“Çocuk gelinler” meselesi eskiden beri var olsa da, medyanın Suriyeli sığınmacılara olan “özel ilgisi” sebebiyle son yıllarda haberlere sık sık konu olmaya başladı. Olumsuz örneklerin kasten öne çıkarılması ile Türkiye’nin “çocuk gelinler” problemini sığınmacılar ile “ithal ettiği” düşünülebilir.

Söz konusu algının oluşmasında medyanın yanı sıra akademik çalışmalardaki özensizliğin de payı bulunuyor. Kırıkkale Üniversitesi’nde “Türkiye’nin Suriyeli Çocuk Gelinleri: Sosyolojik Bir Değerlendirme” başlığıyla yayımlanan bir makalenin hemen başında, özet kısmında şu ifadelere yer veriliyor: “Bilindiği gibi ülkemiz son yıllarda Suriye’den önemli bir oranda göç aldı. Suriyeli sığınmacılar Türkiye’ye gelmeye başladıktan sonra, kızlarının namus ile ilgili bir sıkıntı yaşamaması, hiç olmazsa kalacak daimi bir evlerinin olması, ekonomik yüklerinin olması, vb. gerekçelerle kızlarının erken yaşta evlenmesine onay verdiler.” Akademik bir çalışmada yer alması tuhaf görülebilecek anlatım tarzını bir kenara bırakalım. Suriyeli sığınmacıların (yazarlar “bir kısım”, “bazı” gibi sıfatlar eklemeyi gereksiz görmüş) kızlarının çocuk yaşta evlenmesine onay verme sebepleri arasında “namus ile ilgili bir sıkıntı yaşamama”, “kalacak yer”, “ekonomik yük” bulunuyor. Özette bu beylik cümleleri gördükten sonra makalede bu çıkarımlara yazarların nasıl ulaştığına dair bir şeyler görmeyi bekliyoruz.

Makalenin ilerleyen bölümünde araştırmacılarımızın  bu sonuca bazı “resmi belgeler, akademik çalışmalar, bilimsel araştırmalar, raporlar ve makaleleri” inceleyerek ulaştığını öğreniyoruz. Kıymetli araştırmacılarımız, bu tarz masa başı çalışmaların “konuyla ilgili kişi ya da kurumlara ulaşmanın mümkün olmadığı durumlarda” oldukça değerli olduğunu yazıyor. Bu cümleden sonra makale konusunun “Kadeş Anlaşmasının Tarafları” ya da “Sultan Abdülaziz’in sır katibi Vasfi Paşa” olduğunu düşünebilirsiniz. Öyle ya, konuyla ilgili kişi ve kurumlara ulaşma şansı olmadığından belgeleri incelemekle yetinmek zorundayız. Fakat makalenin yazarları milyonlarca Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye’nin bir üniversitesinde görev ifa ediyor. Hadi kurumlara erişimin zaman zaman güç olduğunu kabul edelim lakin bir vatandaş şu memleket hudutları içinde yaşayıp Suriyeliler üzerine bir araştırma yapmak ister de “kişilere” nasıl ulaşamamayı becerebilir? Diyelim beceremedi, şu halde, araştırma için tek bir Suriyeli sığınmacıyla görüşmeden öyle kesin sonuçlara nasıl ulaşabilir? Mümkün. Türkiye Akademisi’nde maalesef mümkün.

“Türkiye’nin Suriyeli Çocuk Gelinleri” başlıklı 20 sayfalık makalenin yalnızca bir buçuk sayfasında, “Türkiye’nin Suriyeli Çocuk Gelinleri” ne dair “akademik ve bilimsel” araştırmalar yer alıyor.  Türk Tabibler Birliği’nin 2016’da yayımladığı bir çalışmadan alıntı yapılarak kız çocuklarının ücret karşılığı evlendirildiğinden bahsedildikten sonra bunun bir istismar olduğu çıkarımı yapılıyor. Ardından Polis Akademisi tarafından düzenlenen bir programda konunun tartışıldığı anlatılıyor ve evlendirilen çocukların yaş ortalamasının 12’ye kadar düştüğü belirtiliyor. Son olarak bir Mazlumder raporuna referans verilerek Suriyeli kadınların çok eşliliğe zorlandığı ifade ediliyor.  “Bilimsel ve akademik yayınlar” bölümünün ardından makalenin yazarları basında konuyla ilgili çıkan haberleri alt alta getirmiş.

