen ve mültecilerin eğitim ve istihdama katılımları konularında akademik çalışmalar, yayınlar ve projeler yürütüyoruz. Uluslararası, ulusal ve özellikle yerel kuruluşla İzmir’de ortak çalışmalar yürütüyoruz. Göç disiplinlerarası bir konu ve doğası gereği çok farklı kurumların bir arada çalışmasını gerektiriyor. UNESCO Göç Kürsüsü altında kurduğumuz işbirliği platformu buna imkân sağlıyor. Farklı kurumları bir araya getirme kültürünü başarabildiğimiz için bu platformu çok önemsiyorum. Henüz çok yeni, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Sosyal Dönüşüm Yönetimi (MOST) ve Göç İhtisas Komitesi üyeliği görevime başladım. MOST, UNESCO’nun sosyal bilim araştırmalarını destekleyen ve teşvik eden tek programı. Dolayısı ile göç alanında kürsü faaliyetlerimizi MOST Programı aracılığı ile UNESCO’nun genel hedeflerinin belirlenmesi çerçevesine de taşıyabileceğiz.

 

UNESCO Göç Kürsüsü olarak ne gibi yayınlar çıkarıyorsunuz? Yayınlara erişim nasıl sağlanıyor?

UNESCO Göç Kürsüsü Politika Önerileri Serisi adlı yeni bir çalışmamız var.  Senede en az üç kere İngilizce olarak düzenli yayınlanan bir seri. Henüz yeni bir seri olmasına rağmen çok kaliteli güzel çalışmaların olduğu başvurular aldık. Politika önerileri serisi, alanda çalışan kişilere özellikle politika yapıcılara, yürütücülere ve uzmanlara rehber olabilecek çalışmalar içeriyor. Sadece Türkiye’den değil farklı ülkelerden örnekler de ele alınıyor. İnternet sayfamızda politika önerileri serimiz erişime açık. Katkı sağlamak isteyen herkes bizimle iletişime geçebilir. Özellikle göçün belli alanlarında uzmanlaşmış kişilerin çalışmalarını değerlendirmek isteriz.

Ayrıca UNESCO kürsüsü araştırmacıları ile birlikte çalıştığımız, üzerinde çalıştığımız yayınlar var. Bunların hepsine internet sayfamızdan erişim mümkün.

 

IOM işbirliğinde hazırladığınız “Göçmen Kaçakçılığı Algısı ve Göçmenlerin Karar Süreçleri Raporu” için İzmir’deki mültecilerle röportajlar yaptınız. Bu süreçte unutamadığınız bir anınız var mı?

Açıkçası göçmen kaçakçılığı hakkında alandan çok şey öğrendim. Türkiye’de göçmen kaçakçılığı nispeten az çalışılan bir alan. Aslında Ege kıyılarının bu bağlamda kendine özgü dinamikleri var. Birçok kişi göçmenin kaçakçıları ile anlaşarak buradan çıkış yapıyor. O yüzden bu çalışma her ne kadar elliye yakın göçmen ve sığınmacı ile görüşmeyi içeren temsili bir alan çalışması olsa da alanda olup biten ile ilgili önemli bulgular sunduğunu düşünüyorum. 18 Mart AB-Türkiye Mutabakatı, Türkiye’den deniz yoluyla Yunan adalarına düzensiz göç akışını önemli ölçüde durdurmuş ve sayıların düşmesine neden olmuş şeklinde yorumlansa da bu rapor Mutabakatın göçmen kaçakçılığı üzerine nasıl etkileri olduğuna yönelik bir takım önemli mesajlar da veriyor.

Bir gün çok yorulmuştum, bir kahvehaneye oturdum. Meğerse o kahvehane tüm göçmenlerin kaçakçılarla anlaştığı yerlerden biriymiş. Ben orada spor çantamla oturunca beni yola çıkmaya hazır bir göçmen zannettiler. Birkaç  kişi gelip “Biz sana yardımcı olalım, şu kadara adaya geçebilirsin” gibi şeyler söyledi. Orada kendimi olayın çok içinde, bir parçası gibi hissettim. Göçmen olmadığımı, saha çalışması yapan bir araştırmacı olduğumu söylediğim de ise hemen yanımdan uzaklaştılar.

