Nürnberg, 1929. O yıl düzenlenen Nazi Partisi Kongresi, Alman Oyun Yazarı Bertolt Brecht’in “Adolf Hitler’in karşı konulabilir yükselişi” dediği şeyin gerçek başlangıcıdır. Aynı yıl ABD’de başlayan yıkıcı ekonomik kriz, tüm dünyada büyük hasar yaratır. Büyük Buhran yılları işçi ve orta sınıf kesim için zor dünyanın her yerinde daha zor zamanlar haline gelir. Özellikle de Almanya‘da. Fabrikalar birbiri ardında kapılarını kapatır ve işsiz sayısı 6 milyona ulaşır. Umutsuzluk içindeki pek çok Alman, Nazilere veya onlar gibi üniformalara sahip Komünistlere katılır. Komünistler ve Naziler sonraki tüm seçimlerde şiddetle çarpışırlar. Hitler kargaşayı kışkırtırken aynı zamanda da bunu durduracak tek kişinin kendisi olduğunu iddia eder. Bu şantaj taktiği etkili olur. Hitler küçük esnafı ve ev sahiplerini, Kızıl Veba tehdidini yani eşitlikçi Marksistleri kınayarak kendi yanına çeker. Bunun sonucu şaşırtıcıdır. Hitler, artık Sosyal Demokratlardan sonra Almanya’nın 2. büyük partisinin lideridir. Mağlup devletlerdeki 1. Dünya Savaşı sonrası dönem ve dünyanın hemen her yerinde yaşanan buhran, hitabeti kuvvetli, kesin sonuç önerileri olan, güçlü ve etkileyici imajlarıyla diktatörlere zemin hazırlarken, bu boşluğu Almanya’da Hitler, İtalya‘da Mussolini, Portekiz’de Salazar, İspanya‘da Franco ve Sovyet Rusya’da Stalin doldurur.

Avrupa, 2008. Euro bölgesini güneyden vuran küresel ekonomik krizi Goebbels’in retorikleriyle fırsata dönüştürme çabasındaki aşırı sağ kamplar gitgide güçlenirken, Walter Benjamin kendisini şu meşhur sözüyle hatırlatıyor: Her faşizm yenilgiye uğramış bir devrime delalet eder. Size Avrupa aşırı sağının bu günlere gelebilmek için atlattığı badirelerden birini Srećko Horvat’ın “Naziler Ay’da mı yaşıyor?” başlıklı makalesinde çizdiği çerçeveye bir şeyler ekleyerek anlatmaya çalışalım.

Aşırı sağcı Neo-Nazi Hırvat Saf Haklar Partisi (HČSP) 13 Nisan 2012 tarihinde Zagreb’de ‘Uluslararası Milliyetçiler Mitingi’ organize etmeye çalıştı. Tanınmamış aşırı sağ partilerin yanında davet edilen nispeten tanınmış aşırı sağ partilerin bazıları şöyleydi:

  • Almanya’daki Neo-Nazi cinayetlerle ilişkilendirilen “Almanya Ulusal Demokratik Partisi” (NPD)
  • ‘Fransa’daki Yahudi sanatçıları fırınlayalım’ diyen eski Cumhurbaşkanı adayı Le Pen’in Genel Başkanı olduğu Fransız “Milliyetçi Cephe” (FN)
  • Boş zamanlarında Kapıkule’de İstanbul-Sofya otobüslerinin önünü kesip ‘Türklere Ölüm’ sloganıyla otobüsleri taşlayan üyeleriyle meşhur, eski “Bulgar Makedonyası Edirne Devrimci İç Örgütü” şimdilerde Bulgar Parlamentosu’nda 11 milletvekiliyle “İç Makedon Devrimci Örgütü” (VMRO)
  • Bosna Savaşı’nda Sırpların yanında Müslüman ve Hırvatlar’a karşı savaşa katılan ve Srebrenica Soykırımı günü kasabanın düşmesiyle Srebrenica kilisesine Yunan bayrağı asan, Yunanistan’ın eski Neo-Nazi yer altı örgütü, şimdilerde Yunan Parlamentosu’nda 16 milletvekilli ile temsil edilen Neo-Nazi siyasi parti “Altın Şafak”
  • Turancı görüşe sahip Türk dostu Macar milliyetçisi “Jobbik”.

Bu maceranın en tuhaf parçaları sondaki üç parti. Sondan başlayalım.