Makalenin sonuç kısmına gelindiğinde şöyle bir cümle dizisine rast geliyoruz: “(…) Suriyeliler ise sağlık, eğitim, istihdam, ekonomi, suç gibi pek çok olumsuzluğu beraberinde getirmesi nedeniyle sorun olarak nitelendirirken, bunlara bir de çocuk gelin vakalarındaki artışlar eklenmiştir.” “Suriyelilerin pek çok olumsuzluğu beraberinde getirmesi” ifadesine ilk kez rastlıyoruz. Muhtemelen “Suriyeliler bu alanlarda problemler yaşıyor” denmek istendi.

Peki ama, “kızlarının erken yaşta evlenmesine onay veren Suriyeliler” nerede? Hangi sebeplerle buna “onay verdikleri”ne hangi araştırma sonucu ulaşıldı? Tek bir Suriyeliyle görüşmeden böyle iddialı sonuçlara varmak mümkün olabiliyor mu? Evet, Türkiye Akademisi’nde mümkün. Ne yazık ki mümkün.

 

*Bahsi geçen çalışmanın yazarlarının her türlü cevap hakkı saklıdır. Herhangi bir editöryal müdahaleye uğramadan bu yazıyla aynı mecrada paylaşılacaktır.

 


 

Bahsi geçen çalışmanın yazarı Sn. Aybike Dinç’ten 11 Eylül tarihinde tarafıma gönderilen cevap metni şu şekilde: 

“Erken evlilikler ve çocuk gelinler, ülkemizin uzun yıllardır mücadele ettiği ancak her toplumsal olguda olduğu gibi, medya kaynaklarına erişim imkânının artması ile özellikle son yıllarda daha çok göze çarpar hale gelen bir toplumsal sorundur. Çocuk gelinlerin geleneksel toplum yapılarında daha sık rastlanan bir olgu olduğu pek çok araştırma ile ifade edilmiştir.

Yazınızda Türkiye’nin “çocuk gelinler” problemini sığınmacılar ile ithal ettiği algısının oluşmasında medya kadar, yazmış olduğumuz bildirinin de payı olduğunu, Suriyeli mültecilerin olumsuz yanlarının kasten ön plana çıkarıldığını ifade etmişsiniz. Eğer bildiride “Türkiye’de çocuk gelin yoktu, Suriyeli mültecilerin gelmesiyle ortaya çıktı” şeklinde bir ifade kullanmış olsaydık, bu ifadenizde haklı olabilirdiniz. Ancak biz zaten uzun yıllardır varlığını sürdüren, onlarca kurum ve kuruluşun mücadele ettiği bir toplumsal sorunun, ülkemizin aldığı çok sayıdaki göç ile daha da büyüdüğünden bahsetmekteyiz. Kaldı ki bildirinin giriş kısmında göç olgusunun tanımı ve göç alan bölgenin karşı karşıya kaldığı sorunlar arasında çarpık kentleşmeden ekonomik güçlüklere, nüfus yoğunluğunun hızla artmasından bulaşıcı hastalıklara ve sosyo-kültürel değişmelere kadar her türlü soruna açıklamalarıyla yer verilmiştir.

“Suriyeli sığınmacılar Türkiye’ye gelmeye başladıktan sonra, kızlarının namus ile ilgili bir sıkıntı yaşamaması, hiç olmazsa kalacak daimi bir evlerinin olması, ekonomik yüklerinin olması, vb. gerekçelerle kızlarının erken yaşta evlenmesine onay verdiler” cümlesinde geçen “namus ile ilgili bir sıkıntı yaşamama”, “kalacak yer”, “ekonomik yük” ifadelerinin akademik bir çalışmada yer almasının tuhaf olduğunu ve bu çıkarımlara nasıl ulaştığımızı görmek istediğinizi belirtmişsiniz. Bu ifadeler şahsi yorumlarımıza değil, erken evliliklerle ilgili pek çok araştırma sonucu elde edilen verilere ve başka akademik kaynaklara dayandırılarak kullanılan ifadelerdir. Örnek olarak:

  • “Çocuk yaşta evlendirmelerin gerekçeleri arasında ilk elden söylenmesi gereken sosyo-ekonomik şartların göstergeleridir. Daha önce de belirttiğimiz üzere dünyada ve ülkemizde çocuk evliliklerin daha fazla görüldüğü yerler ile yoksulluk ve eğitimden uzaklık önemlidir. Kimi ailelerde özellikle kız çocukları büyüdükçe aileye yük olarak görülmekte, bir an önce evlendirilerek külfetten kurtulmak ve başlık parası gibi gelenekler aracılığıyla kazanç elde edilmektedir.” (Durdu & Yelboğa, 2016: 801)*
  • “Maddi durumu iyi olmayan ailelerde, kız çocuklarının küçük yaşta evlendirilmesinde, ekonomik kazanç elde etme dürtüsünün büyük etkisi vardır. Ekonomik açıdan olumsuz yaşam koşullarına sahip olan bu ailelerde ebeveynlerin ve çoğunlukla da babanın karar verdiği bu evliliklerde, kız çocukları adeta kazanç getirecek bir ticaret nesnesi gibi görülebilmektedir. Dolayısıyla kız çocukları üzerinden başlık parası elde etme şeklindeki ekonomik kazanç beklentisi, bu tür sosyal sorunların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan başlıca sebeplerden biri olarak dikkat çekmektedir.”  (Anık & Barlin, 2017: 1834)**
  • “Bizim orada kızlar okumazdı. Eğer okurlarsa, erkeklerle gezer tozar, adı çıkar diye korkarlardı. Benim babam da çok disiplinliydi. Beni okula bu yüzden hiç yollamadılar, ama ben okumayı çok isterdim. Şimdi yedi yaşındaki torunum bile benimle okuman yok diye dalga geçiyor. (…) Eşimin ailesi beni bir düğünde görüp, beğenmişlerdi. İstemeye karar vermişler ve gelip istediler. Bizim oralarda o zaman başlık parası vardı. Başlık parası karşılığında babam beni verdi (…)” (Anık & Barlin, 2017: 1834)
  • Erken yaşta evliliklere toplumsal baskılar da sebebiyet verebilmektedir. Toplumların yaşattığı bazı gelenekler (töre, beşik kertmesi, başlık parası ve berdel gibi) ailelerin kızlarını erken yaşta evlendirmelerine sebep olmaktadır.” (Yağbasan & Tekdemir, 2017: 23)***

“Masa başı çalışma” olarak nitelendirmiş olduğunuz “literatür taraması” ya da diğer adıyla “doküman incelemesi” sosyal bilimlerde oldukça sık kullanılan bir araştırma yöntemi olup; resmi belgeler, akademik çalışmalar, bilimsel araştırmalar, raporlar ve konuyla ilgili makalelerden derlenen bilgiler, ortaya konulan teze dayanak oluşturarak, bilginin güvenilirliğini artırmak amacı taşır. Bununla ilgili olarak bildirinin “Yöntem” başlıklı kısmında şu ifadelere yer verilmiştir: “Türkiye’de yaşanmakta olan Suriyeli sığınmacılar sorununa çocuk gelinler bağlamında yaklaşarak, ülkemizdeki Suriyeli çocuk gelinleri konu edinen bu çalışmada yöntem olarak, nitel araştırmalarda önemli bir bilgi kaynağı olan doküman incelemesi yapılmıştır. Bu doğrultuda, Türkiye’ye sığınan Suriyeli kız çocuklarının erken yaşta evlendirilmesi sorununa ışık tutabilecek resmi belgeler, akademik çalışmalar, bilimsel araştırmalar, yayınlanan rapor ve makaleler ve konu ile ilgili yazılı basında çıkan haber dokümanları incelenmiştir. Resmi belgeler, basın açıklamaları, yazılı kural ve yönergeler, gazete, dergi ve kitaplar gibi dokümanlar, araştırılan konuyla ilgili kişi ya da kurumlara ulaşmanın mümkün olmadığı durumlarda etkili bir bilgi toplama yöntemi olması ve araştırmacıya geniş bir örneklem sağlaması bakımından değer taşımaktadır. Konu hakkında yazılı basında çıkan haber ve yorumlardan elde edilen zengin veri kaynaklarıyla, araştırmanın inanılırlığına katkı sağlanmaya çalışılmıştır.”

Araştırma yöntemi olarak “saha çalışması” yerine olarak “döküman incelemesi” yapılmasının bir diğer sebebi ise şahsi olarak ulaşacabileceğimiz kişi sayısının, Türkiye genelini yansıtmayacak olmasıdır. Küçük ölçekli bir saha çalışmasında belirli bir bölgede, ulaşabildiğimiz kadar kişi üzerinden değerlendirme yapmamız gerekir ki, bölgelerdeki sürekli hareketlilikten dolayı bu sayı da sürekli değişkenlik gösterecek, sağlıklı nesnel bir sonuç almayı zorlaştıracaktır. Bu nedenle araştırma bulgularında, büyük ölçekli araştırmalar yapabilen kurumların resmi sayısal verilerini kullandık.

