Brüksel merkezli bağımsız araştırma kuruluşu Avrupa Göç Politikaları Enstitüsü (Migration Policy Institute Europe) ve Robert Bosch Stiftung tarafından 2018 yılı Şubat ayında yayımlanan “2.0 Yeni Nesil Eğitimin Anaakımlaştırılması: Avrupa Eğitim Sistemi Göçmenlerin Kaynaştırılmasına Nasıl Destek Sağlayabilir? (Mainstreaming 2.0 How Europe’s Education Systems Can Boost Migrant Inclusion)” adlı rapor Avrupa’daki göçmenlerin eğitimi ile ilgili önemli bilgiler veriyor

Göçmenleri kapsayan bir eğitim sistemi

Rapor, göçmen ve ya ailesi göçmen kökenli olan çocukların Avrupa eğitim sisteminde yaşadıkları eşitsizliklerden yola çıkılarak Aliyyah Ahad ve Meghan Benton tarafından kaleme alınmış. Raporda, kökten yenilenmiş bir eğitim sistemine duyulan ihtiyaç; “2.0” bilgisayar terimiyle teknolojik, çoğulcu ve interaktif olarak güncellenmiş bir yeni nesil eğitim sistemine geçişe gönderme yapılarak ifade ediliyor. Raporun temel amacı, Avrupa’nın göçmenleri içine alan bir eğitim sistemi yaratma konusunda karar alıcı mekanizmalara rehberlik etmek ve bir yol haritası oluşturmak.

2011 yılında Suriye’den başlayan göç akımı, zaten var olan göçmen öğrencilerin eğitim sistemindeki yerinin daha da önemli bir sorun olarak incelenmesi gerekliliğini doğurmuştur. Güncel Avrupa eğitim tartışmalarındaki en büyük sorun göçmenlerin entegre edilmesi olarak görülüyor. Çünkü 2020 yılına kadar Avrupa’daki 15 yaş altı nüfusun yaklaşık yüzde 25’ini göçmenlerin oluşturması bekleniyor ve nüfusun bu kadar büyük bir bölümünün eğitimde dezavantajlı olması, nitelikli iş gücü kaybı, sosyal kutuplaşma, radikalleşme ve toplumsal güvenlik problemleri gibi ciddi riskler barındırıyor.

Göçmenlerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalan mevcut eğitim sistemi nesilden nesile aktarıyor ve sonsuz bir döngü halinde toplumsal eşitsizliği artırıyor.

Rapora göre göçmen çocuklar – köken ülke, din, cinsiyet, sosyoekonomik durum gibi çeşitli sebeplerle farklılık gösterse de – eğitimde fırsat eşitsizliğinden açıkça etkileniyor. Sosyal, dilsel ve kültürel birçok bariyerlerin yanı sıra kalıcı bir adrese sahip olmama, ailelerin sosyoekonomik olarak yetersizliği, aileler tarafından eğitime verilen önemin eksikliği, ailelerde ve öğrencilerde eğitim sistemi hakkında bilgi eksikliği, yasal statü eksikliği veya geçici statüye sahip olmak gibi nedenler de öğrencilere büyük zorluklar yaşatıyor. Bunların sonucunda da göçmen çocuklar sınavlarda diğer öğrencilere kıyasla daha düşük performans gösteriyor ve okulu erken bırakmaya daha eğilimli oluyor. Bu dezavantajlar göçmenler arasında işsizlik oranını artırmakta veya göçmenleri daha düşük maaşlı/statülü işlerde çalışmaya iterek düşük hayat standartlarında yaşamaya mecbur bırakıyor.

Avrupa hükümetleri ve AB mekanizmaları ise bu duruma cevap vermekte yetersiz… Yıllardır eğitim sistemlerini farklılıklara duyarlı hale getirmeye uğraşsalar da bu hedefe ulaşmada henüz çok az yol kat edilebildi. Çünkü göçmenlerle ilgili sorunlar hep küçük çaplı ve geçici inisiyatiflerle çözülmeye çalışıldı ve gerçekten ihtiyaç duyulan yapısal reformlar nadiren gerçekleşebildi. Dolayısıyla raporda bir anaakımlaştırmadan bu güne dek söz edilemediğinin altı çiziliyor.