Bir de şöyle bir deneyimim oldu. Görüşme yaptığım birkaç otel çalışanı bilmeyerek göçmen kaçakçılığı süreçlerine dahil olmuşlardı ancak yaptıkları işin yasal olmadığının farkında değillerdi. Bir otel çalışanına “Göçmenler buraya nasıl geliyor? Kaçakçıların getirdiği kişiler burada ne kadar kalıyorlar?” gibi sorular sorduğumda, kaçakçı değil de sanki bir turizm şirketi ile  çalışıyormuş gibi “Biz sadece X kişi ile çalışırız kesinlikle yanlış ve hata yapmaz, yasal olmayan hiçbir şey yapmaz, onun getirdiği kişiler otelimizde kalabilir çünkü o herkesin bir şekilde pasaportunu getirir” gibi yanıtlarla karşılaştım. Bana bazı kaçakçıların çok iyi bazılarının ise kötü olduğunu anlattıklarında, “kötü kaçakçı”ları yasadışı iş yapan, suçlu, parayı alıp kaçan; “iyi kaçakçı”ların ise aldıkları para karşılığında kişileri yurt dışına çıkarabilen temiz ve düzgün çalışan insanlar olarak tanımladıklarını gördüm. Dolayısı ile kaçakçıların hepsi suçlu, kaçakçılık ise suç olarak algılanmıyor. Bu çalışmanın raporuna da internet sayfamızdan ulaşılabilir.

 

Online Türkçe sistemi ile yabancılara A1 seviyesinde Türkçe eğitimi sağlıyorsunuz. Ne gibi dönüşler aldınız, şu ana kadar kaç kişiye ulaştınız?

Yaşar Üniversitesi Açık ve Uzaktan Eğitim Merkezi çevrim içi Türkçe dersleri çalışmasını bir TÜBİTAK projesi kapsamında geliştirdi. Çok ilgi gördü, yabancıların günlük yaşamda ihtiyaç duydukları temel Türkçe kullanımlarına yönelik bilgiler ve kısa videolar içeriyor. Teorik bilgilerden öte, uygulama ağırlıklı, dil kullanımını kolaylaştıran bir içerikte hazırlandı. Bizim gözlemlediğimiz aslında özellikle Suriyeli mültecilerin önemli bir kısmı A1 temel düzeyini Türkiye’de çoktan tamamladılar. B1, B2, C1,C2 düzeyinde kurslara ve sertifikalandırmaya ihtiyaç var. Buna yönelik çalışmak ve içerik geliştirmek istiyoruz.

 

Yaşar Üniversitesi olarak göç alanında akademik eğitim almak isteyenleri destekliyor musunuz?

Elbette. UNESCO Kürsüsü faaliyetlerinin bir parçası olarak verdiğim hem lisans hem yüksek lisans düzeyindeki Göç Politikaları derslerimin seminerleri, çalıştayları herkesin katılımına açık. Ders kapsamındaki faaliyetlerimize İzmir’de göç alanında çalışan, konuya ilgi duyan birçok kişi katılıyor.

Yüksek lisans yapmak isteyenler için de göçün disiplinler arası doğasını da düşünerek var olan Uluslararası İlişkiler anabilim dalımız altında göç çalışmak isteyen herkese destek oluyoruz. Göç alanında ayrı bir program açmayı düşünmüyoruz. Yüksek lisans programımızda birtakım burs imkanları da sağlıyoruz. Örneğin bu dönem İzmir İl Göç İdaresi Müdürlüğü ile bir işbirliği protokolü imzaladık. Göç İdaresi çalışanları %50 eğitim bursu uluslararası ilişkiler yüksek lisans programımızda eğitim alabilecek. Göç İdaresi uzmanların çok kıymetli alan deneyimleri var, bu deneyimlerinin akademik bilgi ile desteklenebilmesini çok önemsiyoruz. Türkiye’de alanda çalışan uzmanlarımız oldukça önemli bir deneyim ve tecrübe kazanmış durumda. Yeni kurulmuş bir kurum olmasına rağmen, Göç İdaresi kurumsallaşmasını aynı anda büyük bir göç akınını yöneterek tamamlıyor. Bu aşamada Türkiye’ye özgü edinilen önemli tecrübeler var. Özellikle Ege bölgesinde düzensiz göç alanında görevli olan arkadaşlar göçü yönetmede büyük deneyim kazandılar. Bu deneyimlerin akademik bilgi ile desteklenmesi, yayınlara dönüşmesi, dünya ile paylaşılması ve akademinin de alanda olup bitenden kopmaması gerektiğini düşünüyoruz. İşbirliği protokollerimizi göç alanında uluslararası kuruluşlarda veya derneklerde görev yapan kişilere de genişletmeyi planlıyoruz.

