Avrupa Parlamentosu’ndan Kritik Türkiye Kararı

Avrupa Parlamentosu

Avrupa Parlamentosu’ndan, Türkiye ile AB arasındaki katılım müzakerelerinin askıya alınmasını öngören karar, genel oturumda kabul edildi. Önerilen bu rapor 109’a karşı 370 oyla kabul edildi.

Bu karara gerekçe olarak, Türkiye’de insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti alanlarında ‘’gerileme’’ kaydedilmesi ve son anayasa değişikliğinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi gerekçe olarak gösterildi. Türkiye-AB ilişkilerinin yeniden tanımlanması gerektiğine vurgu yapıldı.

Müzakerelerinin başladığı 2005 yılından bu yana, AP ilk defa birçok konudaki düşüncelerini somut olarak dile getirdi. Bütün gerekçelerine, Türkiye’nin insan haklarına, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye saygı duymamasından kaynaklandığını ekledi. Özellikle Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (Rum Kesimi) resmen tanınmasını ve egemenlik haklarına saygı duyulmasını ve Türkiye’de görevleri sırasında, yaptıkları konuşmalardan dolayı hapiste olanların serbest bırakılmasını istedi. Ayrıca Ayasofya’nın camiye dönüştürülmesine de karşı olduklarını belirtti. Türkiye’deki demokratlar ile dayanışma içinde olacaklarını ve ileride iyi bir Türkiye göreceklerini ümit ettiklerini söyledi.

Bu duruma Türkiye’den çok sert tepkiler yağdı. Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, raporu ‘’Bizim için yok hükmündedir.’’ şeklinde yorumladı ve bu durumu AB’nin vizyon daralması olarak belirti. AB’nin Türkiye ile müzakerelerin durdurulması çağrılarına, AB liderlerinden de bazı açıklamalar geldi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye’nin AB üyesi olacağını hiçbir zaman düşünmediğini ve bu nedenle müzakerenin durdurulması için diğer liderler ile temasa geçeceğini söyledi. Son yıllarda artan göç sorununa dikkat çeken Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise, başta göç sıkıntısı ve terör tehdidi olmak üzere, karşıya karşıya kaldıkları birçok krizde Türkiye’yi hayati ortakları olarak gördüğünden, Türkiye ile ilişkilerin kopmasına karşı olduğunu ifade etti.

AB ile Türkiye arasında 2005 yılında başlayan katılım müzakerelerinde şu ana kadar, 35 başlığın yalnıza 16’sı açılmış olup AB, aralık ayındaki toplantısından sonra yeni bir başlık açmama kararı aldı. Bu durumun arkasında, özellikle Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal sonucunda, kamuda yapılan ihraçlar ve birçok gazetecinin tutuklanması gibi uygulamalar yatmaktadır. Çünkü, AB kurallarının temelini oluşturan demokratik değerlerin ihlal edilmesi birçok Avrupa Birliği ülkesini endişelendirdi.

Ancak, AP’nin müzakereleri askıya alınması çağrısında bulunması, bunun yerine getirileceği anlamına gelmiyor. Çünkü bağlayıcılığı olmayan bu rapor tavsiye niteliği taşıyor. Son sözü üye devletleri temsil eden Avrupa Birliği Konseyi verecektir. Konsey, siyasi ve ekonomik çıkarları nedeniyle, daha öncede gündeme getirilen bu konuya yönelik herhangi bir adım atmamıştır. Konuyu gündeme getirdiği takdirde oybirliği ile müzakerelerin askıya alınması mümkündür. Ancak birçok AB ülkesi, Türkiye ile ilişkilerin askıya alınması taraftarı gibi gözükmüyor.

AB şu an için Brexit ve AP seçimlerine odaklanmış olduğundan, AB Konseyi’nin müzakereleri askıya alma durumunu gündeme getirmesi beklenmiyor. Çünkü Türkiye ile yapılan sığınmacı anlaşmasından olumlu sonuç alınmış olup, AB Komisyonu’nun İnsani yardımlardan sorumlu üyesi Christos Stylianides, Türkiye’nin Suriyeli 4 milyon sığınmacıya yönelik tutumundan memnun olduklarını dile getirmişti. 14 Mart 2019’da gerçekleşen konferansta, Türkiye’nin Suriyeli mültecilere koruma ve sağlık, eğitim, iş gücü piyasası, sosyal ve belediye hizmetleri gibi ulusal hizmetlere erişim sağlama konusundaki çabaları takdir edilmiştir. Konferans Türkiye’nin göstermekte olduğu muazzam çabayı desteklemek amacıyla uluslararası ve Avrupa ülkelerinin desteğinin seferber edilmesine yardımcı olmuştur. Ancak konferansta, Türkiye-AB ilişkilerinin sadece Suriyeli mülteciler üzerine olmadığı da ifade edilmiştir. AB Yüksek temsilcisi/Başkan Yardımcısı Federica Mogherini 15 Mart 2019’da Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı ortak basın toplantısında, ırkçılık ve islamofobi üzerine bazı açıklamalarda bulunmuştur. Bu sorunun ortak bir sorumluluk ve görev olduğunu, toplumda çeşitliliğin sağlanması, korunması, teşvik edilmesi ve toplumda hiçbir kişiye nefret söylemi veya nefret içeren fiiler gerçekleştirilmemesi ortak Avrupa Birliği yaklaşımı olduğunu ifade etmiştir.

 

(Büşra Durusoy & Dilek Gürgün)