 

Macaristan: Jobbik

Macar siyasetindeki kronik göçmen karşıtı retoriklere “Macaristan’a Balkanlar üzerinden gelen göçmenlerin arkasında Soros olduğu” iddiasını eklemesiyle son seçimlerde %19 oy alarak ülkenin ikinci büyük partisi olan aşırı sağcı Jobbik, Türkleri, Macarları ve Finleri akraba olarak gören “Turancılık Akımını” savunuyor. Jobbik’in lideri Gabor Vona, “Türkiye ile yakınlaşmalıyız” diyerek Avrupa’daki ırkçıların hedefi olurken kendisine yönelik eleştirilere “Mindannyian Attila Unokai Vagyunk” (Biz de Atilla’nın torunlarıyız) diye cevap veriyor. Parti kurulduğu günden beri Macaristan’ın toprak kaybetmesine sebep olan 1920’deki Trianon Antlaşması’nın revize edilmiş halini hazırlamaya çalışıyor. Anlaşmanın yeni halinde Macaristan haritası Hırvatistan’ın kuzey topraklarının neredeyse tamamını içermekte. Ev sahibi Hırvat Saf Haklar Partisi (HČSP)’nin ‘Otokton Hırvat’ haritasında ise Güney Macaristan, Büyük Hırvatistan’a ait olarak gösteriliyor.

 

Yunanistan: Altın Şafak

Bu serüvenin ikinci tuhaf parçası olan eski Neo-Nazi yer altı örgütü Altın Şafak ise karşımıza yeni bir şiddet aktörü olarak çıkıyor. Daha önce Pakistanlı ve Afganistanlı göçmenlere ve Etnik Yunan olmayan Yunan vatandaşlarına karşı şiddet ve cinayet olaylarıyla gündeme gelen Yunan Parlamentosu’ndaki üçüncü güçlü partinin üyelerinin politik olarak izole edilmeleri anti-faşist rapçi Pavlos Fyssas’ın Eylül 2013’te bu partiye bağlı paramiliter çeteler tarafından öldürülmesiyle resmi olarak başladı denilebilir. Altın Şafak Partisi’nin paramiliter bir yapı kimliğinde fonksiyon ifa ettiği, bir taraftan Antik Yunan Medeniyeti’ne atıf yaparken bir taraftan Nazi sembol ve imajları kullanmaktan çekinmediği, popülist temalara sıklıkla referansta bulunduğu, sosyal devleti ve kapalı ekonomiyi kitch bir şekilde şiddetle savunduğu, AB karşıtı ve küreselleşme karşıtı reflekslerle hareket ettiği ve en önemlisi mültecilere karşı nefret dolu bir retoriği toplumun her alanında tedavüle soktuğu ifade edilebilir. Özellikle sol gruplara, Müslümanlara ve mültecilere karşı ortaya koyduğu hasmane ve yıkıcı söylem ve eylemleriyle matuf Altın Şafak, ekonomik olarak acze düşmüş, milli hassasiyeti yüksek sıradan Yunan vatandaşları için önemli bir alternatif olmayı sürdürüyor. Altın Şafak kurulduğu günden bugüne kadar Balkan odaklı bölgesel hedeflerini ana program olarak benimsedi. Bu program, Yunanistan‘ın Türkiye ile savaşarak İstanbul’u ve Batı Anadolu’yu yeniden ele geçirmesi, güney Arnavutluk (Kuzey Epir), Makedonya Cumhuriyeti’nin tamamı ile Güney Bulgaristan’a genişleyerek Büyük Yunanistan’ı yeniden kurmayı öngörüyor. Parti milislerinin Bosna Savaşı’nda Sırpların yanında Müslüman ve Hırvatlar’a karşı savaşa katılarak Srebrenica Soykırımı günü kasabanın düşmesiyle Srebrenica Kilisesi’ne Yunan bayrağı asmaları bu idealin tezahürü olarak görülebilir.

İskeçeli Sosyolog Dr. Halim Çavuşoğlu, Yunan Vatandaş(sız)lık Kanunları kitabının arka kapağında Türkçe anlamı “Hedef” olan Altın Şafak’ın haftalık yayın organı Stohos Gazetesi’nin, devamında Türk, Makedon, Arnavut ve Bulgar diplomatlar ile yine Türk, Makedon, Arnavut, Ulah, Bulgar ve Musevi azınlık içinde önde gelen isimlerin kimlik bilgilerinin yer aldığı bir listenin bulunduğu Hedef Ateş ve Balta başlıklı şu haberine yer veriyor:

“Kriovrisi köyünden Konrdos, Lukas, Hristos…. Elos köyünden Avgis, Stoikos, Savinis…. Mavropigi köyünden…. Komanos köyünden…. Kastoria köyünden…. Ermakia köyünden…. Foufa köyünden…. Türkiye’nin Komotini Başkonsolosluğu’nden G.P., A.N.C….” Bizi parçalamak isteyen zehirli yılanlar bunlar: Onları bulun ve kafalarını koparın, Bağışlamak yok, unutmak yok, duygusallık yok. Yunan olmadıklarına göre, ruhları yoktur ve dolayısıyla onlar karşısında hangi davranış biçimi olursa olsun günah değildir. Onlara acımanız için hiçbir sebep yoktur. Ateş ve balta, çünkü yılanlar her zaman yılandır.