 

Türkiye’deki mültecilerin  bir kısmı da yüksek öğrenim döneminde olan gençlerden oluşuyor. Bu gençlerin eğitimlerine devam edebilmeleri için yürüttüğünüz bir çalışmanız var mı?

Türkiye’deki sığınmacı ve mülteciler arasında ülkesindeki eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış veya belgelerini yanında getiremediği için eğitimini, niteliklerini kanıtlamakta zorlanan kişiler var. Bu konuda YÖK’ün destekleyici ve kişileri yüksek öğrenime kazandırmaya yönelik girişimleri, uygulamaları mevcut. Bu kişilerin üniversiteye erişimlerini kolaylaştırıcı bir yaklaşımı var. Biz de bu alanda niteliklerinin tanınabilmesine destek olmak amacıyla AB HOPES MADAD Programı desteği ile bir proje yürütüyoruz. Dünyadaki diğer örnekleri incelediğimizde özellikle belgesi olmayan kişilerin bazı mülakat teknikleriyle niteliklerini onaylayabileceğimiz ve belgelerini teyitleyebilmeyi sağlayan bir takım yöntemler olduğunu gördük. Norveç Yüksek Öğrenim Kalite Ajansı (NOKUT)’un geliştirdiği “Mülteciler İçin Nitelik Pasaportu Uygulaması”nı Türkiye’de ilk defa 10 Suriyeli öğrenci ile denedik. Oldukça başarılı sonuçlar elde ettik. Niteliklerin tanınmasına yönelik farklı yöntemlerin yer aldığı bir rehber hazırlıyoruz. Şu an proje düzeyinde olduğu için herhangi bir bağlayıcılığı yok. Çalıştığımız uygulamaların Türkiye’deki modelin gelişmesine katkı sağlayabilmesini umuyoruz. Böylece ülkemizdeki özellikle nitelikli veya eğitimlerine ara vermiş olan mülteci gençlerin eğitime tekrar kazandırılmasına yönelik destek olabilmek istiyoruz.

 

Türkiye akademisinde ve sivil toplumunda göç araştırmalarına ilginin yeterli düzeyde olduğunu düşünüyor musunuz? Bu alandaki ilginin artırılması adına neler yapılabilir?

Gençlerin bu alana yönelmesinden, kariyerlerini göç konularında ilerletmelerinden çok mutluyum. Ben bu konuya çalışırken uzman o kadar az kişi vardı ki. Hatta ben göç çalışırken, bana “neden göç çalışıyorsun, göç hiç önemli bir konu değil, farklı konulara yönelsen daha iyi” diyenler vardı. Halbuki göç bu coğrafyanın önemli bir gerçeği, her zaman böyleydi ve hep de böyle olacak. Son dönemlerde özellikle göç alanında Türkiye’de gençlerin bu alana yönelmesi çok önemli bir kazanım. Yüksek lisans ve doktora eğitimlerine devam edebilmelerini tavsiye ediyorum. Uluslararası kuruluşlarda eskiden Türkiye’de bu kadar pozisyon açılmazdı, bu kuruluşlara staja dahi kabul edilebilmek çok zordu. Şimdi ise uluslararası kuruluşlar Türkiye’de birçok nitelikli gence imkan sağlıyor, önemli bir ihtiyaç var. Gençler Türkiye’de kazandıkları önemli insani deneyimi bu kuruluşlarda ilerleyen dönemlerde dünyanın farklı coğrafyalarına da taşıyacaklar.