“Türkiye’nin Suriyeli Çocuk Gelinleri: Sosyolojik Bir Değerlendirme” başlıklı 20 sayfalık bildirinin, başlıklara göre dağılımını ele alacak olursak; 1 sayfa Türkçe ve İngilizce özet, 3 sayfa giriş ve metodoloji, 4 sayfa tanım ve açıklama, 5 sayfa “çocuk gelin” olgusunun Türkiye ve Dünya genelindeki durumu,  2 sayfa basın haberleri, 2 sayfa sonuç ve 3 sayfa kaynakça gösterimi yapılmıştır. Her bir tanım, açıklama, tablo ve sayısal veri için atıfta bulunularak akademik ve bilimsel kaynak gösterimi yapılmıştır. Bu nedenle “20 sayfalık makalenin yalnızca bir buçuk sayfasında, “Türkiye’nin Suriyeli Çocuk Gelinleri” ne dair akademik ve bilimsel araştırmalar yer alıyor” ifadenizi reddetmek zorunda olduğumuzu bildiririm.

Ayrıca araştırmada Türk Tabibler Birliği’nin 2014 yılında yayınladığı “Suriyeli Sığınmacılar ve Sağlık Hizmetleri Raporu”, Polis Akademisi Suç Araştırmaları ve Kriminoloji Araştırma Merkezi (SAMER)tarafından 11-13 Aralık 2015 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilen sempozyumu bildirileri ve Mazlumder raporunun yanı sıra; Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA)’nun yayınlamış olduğu Suriye Krizi Bölgesel AylıkRaporları,  TÜİK, Evlenme İstatistikleri ile TÜİK Doğum İstatistikleri ve Birleşmiş Milletler İktisadi ve Toplumsal İşler Birimi tarafından 2000 yılında gerçekleştirilen Evlilik Modellemeleri Araştırması bulgularından ve pek çok akademik çalışmanın verilerinden de yararlanılmıştır. Bu kaynakları göz ardı ederek, tüm çalışmayı yalnızca 3 kaynağa indirgemenizde nasıl bir kasıt olduğuna anlam veremediğimizi ve 28 farklı bilimsel ve akademik kaynağa atıfta bulunularak hazırlanmış bir bildirinin, bilimsel olmadığını iddia etmenizi esefle karşıladığımızı belirtmek zorundayım.

 Çocuk gelinler sorununu, Suriyeli mültecilerin hızla artan sayısı bağlamında geniş bir perspektiften ele alarak ve Suriyeli mültecilerin sorunlarına yalnızca çocuk gelinler açısından değil, yaşamakta oldukları diğer sorunlara da değinerek hazırlamış olduğumuz akademik bildirinin içinden yalnızca belirli cümleleri seçerek oluşturmaya çalıştığınız “Suriyeli göçmenler çocuk gelin sorununu ve başka diğer sorunları ülkemize getirdi” algısını kabul etmemiz mümkün değildir. Bu bildiride amaç Suriyeli mültecileri bir sorun kaynağı olarak göstermek değil; aksine Suriyeli göçmenlerin yaşadığı sorunlara ve ülkemizdeki mülteci sayısının hızla artması sonucu artış gösteren mevcut sorunlarımıza ışık tutarak çözüm aramaktır. Bu nedenle ““Türkiye’nin Suriyeli Çocuk Gelinleri: Sosyolojik Bir Değerlendirme” başlıklı bildirinin tarafsız bir gözle ve sağduyu ile okunmasını sizden ve değerli okurlarınızdan istirham eder, saygılar sunarım.

 

* DURDU, Z., YELBOĞA, Y. (2016), Türkiye’de Çocuk Gelinler Üzerine Bir Araştırma: Mersin Örneği, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt: 9, Sayı: 44, s.800-807

** ANIK, M., BARLİN, R. (2017), Türkiye’de Çocuk Gelinler Sorunu: Balıkesir Örneği, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Cilt: 6, Sayı:3, s.1827-184

*** YAĞBASAN, M., TEKDEMİR, N. (2017) Sosyolojik Perspektiften Çocuk Gelinlerin Yaşadıkları Travmalar (Doğu ve Güneydoğu Anadolu Özelinde Anne-Çocuk İlişkisi Ve İletişimi Bağlamında Bir Alan Araştırması) Sosyal Bilimler Dergisi / The Journal of Social Science, Yıl: 4, Sayı:16, , s.18-32″