(Önümüzdeki sayıda hesabı gorülmesi gereken daha başka yılanları da yayınlayacağız)

 

Bulgaristan: VMRO

Bu maceranın şimdilik son tuhaf parçası Bulgaristan’ın İç Makedon Devrimci Örgütü Partisi (VMRO)’nun adı ise bu aralar Lukovmarş adıyla 2003’ten beri her yıl 14 Şubat’ta Bulgaristan Ulusal Birliği Parisi (BNS) öncülüğünde 13 Şubat 1943’te suikast sonucu öldürülen 1930’ların Nazi yanlısı Savaş Bakanı General Hristo Lukov’u anmak için düzenlenen Neo-Nazi yürüyüşü ile anılıyor. Yürüyüşün neden Lukov’un ölüm yıldönümünden bir gün sonra düzenlendiği 15 yıldır esrarını korurken, yürüyüşte kullanılan sembollerin biri bize pek tanıdık geliyor. Lukovmarş yürüyüşlerinin de sembolü haline gelen IYI Tangrası (tamgası) genelde BNS, ATAKA, VMRO gibi Aşırı Irkçı partilerin Türk ve Osmanlı karşıtı gösterilerinde kullanılıyor. Tamga Protobulgarların (Ön-Bulgar) ilk başkenti Pliska’da 1961 yılında yapılan kazılarda ortaya çıkarıldı. Bulgar etnik bilinci özelde Türk karşıtı, genelde Pro- Slavortodoks etnodini söylemler üzerinden yükselirken bu sembolün Oğuzların Kayı Boyu’nun simgesi ile olan ibretlik benzerliği Slav Araştırmacıları ve Etnologlar tarafından reddediliyor. Diğer taraftan Bulgar Primordialistler Tatar ve Avar kavimlerin Protobulgar olduğunu ve 7.yy’de Tuna nehrinin güneyine inen ilk Ön-Türklere öncülük eden ve Bulgar tarihinin bilinen ilk kahramanı Han Asparuh’un Slavofon Tatar olduğunu ve Slavcanın Balkanlara yayılmasına Kiril ve Metodi kardeşlerden daha fazla katkıda bulunduğunu iddia etmekteler. Bu gibi sav, iddia ve tezleri tarihçilere bırakıyor ve toparlıyorum. IYI tamgasının Osmanoğulları’ndan 6 yüzyıl önce Bulgarlar tarafından kullanıldığı, bugüne gelindiğinde Bulgar Neo-Nazi ve Aşırı Irkçıların simgesi haline geldiği ve yine bu simgenin Türk ve Osmanlı karşıtı gösterilerde kullanıldığı gibi garip bir olgu var karşımızda.

Yani ortada Macaristan’ın bir bölümünün Hırvatistan’a katıldığını görmek isteyen Hırvat milliyetçilerin, Hırvatistan’ın büyük bir bölümünün Macaristan’a katıldığını görmek isteyen Turancı Macar milliyetçileri; Bosna’da kendilerine karşı savaşan, dahası Bulgaristan’ın bir bölümünün Yunanistan’a katıldığını görmek isteyen Türk ve Bulgar düşmanı Yunan milliyetçilerle; Yunanistan’ın bir bölümünün Bulgaristan’a katıldığını görmek isteyen, dahası Türklerin de kullandığı simgelerle miting yapan Türk ve Yunan düşmanı Bulgar milliyetçileri birlikte davet ettiği bir durum var. Sonuç: Hırvatistan’ın Sosyal Demokrat – Liberal Demokrat Koalisyon Hükümeti son dakikada aldığı bir kararla mitingi ve devamında gerçekleşmesi planlanan konferansı yasakladı.

O sene garip bir miting organize etmeye yeltenip beceremeyen partilerin neredeyse tamamı 6 yıl sonra Parlamentolarda “iktidar olma planları” yapıyor.

*Önümüzdeki yazıda Avrupa Aşırı Sağı’nın mantıkla imtihanını yayınlamaya devam edeceğiz.