Göç alanında çalışan arkadaşlara bir diğer tavsiyem ise dil yeteneklerini geliştirmeleri. Özellikle Türkiye’ye menşei ülkelerden gelen göçmenlerin dillerini, bu bölgelerdeki sorunları, sosyo-kültürel ilişkileri iyi bilmek önemli. Ayrıca Türkiye’de yaşayan sığınmacı ve göçmenleri de bu kariyer imkanlarının içine onlara yeni nitelikler kazandırarak dâhil etmeliyiz. Örneğin nitelikli, Pakistan uyruklu bir mezunu eğitimi bittikten sonra Türkiye’de değerlendirebilmeyi düşünmeliyiz.

Göç konusunun üniversiteye gelene kadar aslında eğitimin çok daha erken yıllarında müfredatlarda yer alması gerektiğini düşünüyorum. Göç sadece akademik olarak üniversitelerde ele alınması gereken bir konu değil. Toplumumuzun yaşadığı bir takım gerçekler var. Farklı kültürlerden insanlarla bir arada yaşamak, birliktelik, çeşitlilik, sosyal içerme gibi konuların çok daha erken yaşlarda çocuklara verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Diğer türlü herkes göç ile ilgili konularda ve günlük deneyimlerinde karşılaştığı zorlukları yanlış yöntemlerle çözmeye çalışıyor veya  bir takım boşlukları kendi kafasında doldurarak yorumluyor.

 

Yayınlarınızdan hareketle sormak istiyorum, göçmenlerin gerek eğitim gerek iş hayatına entegrasyonu sağlanması için neler yapılmalıdır? Bu entegrasyon sağlanırken nelere dikkat edilmelidir?

Son zamanlarda Türkiye’de nitelik kazandırma eğitimleri arttı bu önemli. Yalnız Türk toplumunun da bu konuya bakış açısının ihmal edilmemesi gerekir. Diğer türlü toplumda her zaman bir takım tansiyon yükseltici şeyler olabiliyor. Örneğin biz işsizken onlara iş mi sağlayacaksınız, onlar bizim işlerimizi elimizden alacak veya ücretleri düşürüyorlar gibi tepkiler yükselebilir. Bu konularda Türk tarafının da konuya yaklaşımını çok göz ardı etmeden bir takım girişimlerde bulunmamız gerekiyor. Örneğin biz İzmir için bir çalışma yapmıştık, bazı meslek alanları İzmir’de yerel nüfus tarafından da doldurulmuyor, o alanlarda eleman ihtiyacı var. Örneğin tekstilde bir makinenin kullanımına ilişkin eleman bulunamıyor. Nitelik kazandırma eğitimlerine sadece mülteciler değil yerel nüfustan işsiz insanların da dahil edildiği eğitimler çok önemli. Var olan niteliklerin tespiti, tanınması, geliştirilmesi ve sektör ihtiyaç analizlerinin her bir bölge için yapılmasına yerel aktörler (sanayi ve ticaret odaları, meslek odaları, sivil toplum, belediyeler vs.) daha çok dahil edilmeli. Örneğin Suriyeliler İzmir’de ayakkabıcılık sektöründe çok yoğun olarak çalışıyorlar. Biz ayakkabıcılarla görüştüğümüzde bu sektörde iyi ki varlar deniliyor. Tekstil sektöründe gelinlikçilerle görüşmem olmuştu. Elbette sorunlar var, bu sorunlar sadece Suriyelilere ilişkin değil, sektörde hem işverenin hem de Türk vatandaşı işçilerin yaşadıkları önemli sorunlar var. Ancak katkı ne olabilir diye yapıcı bir yaklaşımla, gelecek stratejilerimize yönelik ipuçları yakalamak istiyorsak işverenlerin yeni pazara açılmaları konusunda Suriyelilerin çok katkıları olduğunu ifade ettiklerini görmek gerek. Suriyeliler hem dil hem de eski iş bağlantıları ile Türk yatırımcılarının Ortadoğu pazarına girmelerine yardımcı oluyor. Dolayısı ile sektör analizlerinin iyi yapılması gerekiyor. Yani hangi sektörlerde hangi alanlarda açık var. Bambaşka mesleği ve niteliği olan birini başka bir konuda zorla eğitmek de doğru bir şey değil. Her iki tarafta da ihtiyaç analizlerinin iyi belirlenip, emek piyasasına dâhil edilmeleri bizim kalkınma bakış açımızda göç yönetimimizi çok olumlu destekler.