Göçmen çocuklarının eğitimi, Avrupa’nın göçmen entegrasyonu ile olan imtihanının kalbindedir

Göç yönetimi çok boyutlu ve farklı konuların bir arada değerlendirilmesine ihtiyaç duyulan bir yapıdır ve bu çok boyutluluk eğitim politikalarında da geçerlidir. Örneğin en basitinden okul öncesi, ilk, orta ve yüksekokul gibi farklı seviyelerin bulunması eğitim sorunlarının çözülmesinde tek tek ele alınmayı gerektirmektedir. Bu yüzden farklı aktörler ve seviyeler arasında yüksek bir koordinasyon şarttır. Yönetim mekanizmalarında yer alan kişilerin göçmenlerle ilgili zorluklarda gerekli fayda-zarar analizlerini yapamaması, göçmenlerin sayısı doğrultusunda gerekli altyapı hazırlıklarının gerçekleştirilememesi, sorunlara zamanında el atılmaması ve farklı yönetim düzeylerinde demografik değişimlere ayak uydurulmaması ülkelerin göç yönetimini zorlaştırmaktadır. Ayrıca işin ekonomik yönetimi de çok mühim olup bu konuda da eksikliklerin bulunduğunun altı çizilmektedir.

Karar alıcılar nelere dikkat etmeli?

Öncelikle eğitim sistemi içerisinde yer alan bütün ortamlar ve personeller, her açıdan farklılıklara karşı donanımlı ve yeterli olmalıdır. Göçmen öğrenciler homojen bir grup gibi algılanmamalı, aksine farklı gruplardan ve altyapılardan gelen öğrencilerin ihtiyaç çeşitliliği doğru analiz edilmelidir.

Ayrıca eğitimin genel entegrasyon sürecindeki önemi doğru anlaşılmalıdır çünkü eğitim sistemi, ortak toplumsal değerlerin yaratılması ve toleransın gelişmesinde kilit bir role sahiptir. Okullar hem öğrenciler hem de aileleri için bir sosyalleşme, dil geliştirme ve bilgi aktarım merkezi özelliği taşımaktadır.

Ek olarak Avrupa’da yükselen yabancı düşmanlığı aşırıcılık, şiddet eğilimleri, kutuplaşma gibi siyasi sebepler de eğitimin iyileştirilmesi için önemli bir engel arz etmektedir. Bu gibi durumların kültürel ve dini farklılıklardan iletişim eksikliğinden kaynaklanmakta olduğu düşünülürse bu engellerin kaldırılmasında eğitim büyük rol oynayacaktır. Çünkü okullar bu iletişim eksikliğinin giderilmesinde ve ortak toplumsal değerlerin üretilmesinde oldukça önemli olabilmektedir.

Raporun getirdiği öneriler

21.yüzyılın beraberinde getirdiği koşullara göre pedagojik yaklaşımlar ve içerikler tasarlamak günümüzde göçmenlerin eğitimi için büyük fırsatlar sunmaktadır. İş piyasasının gösterdiği değişimle ve otomasyonun insan gücünün yerini büyük ölçüde almasıyla birlikte düşük vasıflı işgücüne ihtiyacın azalması, eğitim açısından dezavantajlı olan göçmen veya göçmen kökenli çocukların gelecekte iş bulamaması ve toplumdan ayrışması tehlikesini tetiklemektedir. Fakat teknolojik gelişmeler, girişimcilik, yaratıcılık, eleştirel düşünme, medya okur-yazarlığı gibi güncel pedagojik yaklaşımlar benimsenerek bu tehlikenin önüne geçmek mümkündür. Online eğitim ortamlarının oluşturulması, kişisel eğitim metotlarının pedagoglar tarafından belirlenmesi gibi uygulamalar da çözüme katkı sağlayabilir.

Rapor göçmen öğrencileri belli özel ihtiyaçlara sahip ve yük olarak görülen bir kitle olarak değerlendirmektense,   onları geleceğin vatandaşları olarak görüp onları güçlendirmeyi hedeflemektedir. Bu sayede eğitimde göçmen entegrasyonu anaakımlaştırılabilecek ve Avrupa toplumları bütün olarak bir uzlaşıya varabileceklerdir.