Diğer türlü göç, özellikle yerel nüfusun algısında bir sosyal, kültürel kazanım ve kalkınma unsuru değil, ekonomik yük ve kültürel tehdit olarak değerlendiriliyor.

Türkiye’de bir takım uluslararası kuruluşlarla, diğer ülkelerle birlikte temel ihtiyaçlar için bir takım mali yardım paketleri uygulanıyor. Bu yardımlardan çok yüksek sayıda kişiler faydalandı. Bu acil yardım paketlerinin, geri ödemesiz yardımların bazı şartları var, kişinin ihtiyaç sahibi olması gerekiyor. İşe girip çalışmaya başladığında bu yardımlara ihtiyacı olmadığını düşünüyor. Böyle olunca kişiler işe girdiklerini beyan etmiyorlar ve ya bazen çalışmayı tercih etmek istemiyorlar. Türkiye bu fonları artık temel yaşam ihtiyaçlarını karşılayıcı acil yardım paketleri şeklinde değil de daha çok insanları eğitmeye ve istihdama kazandırmaya yönelik konularda kullanmaya yönlendirmeli. Suriyeliler 7 senedir Türkiye’de. Bu arada bu sadece Türkiye’nin sorunu da değil bu küresel bir sorun.

Türkiye burada bir yüklenici değil, taşeron değil, Türkiye bu konuda insani yaklaşımını dünyaya, tarihe örnek şekilde sergiledi.

Ancak istediğimiz kadar Suriyeliler kalıcı mı ülkelerine döner mi tartışalım, toplumun bugün ve gelecekte bir parçası olacak bir gruptan söz ediyoruz. Türkiye her zaman göç almaya devam edecek. Onun için biraz daha bu mali işbirliği programlarının içeriklerinin entegrasyona, istihdama, eğitime ve gelecek stratejilerine  yönelik kullanılması önemli. Çocukları eğitiyoruz mesela ama kendi öğretmenlerimizi, velilerimizi, psiko-sosyal destek uzmanlarımızı da farklı kültürlerle çalışma, iletişim, dil, travmatik gruplara yaklaşım gibi konularında daha çok desteklememiz gerekiyor. Diğer türlü konuya yaklaşımımız geçicilik, işin taşeronluğunu yapma ve konuya sadece mültecilere iyi hizmet sağlama boyutunda kalır.

Genel çatı politikalar ile yerel politikaları ilişkilendirebilmemiz lazım. Yerel kendi kendine bir tecrübe kazandı. Çatı politikalarımız ise bazı alanlarda hala belirsiz. Göç konusu Türkiye’nin her yerinde aynı şekilde, aynı sorun ve aynı fırsat alanlarına sahip değil. İzmir’de yaşananlarla Gaziantep’te yaşananlar arasında çok fark var. Gaziantep’te uyguladığınız politikalar burada çok uygun politikalar olmayabilir. O yüzden biraz da yerel aktörlerin örneğin belediyelerin daha çok bu işin içine girmeleri gerektiğini düşünüyorum. Yerele özgü bir takım çalışmalar yapılmalı. Yerel nüfus olarak da çok farklı bakış açıları var. Mesela Urfa’da Suriyelilere bakış açısı ile İzmir’de Suriyelilere bakış açısı farklı olabiliyor. Mardin’den göç almış İzmir’in Kadifekalesi’nin bakış açısı da Alsancak’a göre çok farklı. İstanbul Sultanbeyli’de bir derneğin başarıyla yürüttüğü faaliyetleri İzmir’de aynı başarıda gerçekleştirebilmeniz mümkün olmayabilir.

 

Aslında bir sonraki “Göç konusunda uygulanan politikaların daha etkili sonuçlar doğurması için neler yapılmalıdır?” sorusunun cevabını da biraz aldım.

Yerel aktörlerin sürece yetkileri ve mali yeterlilikleri desteklenerek dahil edilmeleri gerektiğini belirtmiştim. İkincisi Türk halkının göç konusunda çok da kendi halinde bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu ne demek, sadece göçmenleri hedefleyen politikaların yanı sıra Türk toplumunu hedefleyen bir takım politikaların da yapılması gerekiyor. Çünkü eğer toplumun bazı alanlarda sıkıntıları varsa hemen günah keçisi olarak mülteci veya göçmenleri suçlayabilir. Yani işsizliğin yoğun olduğu bir yerde siz Suriyelilere iş kazandırma faaliyeti yaptığınızda bu konuya çok insani yaklaşılmayabiliyor. Ve ya çocukların üniversiteye çok zor girdiği, kendi çocuğunu üniversiteye gönderemeyen bir aile sanki birden yanlış bir algıyla bütün göçmenler sığınmacılar üniversiteye sınavsız giriyormuş sürekli burs alıyormuş gibi şeyleri duyduğunda farklı tepkiler verebiliyor.

Suriyeli Öğrencilere 1200 Lira Burs Verildiği Doğru Mu?

Bu anlamda medyanın rolünü çok önemsiyorum. Medya aslında bugüne kadar yaşanan bir takım huzursuzlukları abartmadı, mültecilere özel durumlarmış gibi etiketlemedi, bunu da takdir ediyorum. Maalesef dünyada bu örnekler çok yaygın. Bir arada yaşama kültürüne yönelik medyanın desteğine örnekler var. Bunun medyada hatta dizi ve filmlerde devam etmesi, bir takım olumlu mesajların işlenmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir diğer önemli konu ise şu, göç alanında çalışan uzmanların, gençlerin deneyimlerini paylaşmak ve ayrıca geliştirmek için daha çok yurt dışına gönderilmesini ve dillerini geliştirmelerini umuyorum. Türkiye’de kazanılan deneyim çok kıymetli. Bu deneyimlerin de anlatılması, paylaşılması lazım. Buraya birçok heyet geliyor, burada yapılan işleri görmek istiyorlar. Uzmanlarımız dil konusunda yetersiz kalıyor. Artı dünyadaki diğer uygulamaları yeterince bilmedikleri için buradaki deneyimi çok da iyi ifade edemeyebiliyorlar. Bu bilgi ve deneyim paylaşımın desteklenmesini önemsiyorum. Göç İdaresi, Jandarma, Sahil Güvenlik, Milli Eğitim Bakanlığı, İŞKUR ve derneklerin çalışanlarının belli sürelerde yurt dışı deneyimlerinin olmasını tavsiye ediyorum. Fonlar bunun için de kullanılabilir. Bir grup yönetici değil, gençler uzmanlarımız başka ülkelerdeki kampları, geri gönderme merkezlerini daha çok gidip görmeli. Bu uzmanların eğitimlerine, yüksek lisans yapabilmelerine kurumların destek olması gerektiğini düşünüyorum.

 

Bosphorus Migration Studies’in çalışmalarını takip ediyor musunuz? Son olarak, varsa bize yönelik eleştiri ve önerilerinizi dinlemek isteriz.     

Beğenerek takip ediyorum, çok da takdir ediyorum. Kısa bir sürede, doğru adımlarla ilerleyerek görünürlüğünü de arttığını düşünüyorum. Önemli bir eksikliği doldurduğunu düşünüyorum, şöyle ki göç konusu maalesef 2015 sonrası gündeme daha çok gelince önem kazandı. Dolayısıyla bu konuda derli toplu, özellikle akademik çalışmaları yakından takip eden araştırmacılarla paylaşan etkin platformların sayısı çok sınırlı. Bu bağlamda BMS’nin çalışmalarını önemsiyorum.

 

Yıldız: “BMS, özellikle alan çalışmalarını ve yeni çıkan yayınları bizlerin ortak bir platformdan takip edebilmesine imkân verdiği için önemli.” (Foto: M.A)

 UNESCO göç kürsüsü gibi platformlar daha akademik kalabiliyor ama sizin yaptığınız oluşum herkesin anlayabileceği, faydalanabileceği bir imkân sağlıyor. Buna çok ihtiyacımız var, başarı ile sürdürebilmenizi diliyorum. Objektifliğinizi yitirmediğiniz, bilimsel olmaktan uzaklaşmadığınız, paylaşımlarınızda vicdanınızı ve ahlaki ilkelerinizi koruduğunuz müddetçe farklı kuruluşlarla da iş birliği yaparak çalışmalarınızı başarıyla ilerletebileceğinizi düşünüyorum.

Son olarak, bu keyifli sohbet ve özverili çalışmalarınız için size ve tüm ekip arkadaşlarınıza teşekkür ederim.